Mehmet Akif Koç: "Süreç Rusya'nın aleyhine işliyor"

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından önce nükleer söylemler hemen ardından da biyolojik silahların gündeme gelmesi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyanın süreci tedirginlikle izlemesine neden oldu. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nden Ortadoğu ve Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı, Çevirmen ve Yazar Mehmet Akif Koç, Rusya- Ukrayna savaşını Intell4'a değerlendirdi...

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, dünya tarihinde yeni bir sayfa olarak değerlendirilirken tarihi yüzyıllar öncesine dayanan mücadelede hem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hem de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından gözlem ve yorumlarını aktaran onlarca isim tek bir noktada uzlaştı: Sivillerin ölümü.

Ekonomik bir perspektiften yapılan değerlendirmelerde Rus halkının içerisine düşeceği yoksulluğun da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, Batı’nın yaptırım kararlarının da ırkçı bir noktaya doğru ilerlediğine dikkat çekti.

Vladimir Putin’in “ülkenin askersizleştirilmesi ve Nazizm’den arındırılması” söylemiyle başlattığı işgalin 15’inci gününde iki ülke arasındaki mücadele sürerken Zelenski yalnızca ülkesinin kahramanı olmakla kalmadı aynı zamanda uluslararası kamuoyu tarafından da takdir gören bir lider olarak dünya sahnesinde yerini aldı.

Koronavirüs (Covid-19) pandemisinin ardından artan ‘güvenlik’ düzeyini yeni bir boyuta taşıyan Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'nden Ortadoğu ve Uluslararası Güvenlik Araştırmacısı, Çevirmen ve Yazar Mehmet Akif Koç’a sorduk.

Rusya-Ukrayna savaşı başladığı ilk günden bu yana yalnızca mevcut durum değerlendirmesi yapılıyor. Hepimiz bugün olanları anlamaya çalışıyoruz. Ancak bu savaşın bir de tarihi geçmişi var. Geçmişte iki ülke arasında neler yaşanmıştı?

Savaşın geçmişi derken, üçe ayırıp incelemek lazım bu meseleyi. Meselenin üç tarafı var: Ukrayna tarafı, Rusya tarafı ve elbette Batı tarafı. Batı derken de onu üçe ayırmak gerekiyor: ABD/İngiltere ikilisi; Almanya-Fransa öncülüğündeki AB çekirdeği ve AB/NATO üyesi yapılan eski Doğu Bloku ülkeleri.

Ukrayna kısmından başlayacak olursak; Ukrayna, 1991’de SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlığını elde etmişti. Öncesinde Rus Çarlığı’na bağlı olarak yönetilmekteydi Ukrayna topakları, Rus Çarlığı dağılınca da 1922’de SSCB kurulana kadar birkaç yıllık bir cumhuriyet ve devlet tecrübeleri var. SSCB’nin içerisindeyse üç çekirdek devletten bir tanesiydi, Belarus ve Rusya ile birlikte. 1991’de bağımsızlığını ilan ettikten sonra ise şunu görmek lazım; Ukrayna’da Batı yanlısı elitler olduğu gibi, Rusya yanlısı elitler de var. Dolayısıyla parçalı bir toplum olduğunu söyleyebiliriz. Ukrain kökenli nüfus yüzde 70-75 civarında. Ülkenin yaklaşık yüzde 20’si de Ruslardan oluşuyor ve özellikle Doğu ve Güney Ukrayna’da yaşıyorlar. Buna ilaveten Kırım Tatarları ve bazı diğer küçük azınlık topluluklar da yaşıyor Ukrayna’da. Böylesine parçalı bir halktan bahsediyoruz.

