Sahra Altı Afrika’sında terörizm

İnsanlık tarihi kadar eski ve köklü bir geçmişi bulunan terörizm, günümüzde de devletlerin en çok uğraştığı problemlerden biridir. Terörizmin en etkili olduğu bölgelerden olan Sahra Altı Afrika’sında yer alan Nijerya, Boko Haram terör örgütü sorunuyla boğuşmaktadır.

Sahra Altı Afrika’sında terörizm

Terörizm eskiden beri dünya gündeminde yer alan konulardan olsa da, 11 Eylül saldırılarının ardından beklenen ilgiye ve çözüm arayışlarına sahne olmuştur. ABD’nin terörle mücadelesi sonrasında basın ve müttefik ülkelerle yaptığı birişimler, bu kavramın sıkça rastlanılır bir duruma gelmesine yardım etmiştir.

Sahra Altı Afrika coğrafi olarak Sahra Çölü`nün güneyinde yer alan bölgeyi; siyasi olarak, aynı bölgedeki Sudan harici ülkelerin tamamını ifade eder. Sahra Altı Afrika ülkeleri şunlardır; Angola, Benin, Botsvana, Burkina Faso, Burundi, Cibuti, Çad Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Eritre, Etiyopya, Fildişi Sahili, Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Güney Sudan, Kabo Verde, Kamerun, Kenya, Komorlar Birliği, Kongo Cumhuriyeti, Güney Afrika Cumhuriyeti, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Lesotho, Liberya, Madagaskar, Malavi, Mali, Moritanya, Morityus, Mozambik, Namibya, Nijer, Nijerya Federal Cumhuriyet, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ruanda, Sao Tome ve Principe, Senegal, Seyşeller, Sierra Leone, Somali, Sudan, Svaziland, Tanzanya, Togo, Uganda, Zambiya, Zimbabve.

İki kutuplu dünya düzeninde ABD ve SSCB’nin ideolojik çabalarının olduğu Sahra Altı Afrika’sında yer alan ülkeler, beklenen istikrara kavuşamamıştır. Tek kutuplu dünya düzenine geçildiğinde ise bu ülkelerde zaten var olan ayrılıkçı ve bölücü gruplar, el altından silahlanarak terörist faaliyetlere girişmişlerdir.

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle artık durulması beklenen çatışma ortamı, Sahra Altı Afrika’sında terör gruplarının türemesiyle farklı bir çatışma ortamına doğru kaymıştır. Nijerya’da etkili olan terör grubu ise Boko Haram olarak kabul görmektedir. Grupların ortaya çıkmasının sömürgecilik döneminden kalan pek çok sosyal ve ekonomik problemden kaynaklandığı ve zamanla ideolojik olarak var olan bu grupların Soğuk Savaş sonrasında radikalleşip militan bir nitelik kazanması sonucunu doğurmuştur.

Terörizme yönelten nedenler incelendiği zaman, terörizmin 2000 sonrasındaki gibi İslami cihatçı nedenlerle var olduğu söylemek çok da doğru bir açıklama olmayacaktır. Terör eylemlerini bir dine, coğrafyaya veya ortaya çıkaran grubun özelliklerine bağlamak doğru değildir. Terör her zaman yaygındır ve her yaşta terör gruplarına katılım gerçekleşebilir. Bu da, terörün çok yönlü olarak ele alınması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Sömürgecilik geçmişine sahip Sahra Altı Afrika ülkeleri gelişigüzel sınırların çizilmesinin ardından hep çatışmalarla gündeme gelmektedir. Soğuk Savaş döneminin sona ermesinin ardından iç savaşlar, korsanlık, darbeler, terörizm, açlık, hastalık, kuraklık gibi sorunlar bölgede büyük problemlerin yaşandığını göstermektedir. Ayrıca bölge bu sorunlara ek, HIV, AIDS gibi bulaşıcı hastalıklarla da mücadele etmektedir.

