Petrolden sonra Ortadoğu

Dünya Covid-19 salgını ile sarsılırken, bu durumdan en fazla etkilenen ülkelerin başında gelirleri sadece enerji kaynaklarına bağlı olan ülkeler geliyor. Salgın petrol talebini düşürürken, ana gelir kaynağı petrol olan ülkeler, gelir eksikliğinden ötürü toplumsal hareketlerle karşı karşıya kaldı. Ekonomide yeni dönemi başlatan salgın, siyasal değişimleri de beraberinde getirebilir. 

Savaş ağaları ve haydutların arasında, çiçek hastalığı etrafına yayılırken, George Bernard Reynolds Pers topraklarında petrol arayışına başladı. 7 yıl boyunca araştırmalarını sürdüren İngiliz biyolog aradığını bulamadı. Yatırımcılarının finans kaynaklarını kesmesinin ardından personelin işten çıkarılmasının ve ekipmanlarının sökülüp eve dönmenin zamanı geldi. Fakar Reynolds bunun yerine araştırmalarına devam etti. Ve 26 Mayıs 1908 sabahında bir petrol damarını keşfetti. Bu Ortadoğu’daki ilk petrol bulgusuydu ve sonuncusu da değildi. Petrol zamanla bölge ekonomilerini dönüştürürken, iktidardaki aileleri zenginleştirdi ve daha fazla yatırımcı çekmeye başladı.

Bölgede petrolün bulunmasından tam yüz yıl sonra, enerji ithalatçısı ülkeler değişimin habercisi olan temiz enerji kaynaklarını benimsemeye başladı. Petrol için azami talep yıllarca sürebilir ama Covid-19, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri için gelecekten haber verdi. Petrolden üretilen ürünlerin fiyatları salgınla birlikte düşmeye başladı. Öyle ki, Ortadoğu enerji ihracatçılarının bul yılki gelirlerinin 2019’a oranla yarı yarıya düşmesi bekleniyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), bölge ekonomilerinin yüzde 7,3 oranında küçüleceğini belirtti. Salgın sona erdiğinde bile arz bolluğundan dolayı muhtemelen petrol fiyatları düşecektir. Dolayısıyla petrol ihracatçısı Arap devletlerinin, yeni ekonomik düzene uygun stratejiler belirlemesi gerekiyor.

SALGIN ORTADOĞU ÜLKELERİNİ SINIYOR

Ortadoğu’nun salgınla birlikte karşılaştığı zorluk yıpratıcı derecelerde. Örneği; petrolün varil fiyatının 100 doların üzerinde ele olması gereken Cezayir’i ele alalım. Bir kriter olan Brent ham petrolünün fiyatı bugünlerde 40 doların biraz üzerinde. Bütçe gelir ve giderlerini 100 dolara göre ayarlayan Cezayir hükümeti, Mayıs ayında bütçesini yarı yarıya azaltacağını açıkladı. Cezayir’de durum bir nebze iyi. Fakat diğer petrol ihracatçısı ülkelerde durum giderek kritikleşiyor. Örneğin Irak’ta. Büyük bir petrol ihracatçısı olan Irak, şu anda beş parasız kalmış durumda. Umman ve Kuveyt gibi istikrarlı üreticiler bile imkanlarının ötesinde yaşıyorlar. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan aylardır nakit rezervlerini yakıyor.

Petrol gelirlerinin düşmesi bölge genelinde hissedilecektir. Mısır az petrol ihraç ediyor, ancak vatandaşlarının 2,5 milyondan fazlası petrol zengini ülkelerde çalışıyor. Mısır’a olan havaleler GSYİH’nın yüzde 9’unu oluşturuyor. Petrol gelirleri düştükçe, havaleler kesildikçe Mısır da zarar görecektir. Aynı şey, uzun zamandır Körfez'e güvenerek işsiz kitlelerini özümsemeye dayanan Ürdün, Lübnan ve Filistin için de geçerli. Bu ülkeler aynı zamanda petrol üreticilerine de müşteri olarak güveniyor. Ürdün ve Lübnan'dan yapılan ihracatın yaklaşık üçte biri, zengin turistleri geri gönderen petrol zengini ülkelere gidiyor. Kuveytliler, Suudiler ve Emirlikler Lübnan'daki turizm harcamalarının yaklaşık üçte birini oluşturuyor.

İyi haber şu ki, birçok Arap ülkesi ekonomilerini petrolden arındırmayı planlıyor. "Vizyon 2030" gibi süslü isimlere sahip reform programları, özel sektörü serbest bırakmayı, daha fazla kadın istihdam etmeyi, sübvansiyonları azaltmayı ve petrol dışı sektörlere yatırım yapmayı amaçlıyor. Fakat kötü haber şu ki, bu programlar çok yavaş ilerliyor. Bazıları şişirilmiş bürokrasilerini kesip sübvansiyonları azalttı. Suudi Arabistan geçtiğimiz günlerde katma değer vergisini üçe katladı. Ancak kamu sektörü hala bölgenin ana işvereni. Çeşitlendirme söylentilerine rağmen, Körfez ekonomileri petrol etrafında dönmeye devam ediyor. Şimdi Arap liderler yeni gelir getirecek bir özelleştirme dalgasından bahsediyorlar. Neyi bekliyorlardı?

Cevabın bir kısmı, bu reformların acı verici ve kötü zamanlarda daha zor olacağıdır. Ama bugünkü kriz aynı zamanda canlı, sürdürülebilir ekonomiler ve temsili hükümetler inşa etmek için bir şans sağlayabilir. Yöneticilerin artık hiçbir şeye yaramayan kamu sektörü işleri ve ücretsiz hizmetlerle sadakat satın almaya gücü yetmiyor. Suudi Arabistanlı Muhammed bin Salman gibi liderlerin öne koyduğu planlar sosyal sözleşmeyi yıpratıyor. Suudiler vergi toplamak yerine Muhammed bin Selman’ın neden 550 milyon dolarlık yatını satmadığını merak ediyor. Bu durum bölgede gerginliği artırıyor.

Geçen yüzyıl boyunca Araplar, ülkelerinin servetini istila eden kötü niyetli liderler tarafından yönetiliyordu. Şimdi bu liderler halklarından fedakârlık bekliyor ve onlara bu konuda çok az söz hakkı veriyor. Bu devam eden huzursuzluk ve acımasız bastırma için bir reçetedir. Arap yöneticiler vatandaşların yollarını ödemelerini isterse, rızalarını kazanmaya başlamaları gerekecek.