Savaş sonrası Suriye rejimi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ülkesinde uzun yıllar devam eden iç savaşın ardından uluslarası ilişkilere ağırlık verdi. Suriye’de bitme noktasına gelen iç savaş sonrası İran, Rusya, İsrail, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasında nasıl tutum değişiklikleri gözlemlendi?

Savaş sonrası Suriye rejimi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, ülkesinde uzun yıllar devam eden iç savaşın ardından uluslarası ilişkilere ağırlık verdi. Suriye'de savaş sona ermişken İran, Rusya, İsrail, Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki paralel nüfuz mücadelesi hız kazandı. Bu bağlamda Suriye rejiminin uluslarası ilişkileri ve söz konusu ülkelerin tutumu nasıl evrildi?

Uzun süredir bilindiği üzere Türkiye, Suriye’de güvenli bölge kurmak istiyor ve bunun üzerine çalışmalar yürütüyor. Rusya’da Türkiye'nin kurmayı planladığı güvenli bölge fikrine olumlu yaklaşan ülkeler arasında yer alıyor. Şam ve Tahran’ın görüşü ise burada rejim askerlerinin olması gerektiği görüşünde. Türkiye'nin Suriye topraklarındaki tüm hamleleri rejimde ciddi rahatsızlık yaratıyor ama Rusya, Türkiye ile çalışmaya daha yakın bir noktada. Bu sebep doğrultusunda Rusya, Şam’a baskı uygulayabiliyor.

İran'ın dini lideri Ali Hamaney’de, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda oluşturmayı planladığı güvenli bölgeyi tehlikeli bir komplo olarak algılıyor ve şiddetle karşı çıkıyor. İran ve Suriye bu yapılanmadan hoşnut olmasada iki ülke de Rusya'ya bağımlı durumda ve Rusya, Esad'ın bugüne kadar ayakta kalabilmesinde en büyük rolü oynadı. Bilinen üzere iç savaş sırasında Esad'ın tek yurt dışı ziyareti Rusya'ya olmuştu. Dolayısıyla bu bir kırılma değil ancak Rusya'nın Türkiye’ye yakın duran pozisyonundan memnun olmadıklarını söyleyebiliriz.

Daha önce 2015 ve 2018'de iki kez Rusya'ya giden Esad, Tahran'a savaşın başından bu yana ilk kez geçtiğimiz dönemde gitti. Bu görüşme İran’ın Rusya’ya bir mesaj verdiği şeklinde yorumlanmıştı. Savaş sona yaklaştıkça, Rusya ile İran'ın pozisyonlarındaki ayrışma daha belirgin şekilde ortaya çıktı.

ABD’nin ve İsrail'in karşı çıktığı gibi Rusya'nın da İran'ın bölgede egemen güç olmasına karşı çıktığı düşünülüyor. Burada iki ülke arasında da, Suriye'nin geleceği açısından bir güç mücadelesi söz konusu. Bu mücadele ileride enerji meselesinde de karşımıza çıkacak. Suriye rejimi biraz daha durulduğunda, üç veya dört sene sonra enerji hatları meselesi gündeme gelecek.

Öte yandan Netanyahu’da, Putin'in 2015'ten bu yana en sık görüştüğü liderlerden. İkili, Eylül 2015'ten bu yana 11 kez görüştü. Çünkü İsrail, İran'ın, komşusu ve Suriye'de artan etkinliğini tehdit olarak görüyor. Rusya'nın da aynı bölgedeki gücünü kullanarak bu etkinliği sınırlamasını talep ediyor. İran'ın etkinliğinin azaltılması konusunda İsrail, ABD ve Körfez ülkeleri birlikte hareket ediyor. ABD, Suriye'den çekilme kararı sonrası bölgeyi İran'a bırakmamak için 400 askerini Suriye'de bırakmış ve bu bağlamda Körfez ülkelerini destek vermeye çağırmıştı.

Suriye’de bahsi geçen tüm bölgesel güçler içinde İran'ın, Türkiye'nin, Körfez'in ve İsrail'in varlığı var. Rusya ise aslında hiçbirinin bölgede egemen güç haline gelmesini istemiyor. Söz konusu dört temel ayağın Suriye özelinde altın ayar içerisinde dengeli gitmesini istiyor ve birbirlerini sınırlandırmalarını istiyor.

Diğer ülkelere nazaran, Rusya ile İsrail'in ilişkileri çok daha stratejik bir zemine oturuyor. İsrail nüfusunun dörtte biri Rusça konuşur, eski Sovyet ülkelerinden gelmedir. Askeri teknoloji konusunda iki ülkenin işbirliği vardır. Rusya'daki Yahudi nüfusun etkisi de çok güçlüdür. Rusya'nın ABD ile ilişkileri bağlamında İsrail'in rolü ve Rusya'nın Ortadoğu çıkarları açısından İsraille ciddi stratejik işbirliği söz konusu.

Bir diğer yandan Türk kamuoyunda Rusya’ya yönelik yeni bir sempati oluştuğuda görülmektedir. ABD’nin Fetullah Gülen’i iade etme konusundaki çekimser tutumuna karşın, Rusya bu örgütle bağlantılı kurumları 2006’da yasaklamıştır. Gündemde olan bir diğer konu S-400’ler ve Suriye konusunda da Rusya’nın Türkiye’ye yakın durması, Ankara ve Moskova arasında yeni bir anlayış birliği oluşmasına katkı sunmuştur.