Sahra Altı Afrika’sındaki siyasi istikrarsızlığın; sömürge rejimlerinin mirası olan ekonomik ve sosyal problemlerden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Bölgedeki ülkeler genel olarak bağımsızlıklarını 1960’lı yıllarda kazanmışlardır ve sömürgecilik sonrasındaki dönemde daha çok otokratik rejimlere ve sivil çatışmalara rastlanabilir. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB, küresel politikada ideolojik bakımdan diğer ülkeleri kendi yanlarına çekmek için dış yardımlarda ve desteklerde bulunmuşlardır.

1991 yılında SSCB’nin dağılmasıyla Afrika devletleri ekonomik olarak zayıf, politik olarak bölünmüş ve el altından silahların kolaylıkla yayıldığı ülkelere dönüşmüştür. Bu tabloyu genel olarak bu şekilde çizmek mümkün görünse de, her bölge ülkesi için aynı şeylerin var olduğu söylenemez. birçok ülkede demokratik adımlar atılmaya çalışılsa da ideolojilerin zayıfladığı görünür şekilde bellidir. Bölgedeki bu istikrar boşluğundan faydalanmak isteyen gruplar, terör yoluyla isteklerini karşılama yoluna gitmiştir ve 1990’lı yıllar bu nedenle pek çok iç savaş ve çatışmaya sahne olmuştur.

Nijerya’nın siyasi yapısı

Nijerya; sahip olduğu konum ve doğal kaynaklarıyla jeostratejik bir ülkedir. Nijerya; kuzeyde Nijer, doğuda Çad ve Kamerun, güneyde Gine Körfezi ve Atlantik Okyanusu, batıda ise Benin’le komşu olan ve iki yüz elliden fazla etnik grup barındıran bir ülkedir. Nijerya’nın resmi adı Nijerya Federal Cumhuriyeti’dir ve 1841 yılından itibaren İngiliz sömürgesi altında kalmıştır.

Yarım yüzyılı aşkın devam eden sömürgeci düzen sonrasında 1960 yılında bağımsızlık ilan edilmiştir. Ancak bağımsızlığın bölgeye gelmesi etnik ve dini nedenlerle yaşanan tarihsel kökenli ayrılıkları bir araya getirememiştir. 1970 yılına kadar iç savaşlar sürmüş, bağımsızlığın daha yeni kazanılması da can ve mal kayıplarını artırmıştır. Dönem boyunca 3 milyon Nijeryalı, iç savaş sırasında çatışma, hastalık ve açlık nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

İç savaşın ardından ülkeyi yeniden bir araya getirmek isteyen General Yakubu Gowan, 12 devletten oluşan federal sistem oluşturmuştur. Ancak bu dönem, yani 1966 yılında başlayan askeri darbe dönemi 1979 yılına kadar devam etmiştir. General Gowan’ın petrol patlamasının getirdiği zenginlikle ülkeyi yönettiği bu dönemde hükümet yolsuzlukla gündeme gelmiştir. 1975 yılında Gowan, Tuğgeneral Murtala Muhammed tarafından devrilmiştir. Bu darbe aslında, kamu hizmeti yolsuzluğuna son verme girişimi olarak görülmüştür.

Shehu Shagari’nin devlet başkanı olduğu dönemde, yolsuzluk iddiaları tekrar gündeme gelmiştir. 1979-1983 yılları arasında 16 milyar dolarlık petrol gelirinin kaybedildiği açıklanmıştır. Ekonomik krizin ortaya çıkması, Hristiyan-Müslüman savaşları sonucu askeri darbeyle Shagari başkanlıktan alınmıştır. 1983 darbesi, yolsuzlukları durdurmak için yapılmıştır. Darbe nedeniyle 1998’e kadar demokratikleşme adımları askıya alınmıştır. Bu dönem ayrıca  işsizliğin arttığı, ekonominin dar boğaza girdiği, enflasyonun yükseldiği ve toplumlar arası şiddet ve isyanların arttığı dönem olmuştur.

Bağımsızlığın ardından ülkedeki siyasi gelişmelerde terörist grupların etkisi göz ardı edilemez. 2011’de seçimleri yeniden kazanan Jonathan’ın 2015 seçimlerinde tekrar adaylığını koyacağını söylemesi üzerine ülkedeki radikal militan grup olan Boko Haram, Hristiyanları hedef alacağını gündeme getirmiştir. Boko Haram ayaklanmasının ülke çapında bu dönemde başlattığı yıkım ve terör büyük bir güvenlik kaygısı oluşturmuştur.

