Sarı yelekliler ve Batılı medya organlarının protestolara yaklaşımı

Fransa'da Kasım 2018'den bu yana devam eden protesto gösterilerinde 10'dan fazla kişi hayatını kaybederken yüzlerce kişi de yaralandı. Batılı medya organlarının görmezden geldiği olaylar dünya genelinde tepkilere yol açarken, ortaya çıkan çifte standartlı yaklaşım dikkat çekiyor. Bununla birlikte yaşananlara ilişkin tablo, Batılı medya organlarının tarafsızlığını sorgulatır nitelikte.

Sarı yelekliler ve Batılı medya organlarının protestolara yaklaşımı

Fransa'da 17 Kasım 2018'de başlayan ve Belçika ile Hollanda başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesine yayılan protesto gösterileri, çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce kişinin de yaralanmasına neden oldu. Gösterilerde sarı işçi yeleklerinin giyilmesi, protestolara katılanların "sarı yelekliler" olarak anılmasına sebebiyet verdi. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron liderliğinde Fransa'da artan vergileri, kemer sıkma önlemlerini ve trafik cezalarını protesto eden binlerce kişi, Fransız güvenlik güçlerinin şiddetli müdahalesi ile karşılaştı. Macron'un söylemlerinin daha da sertleşmesi yanında müdahale dozunun artması protestoların ülke geneline yayılmasını sağladı. Tüm bunlar yaşanırken ülkedeki gelişmelerin Batılı medya organlarında yeterince yer bulmaması dikkat çekti. Dünya genelinde tepkilere yol açan uygulamalara sahne olan eylemlerle ilgili medya ağları eleştirilerin hedefi oldu. Bununla birlikte yaşananlara ilişkin ortaya çıkan tablo, medyanın tarafsızlığının sorgulanmasına neden oluyor.

Macron'un tutumu ve güvenlik güçlerinin orantısız müdahalesi

Kemer sıkma politikaları kapsamında bazı kararlarda değişikliğe gidilse de, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'ın protestoculara yönelik tavrı ve polis müdahalesini destekleyici söylemleri olaylarda sokak çatışmalarının yaşanmasına zemin hazırladı. Macron konuyla ilgili Mart 2019'da yaptığı açıklamada, "Bugün Champs-Élysées Bulvarı'nda meydana gelen şiddet olaylarına, artık gösteri denemez. Bu şahıslar Cumhuriyet'i tahrip ve hatta yok etmek istiyorlar. Orada olan herkes bu suçun ortağıdır. Kasımdan beri (Sarı Yelekliler'in taleplerini karşılamak için) birçok icraat yaptık. Ancak bugün gördük ki, bu konular üzerinde anlaşamıyoruz. (Şiddet olaylarının) tekrarlanmaması için en kısa zamanda sert kararlar alınması talimatı vereceğim." ifadelerini kullandı. Bu süreçte güvenlik güçlerinin şiddetli müdahaleleri dikkat çekerken, bazı medya ağlarında tepki çeken görüntüler ortaya sunuldu. Birçok alanda başlarda barışçıl gösteriler ve talepler doğrultusunda ülkeyi saran hareket, araya karışan anarşist grupların etkisiyle yer yer farklı yönlere saptı. Bu süreçte de şiddet eylemleri, yağmalamalar ve güvenlik güçlerine karşı saldırılar yaşandı. Ancak, bu kapsamda zarar gören barışçıl protestocular Macron yönetimine karşı daha kuvvetli bir tepkinin oluşmasında büyük bir pay sahibi oldu.