Bu halkın bir kısmı Batı ile entegrasyonu savunuyor. Ukrayna içerisinde AB ülkeleri ile ekonomik entegrasyonu, NATO ile askeri entegrasyonu savunan ciddi bir kesim var. Nitekim Zelenski de 2019’da bu kesimin seçip başa getirdiği bir lider. Seçimlerde bu tabana dayanarak kazanmıştı. Poroşenko, ondan önceki lider, o da aynı şekilde, büyük ölçüde Batı yanlısı kesimin adayıydı. Bir de Rusya ile daha fazla entegrasyonu, işbirliğini savunan halk tabanı var ki, bu da ciddi bir kesim. Daha ziyade ülkenin sanayileşmiş Doğu ve Güneydoğu kesiminde yaşayan ve büyük oranda Rusça konuşan nüfus. Ukrayna bu açıdan parçalı bir memleket. 1990’lı yıllardan itibaren kimi zaman Rusya yanlısı liderler işbaşına geldi kimi zaman Batı yanlısı liderler. Ama nihayetinde Batı ile Rusya arasında kalmış bir toplumdan bahsediyoruz. Bugünkü denklemin bir tarafı bu.

Denklemin ikinci tarafı ise Rusya Federasyonu. Rusya 1990’lu yıllarda Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra büyük bir imparatorluğu kaybetmişti, ilaveten Doğu Bloku da sona ermişti. Vladimir Putin bu yıkımı, 2005 yılında yaptığı bir konuşmada şöyle ifade etmişti: “Sovyetler Birliği’nin çöküşü, XX. yüzyılın büyük jeopolitik felaketlerinden biriydi; bilhassa Rus halkı açısından, bu durum tarifsiz bir drama dönüştü.” Bu söz aslında Rus halkının meseleye genel bakışını özetliyor. Putin yönetimi Rusya’yı jeopolitik açıdan yeniden güçlü bir konuma getirmeye çalışıyor. Batı karşısında 90’lardaki o edilgen durumu tersine çevirip, süpergüç pozisyonuna yeniden dönmek istiyor. Post-Sovyet coğrafyada, Gürcistan’da, Karabağ’da, Kazakistan’da, daha önce Ukrayna’da, 2014 yılında Kırım’ın ilhakında… Bunlar, Rusya’nın yeniden süpergüçler sahnesine dönmesinin adımları. Diğer taraftan Ukrayna, Rusya açısından çok kritik bir konumda. Stratejik olarak da, ekonomik olarak da, ticari olarak da, kültürel olarak da... Dolayısıyla böyle bir Ukrayna’yı kaybetmek istemiyor Rusya. Bu işgal girişimi ve savaş biraz da bu jeopolitik ihtirasların bir yansıması.

Meselenin üçüncü tarafı ise Batı. Ukrayna halkı çoğunluk itibariyle, ekonomik entegrasyonu, kendilerinden daha ileride olan, ekonomik açıdan daha gelişmiş konumdaki Batı ülkeleriyle yapmak istiyor. Rusya’nın kişi başı milli geliri yıllık 10-11 bin dolar civarında, Almanya’nın 45 bin dolar, ABD’nin 60 bin dolar civarında. Ukrayna’nın ise 4 bin doların da altında ve bu insanlar komşuları olan eski Doğu Bloku halklarının AB’ye katıldıktan sonraki ekonomik gelişmişliğini yakından gözlemliyor. AB şemsiyesi altında bir ekonomik kalkınma perspektifinin olduğunun farkındalar. Bu imkanı değerlendirmek istiyor halk. Zelenski ve Poroşenko’nun iktidara gelişi, bunun yansıması. Ancak entegrasyon meselesi yalnızca ekonomik düzlemde olmuyor, bu bir paket olarak önünüze geliyor. Kültürel boyutu var, politik olarak ortak mekanizmalar kurulması var ve askeri entegrasyon var ki o da NATO’ya üyelik veya ortaklık formatında gerçekleşiyor. Eski Doğu Bloku ülkelerinin büyük bir çoğunluğu NATO’ya katılmış durumda. Bu açından baktığınız zaman, Batı da Ukrayna halkının bu talebine (tabii Ukrayna halkının tamamı bu kanaatte değil) yanıt veriyor.

Dolayısıyla meselenin üç boyutu var: Ukrayna, Rusya ve Batı. Bu şekilde özetleyebiliriz.