Boko Haram’ın hedefleri

Boko Haram, adaletsizliğe uğradığını düşündüğü Kuzey Nijerya'nın savunuculuğu görevini üstlenmiştir. Boko Haram; İslami bir yönetimi benimseyerek ve batı icadı olarak nitelendirilen her türlü ideoloji, inanış ve yaşayış biçimine karşı çıkarak bölgede ön plana çıkan en önemli terör gruplarından biri olmuştur.

Dini bir çalışma grubu olarak doğan örgüt, 2002'de isyancı bir gruba dönüşmüştür. Kuzeydoğu Nijerya'da Hausa dilinde Boko Haram yani 'batılı eğitim yasak' olarak bilinen grup, liderleri Muhammed Yusf'un 2009 yılında güvenlik güçleri tarafından öldürülmesinin ardından daha şiddetli bir yapıya bürünmüştür.

Boko Haram, zamanla Nijerya sınırlarından çıkarak komşu ülkeler olan Çad, Kamerun ve Nijergibi ülkeleri de etkilemiştir. Başlangıçta ideolojik söylemlerle İslami yönetimi savunduğunu dile getiren ve kuzey bölgesinde işlenen adaletsizliğe karşı olduğu gerekçesiyle varlığını sürdüren örgüt, zamanla radikal bir kimlik kazanmıştır. Bugün eylemlerinin etkisi bölgede olsa da yankıları uluslararası kamuoyunda duyulan Boko Haram, uluslararası
güvenliğe tehdit oluşturan ve terörle mücadele kurumlarının öncelik verdiği aşırılıkçı militan bir niteliğe bürünmüştür.

Boko Haram ortaya çıktığı ilk dönemde, İngiliz sömürgeciliğinden yorulmuş, batı karşıtı hükümetlerden sıkılmış ve İslami inancı benimsemiş kuzey Nijerya’da hızla sempati kazanmaya başlamıştır. Örgütün temel amacı, Nijerya devletinin yerine, bütün ülke genelinde geçerli olan sıkı İslami şeriat yasalarına bağlı bir rejim kurmaktır. Bu yasaklara seçimlerde oy kullanma, gömlek ve pantalon gibi kıyafetler giyme ve laik eğitim de dahildir.

Grup finansör olarak kaynak sıkıntısı çekmemektedir. Nitekim zorunlu bağışlar, yağmalama ile elde edilen malların satımı, silah ve mühimmat kaçakçılığı, fidyelerden elde edilen paralar gibi çeşitli mali kaynaklara sahiptir. Örgütün eylemleri çok çeşitli olmakla beraber en çok ön plana çıkan eylemi, kaçırmadır. Özellikle okula giden kız çocuklarına karşı kaçırma eylemleri gerçekleştirilmektedir ve bu eyleminin arka planında batılı eğitime karşı olması ve kız çocuklarının eğitim almasına karşı olması gösterilmektedir. Örgüt, radikal bakış açısı ve batı karşıtlığı nedeniyle DEAŞ terör örgütüyle benzer ideolojidedir. Boko Haram, Mart 2015’e kadar yalnızca ülke içinde saldırılar düzenleyerek Nijerya’nın kuzeydoğusunda terör faaliyetlerini sürdürmüştür. Mart 2015’ten sonra ise, DEAŞ terör örgütüne bağlılığını ilan ederek Çad, Nijer gibi çevre ülkelere de saldırı düzenlemeye başlamıştır.

Boko Haram iile DEAŞ bağının zayıflatılması, bölge ülkeleri için çok önemli olan bir unsurdur. İki örgütün iletişimi ve silah tedarik yollarının araştırılması ve bağlılığın büyümesini engelleme üzerine çalışmalar yapılmalıdır. Bölge ülkelerle sıkı iş birliği yapılmasına gayret edilmeli, terörizmin bölgedeki etkinliği azaltılmaya çalışılmalıdır.