Rusya’nın Afrika’daki nüfuzu

Kendisini Sovyetler’in mirasçısı olarak tanımlayan ve bu doğrultuda adımlar atan Rusya, Putin liderliğinde Afrika kıtasında genişleme politikası yürütüyor. Sovyetler döneminden kalan ilişkileri güçlendirme yoluna giden Rusya, ticaret ve siyasetin yanında gerçekleştirdiği yatırımlarla Afrika ülkelerindeki nüfuzunu artırıyor. Bu bağlamda geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Rusya-Afrika Zirvesinin ardından Sudan’da donanma üssünün kurulması öngören metin Putin tarafından imzalandı.

Afrika kıtası zengin maden yataklarından ve iş gücü potansiyelinden ötürü Sanayi Devrimi’nin ardından dünyanın stratejik bölgelerinden biri haline geldi. Sana Devrimi’nden bugün kıta üzerindeki küresel rekabet genişlerken, Soğuk Savaş döneminde ABD ve Rusya arasında yaşanan rekabete sahne oldu. ABD ve Sovyetlerin kıta üzerindeki askeri mücadelesi Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte her ne kadar son bulmuş görünse de reel politikte son bulmuş değil. Nitekim Soğuk Savaş’ın ardında ABD’nin kıta üzerindeki etkisi arttı ve Rusya’nın nüfuzu azaldı. Fakat son dönemlerde Rusya, mirasçı olduğu Sovyetlerin iyi ilişkiler kurduğu Afrika ülkeleri ile tekrardan ilişki ağlarını güçlendirmenin yollarını arıyor.

Sovyetler’in çökmesiyle ile birlikte 10 yıllık bir geçiş sürecine giren Rusya’da Devlet Başkanlığına Vladimir Putin’in gelmesiyle birlikte Rusya’nın önüne Sovyetler döneminde ulaşılan güce tekrardan ulaşma hedefi kondu. Bu da Sovyetlerin ilişki yürüttüğü ülkelerle tekrardan ilişki ağlarının kurulmasını gerekli kıldı. Bu durum özellikle Putin döneminde yaşanmaya başladı. Zira Putin, Sovyetler dönemine özlem duyan eski bir KGB ajanı ve bugün karar alıcılar Sovyet mirası üzerinden Afrika kıtasında kendilerine alan açmaya çalışıyor.

SOVYETLERİN AFİRKA POLİTİKASI

ABD gibi Afrika üzerinde kolonyal bir geçmişi bulunmayan Rusya’nın kıtayla ilişkilerinin yakın geçmiş ayağı Soğuk Savaş’ın başladığı yıllara, Stalin sonrası Nikita Kruşçev dönemine uzanıyor. Söz konusu dönemde ABD ile başlayan rekabetin sonucunda Sovyetler Birliği, Afrika kıtasında ideolojik aşılama ve kendi kampını güçlendirme adımları atarak, anti-kolonyal bir söylem üzerinden kıtadaki bağımsızlık hareketlerine destek verirken Batı Bloğu ile girdiği jeopolitik mücadelede Afrika kıtasındaki stratejik lokasyonlara ve madenlere ulaşım imkânı elde etmeye çalışmıştır.

Afrika ülkelerinin bağımsızlık kazanmaya başladığı süreçte Sovyetler Birliği ve kara kıta ilişkilerinde gelişmeler kaydedilmiştir. Bu süreçte Moskova’da bir Afrika Enstitüsü ve Lumumba Üniversitesi kurulurken, Afrikalı öğrenciler burslu olarak bu üniversitelerde okumaya başlamıştır. ABD-Sovyetler arasındaki ilişkilerde gerginlik yaşandığı dönemlerde ise Sovyetlerin Afrika’daki askeri hamleleri artmış ve 1974 yılında Somali’nin Somaliland bölgesinde 450 milyon dolara mal olan Barbera Askerî Deniz Üssü’nü faaliyete geçirilmiştir. Barbera Askerî Deniz Üssü, Etiyopya-Somali savaşında her ne kadar ABD’nin kontrolüne geçse de Sovyetlerin Afrika kıtasındaki askerî varlığının görünen yüzü hâline gelmiştir.

1960-1990’lı yıllar arasında Afrika kıtasında önemli bir network ağı kurmayı başaran Sovyetler, bağımsızlık hareketlerini ve muhalif gruplara verilen destekle kendisine alan açmış ve bağımsızlaşan Afrika ülkeleri sosyalist-Marksist doktrinler için pratik bir alan olmuştur. Fakat 1980-1990’lı yıllar arasında yaşanan ekonomik sıkıntılar ve dağılma sürecine girilmesi ilişkilerin kesilmesine neden olmuştur. Sovyetlerin dağılması ile birlikte ise Rusya’nın tek odak noktası iç sorunları ve Batı ile ilişkiler olurken, Afrika gözlerden uzakta kalmıştır.

