Rusya’nın hamlesi ABD ve AB’yi nasıl etkileyecek?

Rusya’nın ses hızının 27 katına ulaşabilen hipersonik saldırı silahı üretmesi, insansız nükleer denizaltı çalışmaları, ABD’nin bu alanda geri kaldığını itiraf ederek Rusya’ya yetişmek zorunda olduklarını belirtmesi, Avrupa’da endişeye yol açıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Avrupa ülkelerinin silahlanmayı kontrol etme konusunda ortak uluslararası bir ajandasının bulunması gerektiğini belirterek, Avrupa’ya ortak savunma ve nükleer silah programı çağrısı yaptı.

Rusya geçen yıl içerisinde ses hızının 27 katına ulaşabilen “Avangard” adlı hipersonik saldırı silahını envanterine aldı. Rusya Devlet Başkanı Putin, Avangard füzesi üretimini, 1957'de Sovyetler Birliği'nin ilk uydusunu uzaya göndermesinde yaşanan teknolojik atılıma eş değer olarak açıklamıştı. Putin, “Artık istediğimiz noktayı vurabiliriz” diyerek, adeta dünyaya meydan okumuştu. Putin, yeni silaha ABD menşeli füze kalkanlarının engel olamayacağını vurgulamıştı.  

Yine Rusya’nın dünyanın ilk insansız nükleer denizaltısını geliştirmeye hazır olduğu belirtilerek, ABD’nin bu tür silah geliştirmek için gereken teknolojilere sahip olmadığı değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper geçtiğimiz yıl hipersonik silah geliştirmede çok geri kaldıklarını belirterek, bakanlık bütçesinin her kuruşunun hipersonik silah alanında rekabette üstünlüğü yakalamak için kullanıldığını itiraf etmişti.

MACRON’U TER BASTI

Yönetimin kararlar nedeniyle bir türlü sular durulmayan ve protesto gösterilerinin bir türlü bitmediği Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un derdi başka.

Macron, Paris’te ülkesinin savunma, güvenlik ve nükleer silahlanma konularına ilişkin bir konuşma yaptı. Macron, uzun vadede Avrupa’nın güvenliğinin ABD’nin “güçlü müttefiki” olmaktan geçtiğine inandığını belirtirken, “güçlü müttefiklik” şartlarının yerine getirilememesi dolayısıyla Avrupa’nın bağımsız bir eylem planı olması gerektiğini savundu. 

Çok sayıda yabancı askeri temsilcinin, Fransız ordusunun üst düzey kadrosunun hazır bulunduğu toplantıda Macron, Fransa’nın 300’ün altında nükleer silah başlığı bulunduğunu hatırlattı. 

Nükleer silahlanma yarışının arttığı bir dönemde Avrupa'nın gelişmelere sadece seyirci kalmaması görüşünü savunan Macron, Avrupa'nın uluslararası nükleer silahlanmayı kontrol amaçlı bir plan geliştirmesi gerektiğini söyledi. Macron, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması'ndan (INF) ABD’nin geçen ağustos ayında çekilmesinin endişesini de dile getirdi.

Macron, nükleer savaş tehlikesine karşı mevcut bir hukuki çerçeve olmadığı için Avrupa'nın gelecekte risk altına gireceğini savunarak, Fransa’nın nükleer silah programından vazgeçmeyeceği sinyalini verdi.  

Avrupa ülkelerinin silahlanmayı kontrol etme konusunda ortak uluslararası bir ajandasının bulunması gerektiğini belirten Macron, "Fransa, Avrupalı müttefikleri içinde bu konuyu en çok ilgilendirenleri ortak uluslararası bir stratejinin temelleri atılması için harekete geçirecek. Bunu Avrupa'nın aktif olduğu tüm kurumlarda önerebiliriz" şeklinde işbirliğine açık olduklarını vurguladı.

ALMANYA TEMKİNLİ

Daha önce NATO'yu "beyin ölümü gerçekleşmiş" bir kurum diye niteleyen Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un nükleer silah programı için koyduğu hedeflere Almanya temkinli yaklaşıyor.

