Yeni Ortadoğu düzeni

Geçtiğimiz yılın sonuna doğru Çin’de ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan Covid-19 salgını, Soğuk Savaş’tan sonra dengeleri değişen Ortadoğu’yu da vurdu. Salgınla birlikte gelirleri düşen Ortadoğu ülkelerinin görünümü değişmeye başladı. Uzun süreli savaşlardan ve karışıklardan yorulan Ortadoğu halkları, salgın karşısında başarısız olan yönetimlere karşı seslerini yükseltmeye başladı.

Çin’de ortaya çıkan yeni tip korona virüs (Covid-19) milyonlarca insanı evine kapatırken, yüz binlercesinin de hayatına mal oldu. Dünya ekonomisine darbe vuran salgın, en çok petrol gelirlerine dayanan Ortadoğu ülkelerini hüsrana uğrattı. Bugünlerde Ortadoğu’da manzara fevkalade şekilde perişan ve dahi Birinci Dünya Savaşı öncesi Balkanları yansıtıyor.

Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile 20’inci yüzyılda Ortadoğu’da yeni bir düzen kuruldu. Bu düzen 1950’lere kadar İngiliz ve Fransız yönetim ve himayesinde, parçalı Arap ulus devletlerinin kurulmasıyla sonuçlandı. Ortadoğu’da hegemonyanın daha ziyade ABD’ye geçtiği 1950’den sonra Soğuk Savaş rüzgarlarının estiği bölgede ülkeler seküler diktatörlerce yönetilmeye başlandı. Söz gelimi hepsi Arap milliyetçisi olan ve Arap uluslarını tek bir çatı altında toplamayı ve Filistin’i işgalden kurtarmayı hedefleyen bu totaliter yöneticiler, ironik bir biçimde Orta Doğu’yu parçalayan hegemon güçler tarafından iktidara getirilmişlerdi. Hegemon güçlerin isteklerini yerine getirmemeleri halinde ise çeşitli saray darbeleriyle ortadan kaldırılıyor ve daha kullanışlı diktatörler, ABD Başkanı Donald Trump’ın deyimiyle “kendi en favori diktatörleri” iktidara getiriliyordu.

Soğuk Savaş’ın bittiği yıllardan sonra yani 21’inci yüzyılın başlarından itibaren Ortadoğu’da yaşananlara bölgede yeni bir düzenin ya da düzensizliğin kurulmakta olduğunu gösterirken, geleceğe ilişkin de çok açıklayıcıdır. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, Irak’a “demokrasi getirmek” amacıyla, bir milyon kişinin ölümüne yol açarak önce Saddam Hüseyin ortadan kaldırıldı; ardından resmen olmasa da Irak fiilen üçe bölünmüş oldu.

Soğuk Savaş döneminin en acımasız diktatörlerinden Hafız Esad’ın doğal ölümünün ardından, göz hastalıkları üzerine Londra’da eğitim alan oğlu Beşşar Esad ile yine Londra’da yetişen Sünni eşi Esma Esed’in Suriye’ye dönmesi bölgede liberalleşme dalgasını başlatacağı düşünülüyordu. Fakat ikilin Şam’a gelmesiyle liberallikten eser kalmadı. Orta Doğu’da “modernitenin sembolü” olarak tanıtılan çift, 2011 Arap Baharı isyanlarında özgürlük isteyen Suriye halkının yarım milyondan fazlasının ölümüne, yüz binlerce çocuğun öksüz ve yetim kalmasına, ülke nüfusunun yarısının evlerinden barklarından olmasına ve ülkenin açlığa mahkum olmasına yol açtı. Ülke halihazırda üçe bölünmüş durumda.

Sudan güney ve kuzey olarak ikiye bölünürken, İran ile Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki mücadeleye sahne olan Yemen de Sudan’la aynı kaderi paylaşacak gibi, kuzey ve güney Yemen olacak şekilde bölünmeye doğru hızla ilerliyor. Toplumsal olarak çoktan gettolara ayrılmış olan Lübnan ise bölünemeyecek kadar küçük olduğundan, bitkisel hayatta bir yaşam sürüyor. İsrail “Yüzyılın Planıyla” Filistin’in son partiküllerini de buharlaştırma peşinde epeyce yol almış görünüyor. Arap Baharının bir sonucu olarak kısa süreli bir demokrasi denemesi yaşayan ve halihazırda karşı devrimci bir askeri yönetimin iktidarda olduğu, Arap dünyasının en kalabalık ve monolitik ülkesi Mısır ise çeşitli ekonomik ve sosyal sıkıntılar içinde kıvranıyor.

2016 yılında Türkiye’de yaşanan darbe teşebbüsü de bölgedeki olayların bir diğer ayağıydı. Fakat Türk halkı buna izin vermedi. İran, ABD-İsrail tehdidi ile boğuşurken, Rusya’nın bölgeye tekrardan dönmesi Ortadoğu’da önemli bir inisiyatif gücüne erişmesini sağladı. Öte yandan DEAŞ ve el-Kaide türevi örgütler hâlâ faaliyetlerine devam ediyor. ABD ise Suriye’de bir terör devleti kurmakla meşgul.  

Ortadoğu’da yeni düzen kurma çalışmaları tüm hızıyla devam ederken, bu çalışmalara farklı bir boyut kazandıran virüs salgını baş gösterdi. Kısa sürede Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan virüs salgını önceleri ekonomik krizlerle boğuşan halkların belini daha fazla büktü. Petrol gelirlerinde ciddi kayıp yaşayan ülkelerin halkın omuzlarına yeni vergi yükü bindirmeleri ve kamu çalışanı sayılarında azalmaya gitmeleri rejimleri tehdit ediyor. Savaşlarla boğuşan ülkeler salgınla birlikte yeni ayaklanmalarla karşı karşıya kalabilir.