Rusya bugün dünyanın birçok coğrafyasında oyun kurucu pozisyonunda. Afrika’da, Asya’da, Arktik’te ve Latin Amerika’da güçlü şekilde varlar. Bu kadar küresel bir oyuncu konumundayken, Ukrayna’yı Ruslar için bu kadar değerli kılan ne?

Süpergüç olma yolunda ilerlerken, sadece birkaç yerde değil, tüm coğrafyalarda birden olmak zorundasınız. Sadece siyasi olarak değil, askeri olarak da. Aynı zamanda ekonomik olarak da. Ekonomik entegrasyon modelleri de geliştirmek zorundasınız, mesela Avrasya Ekonomik Birliği var, Rusya’nın öncülüğünü yaptığı. Bu kendi yakın coğrafyası için büyük anlamda ekonomik entegrasyon amacıyla kurguladığı bir model. Başarılıdır veya değildir ayrı bir mesele, ama nihayetinde kurumsal olarak var. Buna ilaveten Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) var. Mesela 2022 yılı başında Kazakistan’daki olayları bu örgütle, örgütün silahlı birlikleri aracılığıyla bastırdı Kremlin.

Süpergüç olma niyetiniz olduğu zaman ki şu an mesela Fransa’nın böyle bir perspektifi pek yok. Almanya’nın yok, İngiltere’nin çok fazla değil. Ama ABD’nin var. ABD ile baş edebilecek, rekabet edebilecek, sadece Çin ve Rusya var. Bu açıdan da bakmak lazım meseleye. Süper güç olmak istiyorsanız her alanda var olmak zorundasınız, ama çok büyük oranda bunun altyapısını ekonomik olarak kurgulamanız lazım. Ekonomik olarak bunu sürdürebilir bir noktada değilseniz, finanse edebilecek ya da bu iddiaları devam ettirebilecek bir noktada değilseniz, bu iddianın arkasını doldurabilmek çok mümkün değil. Bu açıdan da ekonomik kalkınma hamlesi önemli, fakat Rusya’nın kişi başı milli geliri ortalama 10-11 bin dolar civarında. Bu iddiaları 11 bin dolarlık bir gelir ile götürebileceğiniz bir yer, çok ilerisi değil. ABD ve Çin ekonomisi ile kıyasladığımız zaman, Rus ekonomisinin çok büyük olmadığını görüyoruz. Askeri olarak Rusya güçlü. Ama bu boyutlardan biri veya birkaçı eksik kaldığı zaman, büyük resmi tamamlayabilmek pek mümkün değil.

“Ukrayna’nın Rusya açısından önemi nedir?” sorusuna tekrar geri dönecek olursak; ABD’nin eski ulusla güvenlik danışmanlarından Polonya asıllı Zbigniew Brzezinski, Ukrayna’nın Rusya açısından çok önemli olduğunu ve Ukrayna kendi hinterlandında olmadan, Rusya’nın yeniden süpergüç olamayacağı tezini savunuyordu. Bu da Ukrayna’yı biraz daha önemli kılıyor Rusya için. İşin diğer tarafıysa şu; Ukrayna’nın Karadeniz’de önemli bir sahil şeridi var ve ABD’nin Karadeniz’deki etkinliğini kırmak açısından da, Ukrayna’nın Karadeniz’deki o sahil şeridini kontrol altında tutmak önemli. Donbass’taki, Donetsk ve Luhanks’taki de facto bağımsız cumhuriyetler, Kırım’ın ilhakı ve günümüzde konuşulan Odessa’nın işgal planı vs… Şimdi bunları düşündüğümüz zaman, haritada yan yana koyduğumuz zaman, aslında amaç Ukrayna’yı Karadeniz kıyısından kopartıp bir kara devleti olarak içeriye sıkıştırmak. Tabii bunun çok büyük sonuçları olacaktır, NATO açısından da, Ukrayna açısından da, AB açısından da…

Rusya, işgalin ardından 44 milyon insanın da yükünü üzerine almış oluyor. Ukrayna’nın yeraltı kaynaklarıyla birlikte bunu telafi etmeyi mi düşünüyorlar?