Almanya’da federal hükümetin ortağı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin Meclis Grup Başkanvekili Johann Wadephul, Almanya'nın Fransa'nın nükleer caydırıcılığına kendi imkanları ve mevcut donanımı ile dahil olabileceğini açıkladı. Ancak Wadephul, Fransa’nın nükleer silahlarını AB veya NATO'nun kumandasına bırakmasını görüşünü de dile getirdi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasından sonra Fransa, birliğe üye ülkeler arasında nükleer silahlara sahip tek ülke olarak kaldı.

Fransa’da Cumhurbaşkanı, 5 yıllık görev süresi boyunca geleneksel olarak bir kez savunma ve güvenlik konusundaki stratejilerini ortaya koyan prensip konuşması yapmakla biliniyor.

AB, YENİLENME ÇABASINDA

ABD Başkanı Donald Trump’ın, geçen yılki NATO toplantısında Avrupa ülkelerinin güvenliğini sağlama konusunda NATO’ya maddi olarak daha fazla destek sağlaması gerektiğini belirterek, adeta “yoksa güvenliğinizi sağlayamayız” tehdidinde bulunmuştu.

Bu tehdidin üzerinden Fransa Cumhurbaşkanı Macron, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini iddia ederek, önce Avrupa’nın güvenliği için ortak bir savunma birliği ya da ordu kurulması teklifini dile getirmişti.

Fransa’nın önderliğinde başlatılan AB üyesi 8 ülkenin desteklediği Avrupa ordusu fikri, istenildiği düzeyde gerçekleştirilebilecek gibi görünmüyor.

Çünkü İngiltere’nin AB’den ayrılması sonrası birlik içerisinde Fransa ve Almanya gibi sadece iki güçlü ülkenin bulunduğu bir yapı, yeni küresel düzenin nükleer silah yarışıyla mücadele gedebilecek kadar dirayetli olamayacaktır.

Her ne kadar NATO için Macron, “Beyin ölümü gerçekleşti” diyerek, çatlak sinyalleri verse de ülkesinin ve Avrupa’nın güvenliği açısından NATO halen daha en güçlü birlik. NATO, Macron’un söylediklerinin aksine uzun yıllar da bu statüsünü koruyacak gibi gözüküyor.

Ülkesindeki demokratik taleplere cevap veremeyen, sokak gösterilerinin eksik olmadığı Fransa’nın Cumhurbaşkanı Macron’un, Avrupa’ya yaptığı ortak nükleer silahlanma programı ve savunma işbirliği çağrısı, Batı’nın bugünkü şartları altında karşılık bulamayacak zayıflıkta görünüyor.

İngiltere’nin ayrılmasıyla bir kırılma yaşayan AB’nin ayakta kalabilmesi adına Macron’un endişesi, hissettiği tehdit algıları ve bunun çözümüne ilişkin fikirleri, Avrupa’yı oluşturan diğer ülkeler tarafından çok da paylaşılmıyor.

ABD ve AB, bir yandan Rusya diğer yandan Çin’in nükleer silah yarışında kendilerine göre epeyce yol almasından duyduğu endişeyle yeni adımlar atabilir.

Bu bağlamda AB üyesi ülkelerin tek başına Rusya ve Çin ile rekabet edemeyeceği düşünüldüğünde farklı platformlarda işbirliği çabasına gideceklerini anlamına geliyor.

ABD zaten kendi adına nükleer silahlanma yarışının gerisinde kaldığını itiraf ederek, bu yönde yeni arayışların içinde olduğunun sinyalini verdi. 

AB ülkelerinden Fransa da kendi adına nükleer silahlanma konusunda gücü ölçüsünde yeni denemelere girişecektir. 

Ancak Fransa’nın olmasını öngördüğü AB ülkelerinin içerisinde yer alacağı savunma işbirliğinin, Avrupa’nın güvenliğini tam manasıyla sağlayacak bir yapıya kavuşması da uzak bir ihtimal olarak ortada duruyor.