RUSYA’NIN KÜRESEL SAHNEYE ÇIKIŞI

Sovyetlerin dağılmasından sonra, duraklama dönemine giren Rusya’nın yeniden toparlanma ve küresel siyaset sahnesine dönüşünün ipuçlarını vermeye başladığı dönemde, Rusya-Afrika ilişkilerindeki canlanma emareleri yaşandı. Öyle ki 2006 yılında Vladimir Putin başbakan seviyesinde Mısır, Cezayir, Fas ve Güney Afrika’yı ziyaret etti. Afrika kıtası ülkeleri ile ikili ilişkileri yeniden geliştirme ve yapılandırma arayışı bu tarihten sonra da devam ederken, Putin dönemiyle birlikte Rusya Afrika’da tekrar görünür bir aktör olmaya başladı. 1980’li yıllarda Angola ve Mozambik’te Sovyet istihbaratı adına gizli görevlerde bulunan Putin, son yıllarda gerçekleştirdiği yeni hamlelerle Afrika kıtasının olanaklarını Rusya’ya açmakta kararlı görünüyor.

Rusya’nın Afrika’daki varlığının önemli bir ayağını Wagner isimli özel askeri şirket oluşturuyor. Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Mozambik’te askerî operasyonlara dâhil olan şirket, Putin’e yakın bir isim olan ve bir zamanlar aşçılığını yapmış Yevgeny Progozhin tarafından yönetiliyor. Zorda kalan rejimlere askerî ve lojistik destek sağlayan Wagner şirketi, Afrika kıtasında operasyon sahasını günden güne genişletirken aynı zamanda Rus etki alanını da dizayn ediyor. Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusunda Afrika siyasetini dizayn etme çabasının en somut örneği, Wagner şirketinin 400 asker ve teknisyen bulundurduğu Orta Afrika Cumhuriyeti’nde yaşanıyor. Orta Afrika Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Faustin-Archange Touadera’nın güvenlik danışmanı olarak Rus birini atadığı medyada yer alırken, koruma ekibinde Rusların yer aldığı biliniyor. Öte yandan Rusya, Birleşmiş Milletler’in bünyesinde Fransa’nın yönlendirmeleri doğrultusunda yürütülen Orta Afrika Barış Süreci’ne alternatif olacak bir süreci de Sudan üzerinden yürütüyor. Rusya’nın bu girişimi Fransa’nın çıkarlarına ters düşerken, iki ülke arasında düşük tansiyonlu çatışmalara neden oluyor.

AFRİKA’DA RUS TİCARET AĞI

Afrika siyasetinde askeri açında etkin olma ve Afrika ülkelerinin uluslararası örgütler içerisindeki oy potansiyelinden faydalanma amacı taşıyan Rusya’nın kara kıta siyasetinin bir diğer sac ayağını da yatırımlar oluşturuyor. Nitekim 2009 yılında Afrika ülkeleriyle toplamda 5,7 milyar dolar ticaret hacmine sahip olan Rusya, 2019 yılına kadar ticaret hacmini 20 milyar dolara yükseltti.

Yatırımlarının karşılığını her geçen gün daha fazlasıyla alan Rusya, Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek adına 23-24 Ekim 2019 tarihinde Soçi’de Rusya-Afrika Zirvesine ev sahipliği yaptı. Milyarlarca dolarlık anlaşmaların gündeme geldiği zirvede, Putin, 2030 Afrika Vizyonunu açıklarken, Rusya atom ajansı Rosatom’un Ruanda’da nükleer bir reaktör kurması için de anlaşma imzalandı. Bunun dışında belki de zirvenin en önemli gelişmesi Orta Afrika Cumhuriyeti’nin Rusya’ya askerî üs vermeyi düşündüklerini açıklaması oldu.

RUSYA KIZILDENİZ’E İNİYOR

Afrika ülkeleri ile ilişkilerinde dönüm noktası yaşayan Rusya’ya Sudan kapılarını açtı. Geçtiğimiz günlerde Putin, Sudan’da nükleer kapasiteye sahip bir askeri üs kurulması planını onayladı. 300 askeri ve sivil personelin görev yapacağı üssün, Rusya’nın Afrika’daki etkisini artırarak Hint Okyanusu’ndaki operasyon kapasitesini genişletmesi bekleniyor. Üste karadan havaya nükleer füzelerin konuşlandırılacağı, en fazla 4 geminin aynı anda bulunabileceği, merkezin Rus personelin dinlenmesi ve yeniden ikmal amacıyla kullanacağı bildirildi. Üssün inşa edileceği merkezin Sudan tarafından ücretsiz olarak tahsis edileceği, Moskova’nın istediği silahları ve ekipmanları üsse taşımakta serbest olacağı belirtiliyor.