Rusya’nın amacı Ukrayna’yı işgal etmek değil. Kiev hükümetinin düşmesini sağlamak, (2014 yılına kadar olduğu gibi) Moskova yanlısı bir hükümeti göreve getirmek, Karadeniz’i tamamen kontrol altına almak, Odessa’yı da ele geçirmek, Moldova’ya kadar uzanan bölümde hâkimiyeti sağlamak ve Ukrayna’yı kara devleti haline getirmek. Ancak Ukrayna’nın içinde bulunduğu şartlar, Rusya’nın içinde bulunduğu şartlar ve NATO ile AB’nin tepkileri göz önünde bulundurulduğunda; bunları yerine getirmek ne kadar mümkün, bunu zaman gösterecek.

Hem Zelenski hem de Putin dışarıdan asker devşiriyor. Bu, Ukrayna’daki savaşı Suriye’ye benzer bir hale dönüştürür mü?

Rusya’nın amacı Ukrayna’yı hızlı bir şekilde kontrol altına almaktı. İşgal etmek demiyorum, kontrol altına almak. Yönetimi düşürmekti. Hatta en başta Putin, Ukrayna Ordusu’na darbe yapma çağrısında bulunmuştu. Ancak bu olmadı. Vakit uzadıkça süreç Rusya’nın aleyhine işliyor. Yabancı savaşçılar meselesininse şöyle bir handikapı var. Birincisi, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını meşru hale getirebilir. Ukrayna açısından da ülkenin ne kadar hassas ve kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Ukrayna’nın tek başına Rusya’ya karşı koyamadığını ve dışarıdan gelecek askerlere ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Uluslararası çatışmalarda, işin içerisine ne kadar yabancı güç dahil olursa, o topraklardaki mücadelenin meşruiyeti sorgulanır hale geliyor. Bu durumun da yansımaları var. Bu durum sadece Ukrayna ile sınırlı kalmaz ve başka yerlere de yayılır. Suriye’deki durumun Lübnan, Türkiye, Irak gibi ülkelere yayılması gibi.

Zelenski şu an bir kahraman olarak görülüyor. Peki, Zelenski’nin bu kadar ön planda olması bizlerin de düşüncelerini ve bakış açısını etkiliyor mu?

Zelenski bir şekilde işgale uğramış bir ülkenin devlet başkanı. Burada saldıran taraf Ukrayna olmuş olsaydı, bugün Putin’in işgale uğramış bir ülkenin devlet başkanı olduğunu söyleyecektik. Bu durum tespitini yapmak, kişilerden bağımsız bir durum. İşgal olgusu da kişilerden bağımsız. Bir ülke bir başka ülkeye askerlerini sokar ve bombalarsa, bunun adı işgaldir. Bunu nasıl meşrulaştırdığınız, sizin tamamen propaganda aygıtlarınız ile ilgili bir durum. Nazilerden arındırma dersiniz, düşmanlardan arındırma dersiniz, tekrardan eski dostluk ilişkisini kurma dersiniz, barışı tesis etme dersiniz vs. ama en nihayetinde işgal olgusudur bu, bir ülke bir başka ülkeyi işgal ediyor.

Zelenski de işgale uğrayan bir ülkenin devlet başkanı. Bu anlamda Zelenski uluslararası toplumun desteğine sahip. Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 2 Mart’ta kabul edilen metinde de Rusya’nın saldırılarını kınayan bir karar alındı. Orada da gördük, genel anlamda uluslararası toplum Zelenski’nin ve Ukrayna’nın arkasında durdu. 141 ülke Rusya’yı kınadı, 5 ülke sadece hayır dedi, 35 ülke de çekimser kaldı. Hayır diyenler; Rusya, Suriye, Belarus, Kuzey Kore ve Eritre. Bu da uluslararası toplumun meseleye nasıl baktığını gösteriyor.

Bundan sonraki süreçte Zelenski’nin adımlarına bakmak lazım. Bundan sonra savaşın uluslararasılaşması ya da yabancı savaşçıların, farklı yapıların, tehlikeli grupların Ukrayna’da faaliyet göstermeleri vs Zelenski’nin de Ukrayna liderliğinin de imajıyla alakalı bir test olacak.