Batılı medya ağlarının duyarsızlığı

Tüm bunların yanında benzer olaylar Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede yaşanmıştı. Batılı medya organlarının bu ülkelerdeki yayınları göz önüne alındığında, Fransa'da çok farklı bir tablo ortaya çıktı. Nitekim, Türkiye'de güvenlik güçlerinin tüm kuralları göz önünde bulundurarak uyguladığı müdahaleler bile saptırılarak farklı algılar oluşturulmaya çalışıldı. Kitlesel olaylarda durgunluk görülse dahi bilinçli sağlanan içerikler ile taraflı yayınların ele alınması dikkat çekti. Bununla birlikte bugün Fransa'da yaşananlara bakıldığında gözler önüne serilen şiddete ilişkin kısıtlı bilgi paylaşımı dolaylı olarak tepkilerin oluşmasına neden oluyor. Türkiye, Rusya ve Venezuela gibi ülkelerde 24 saat kesintisiz yayınlarla belirli bir kesimi insan hakları, demokrasi ve ifade özgürlüğü kapsamında yücelten medya ağları, Fransa'da bu tutumun tam tersi yönünde hareket ediyor. Söz konusu sosyal haklar ve etik değerler, eşit bir yayın politikası geliştirilmesini işaret ederken, yaklaşımların yer ve taraflara göre değişmesi medya tarafsızlığını sorgulatır nitelikte. Sosyal medyada duruma tepki gösteren Lübnanlı analist Sarah Abdallah da yaşananlara yönelik ikili yaklaşımı işaret etti. Paris'teki bir müdahalenin görüntülerini paylaşan Abdallah, "Belki bu, bugün Fransa'dan ziyade Rusya, Venezuela ya da İran'da olsaydı, Batı medyasındaki her yerde birinci haber olurdu." ifadelerini kullandı.

Rotterdam olayı ve Türkiye'ye yönelik yaklaşımlar

Mart 2017'de Avrupa'daki programlar dahilinde Hollanda'da temaslarda bulunmak üzere bu ülkeye bir ziyaret gerçekleştiren dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, siyasi nedenlerden dolayı Hollanda'dan ayrılmak zorunda kalmıştı. Türkiye'nin Rotterdam Başkonsolosluğu önünde durumu protesto eden Türk vatandaşlarına yönelik polis müdahalesi ise büyük bir tepkiye yol açmıştı. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hollanda yönetimi ve bazı Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler yaşananları Amsterdam lehine meşru bir çerçeve içerisinde ele alırken, yaşananların Türkiye'nin sorumluluğunda olduğuna vurgu yapmıştı. Bununla birlikte Türkiye'nin 15 Temmuz 2016 darbe girişimi başta olmak üzere, terörle mücadele alanında Batılı medya organlarının çifte standartları ile karşı karşıya kalması sık sık tepkilerin hedefi olmuştu. Yaşananlara paralel olarak Fransa'da gerçekleştirilen gösterilerdeki durum düşündürücü bir başlık olarak öne çıkıyor. Bu noktada da Avrupa değerlerinin neye göre şekillendiği merak uyandırıyor.

Hem Batılı medya organlarına hem de AB'ye tepki var

Gelişmeleri takiben ortaya çıkan tabloda Türkiye ve diğer birçok ülkede yaşanan kitlesel eylemler ile AB içerisinde yaşanan olayların farklı değerlendirildiği gözlemleniyor. Bu kapsamda Avrupa dışı protesto hareketlerinde demokrasi, insan hakları ve güvenlik güçlerinin müdahalelerine yönelik eleştirilerde bulunan AB'li liderlere ilişkin geniş bir tepki ortamı doğmuş durumda. Batılı medya organlarının AB içi ve dışındaki olaylara yönelik eylemleri de mercek altına alındığında benzer bir politika ile karşılaşılıyor. Bölgesel uzmanlar ve duruma tepki gösteren bazı medya mensupları Avrupalı güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket etmeyen yönetici ya da hükümetleri küresel medya ağları ile baskı altına almaya çalıştığı konusunda hem fikir. İran, Venezuela, Rusya ve Türkiye'deki gelişmeler ile, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde yaşananların da söz konusu güçlerin çıkarları doğrultusunda değerlendirilmesi dikkat çekici bir başlık. Buna örnek olarak Mısır ve Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve adı geçen yönetimlerin desteğinde işlenen savaş suçlarına karşı oluşan sessiz blok gösterilebilir.