Rusya ile ABD anlaştı mı? 

Rusya ve ABD’nin Suriye konusunda ve diğer birçok konuda anlaşmış olma iddiası ilk defa ABD'nin Ankara Büyükelçiliğinde askeri danışman olarak görev yapan ABD’li diplomat Edward J. Stafford tarafından geçtiğimiz ağustos ayının sonlarına doğru dile getirildi. İddia kanıtlanmış olmasa da anlaşmanın kapalı kapılar ardında yapıldığı açık.  

Cihan ABİ/İntell4

Brinci Dünya savaşında ihtilaf devletleri (İngiltere, Rusya ve Fransa, İtalya “ilk başlarda ittifak devletlerinde yer alan İtalya savaşın başlamasının ardından ihtilaf devletlerine katılmıştır”) kendi aralarında bir takım anlaşmalarla kendi sömürgelerini koruma altına alırken diğer taraftan da savaş sonucunda paylaşılacak bölgeleri de anlaşmalarla garanti altına almışlardı. İmzalanan anlaşmalarda taraflardan birisi de 1917 yılında yıkılan Çarlık Rusya’ydı. Çarlık Rusya’sının 1917 yılında Bolşevik ihtilali sonucunda yönetiminin değişmesiyle ihtilaf devletlerinin kendi aralarında imzalamış olduğu centilmenlik anlaşmalarının nüshaları dünya kamuoyuna servis edilmişti.

Bugüne kadar var olan ve var olmaya devam eden pek çok devlet kendi aralarında gizli anlaşmalara imza atmıştır (1915 Londra Antlaşması, 1916 Petrograd Protokolü, 1917 St. Jean De Maurienne). Son zamanlarda da gündeme getirilen gizli anlaşmalardan biri Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri’nin anlaşmış olma iddiasıdır. 100 yıldır iki farklı kutbu temsil eden bu iki devletin anlaşmış olma ihtimali üzerinde durulurken yürütülen politikalara bakılınca da bu iki devletin anlaşmış olma ihtimali akıllarda yer ediyor.

1915 Londra Anlaşması, İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalandı. İtalya'ya On İki Ada ve Antalya bırakıldığı gibi; İtalya'ya, Osmanlı'nın Libya üzerindeki halifelik haklarının da kaldırılacağı vaat edildi.
1915 Londra Antlaşması, İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalandı. İtalya'ya On İki Ada ve Antalya bırakıldığı gibi; İtalya'ya, Osmanlı'nın Libya üzerindeki halifelik haklarının da kaldırılacağı vaat edildi. 

 

Geçmiş yıllarda ABD'nin Ankara Büyükelçiliğinde askeri danışman olarak görev yapan ABD’li diplomat Edward J. Stafford, ülkesinin ve Rusya'nın Türkiye aleyhine bir anlaşma yaptığı öne sürdü. Stafford, ABD ve Rusya'nın Kuzey Suriye'de Türkiye'ye herhangi bir üs teklifinde bulunmama konusunda anlaştığını geçtiğimiz ay belirtmişti. Edward J. Stafford, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Kuzey Suriye'de daha fazla 'verimli' alan verilmemesi konusunda Rusya ve ABD'nin fikir birliği içerisinde" olduğunu iddia etti.

Stafford’un açıklamasında Suriye’de Türkiye’ye daha fazla verimli bölgenin verilmemesi konusunda ABD ile Rusya’nın fikir birliği içerisinde olduğunu belirtmişti. Türkiye hali hazırda Suriye Milli Ordusu ile birlikte Azez ve Cerablus arasında bulunan bin 840 kilometrekarelik alanın, Afrin kentinin tamamını ve Resul Ayn ile Tel Abyad’ın da içerisinde bulunduğu 2200 kilometrekarelik alanı kontrol altında tutuyor. Soçi Mutabakatı kapsamında Resul Ayn ile Tel Abyad’ın da içerisinde bulunduğu 2200 kilometrekarelik alanın kontrolü Türkiye’ye bırakılırken mutabakatta Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin kontrolü dışında kalan bölgelerde ise 10 kilometre derinliğe kadar Rus askerleri ile ortak devriye atılcağı yer almıştı.

“Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), 20 Ağustos 2016 yılında Fırat Kalkanı harekatı kapsamında Azez ve Cerablus arasında bulunan bin 840 kilometrekarelik alnın kontrol altına almıştı. 20 Ocak 2018 tarihinde, Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin kentinin tamamı kontrol altına alınmıştı. 9 Ekim 2019 tarihinde, Barış Pınarı Harekatı ile de Resul Ayn ve Tel Abyad’ın da içerisinde bulunduğu 2200 kilometrekarelik alan Türkiye’nin ve Suriye Milli Ordusu’nun (önceki adıyla ÖSO) kontrolüne geçmiş oldu.”

Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Pençe 1, 2,3 harekatları ile kararlığını tüm dünyaya göstermiştir. Türkiye’nin kararlığını gören ABD ve Rusya, Türkiye’nin kontrol alanlarını sınırlandırmaya çalışmıştır, fakat Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye kararlılığını gösterirken ABD ve Rusya'nın da Türkiye'yi sınırlandırma çabalarını da bertaraf etmiştir.

Diğer taraftan Türkiye bölgesel ve küresel anlamda bağımsız bir şekilde politika yürüterek de kararlığını göstermiştir. Nitekim ABD'nin Türkiye Patriot satışını onaylamamasının ardından Türkiye, Rusya ile S-400 hava savunma sistemi anlaşması imzalamıştır. 

Stafford’un iddiaya ettiği Rusya ve ABD arasındaki anlaşmaya herhangi bir yetkiliden açıklama yapılmadı. Fakat son 5 yıldır dünya siyasetinde meydana gelenler bu tür bir anlaşmanın imzalanmış olma ihtimalini akıllara getiriyor. Nitekim son 5 yıldır dünya siyasetinde yaşanan gelişmeler bu iddiayı destekler niteliktedir. ABD’nin Irak’taki üstünlüğü İran’a kaybetmesi, Afganistan’da kangrene dönen 18 yıllık savaş ve kaybedilen milyarlarca dolar, Suriye’de üstünlüğü kaybetmeme çabası, son 10 yıldır ekonomide ciddi yükseliş kaydeden Çin ve Çin’in en büyük petrol sağlayıcısı İran’a karşı başlatılan baskıcı politikayı da göz önüne alırsak yaşananlar bir anlaşmanın imzalanmış olma ihtimalini daha da arttırmaktadır.

Yakınlaşmanın perde arkası

ABD ile Rusya’nın yakınlaşmasındaki en önemli etkenlerden biri ekonomik anlamda ciddi bir yükseliş yakalayan ve elde ettiği ekonomik gücü küresel siyasete yansıtan Çin’dir. Bu bağlamda Çin’in yükselişinin engellenmesi için ABD, Rusya’yı ekonomik krizlerle ittifaka razı etmiştir. Nitekim 2013-2015 yıllarında yaşanan ekonomik krizde, Rus rublesi dolar karşısında yüzde 70 oranında değer kaybetmişti. Fakat bugün 2013-2015 yıllarında yaşanan krizden eser yok.

2013-2015 yıllarında Rusya'da yaşanan ekonomik krizin sonucunda Rus Rublesi yüzde 70 oranında değer kaybetmişti. 

Son 5 yıldır küresel siyasette yaşananlar gösteriyor ki ABD karşısında duran güçler Rusya’ya muhtaç ediliyor. Muhtaç edilme süreci ise ABD müesses nizamı tarafından yürütülüyor. Nitekim son dönemde yaşanan gelişmeler sonucunda pek çok ülke ABD’den uzaklaşıp Rusya’ya yakınlaşıyor.

Çin ve Rusya yakınlaşması

Ekonomik anlamda yükselen Çin enerji bakımından dışa bağımlı bir ülkedir ve en büyük tedarikçisi ise Ortadoğu’da İran’dır. Ayrıca Çin’in enerji tüketimi ekonomik büyümeyle doğru orantılı olarak her yıl artış kaydetmektedir. Nitekim 2018 yılında Çin’in enerji tüketimi yüzde 8,5 oranında artış kaydederek 6,8 trilyon kilovat saate ulaşmıştır. Financial Times’ta yayımlanan “Is China about to Change the Global Oil Trade?” haberine göre Çin günlük 9 milyar varil petrol ve artan miktarda gaz ithal etmektedir ve en büyük tedarikçisi Ortadoğu’dur. Ekonomik anlamda büyüyen ve elde ettiği ekonomik gücünü siyasi alanda etkin bir şekilde kullanan Çin’in dışa bağımlılığını politik olarak kullanan ABD, Çin’in Rusya’ya yakınlaşmasını göz ardı etmiş olamaz.

ABD'nin petrol ticaretinin ve deniz yolu ticaretinin can damarlarından olan Hürmüz Boğazı'ndaki ticareti sekteye uğratması ve bölgeyi resmen ablukaya almasının amacı Çin'in ekonomik yükselişinin önüne geçmektir.  Boğazdan geçiş güvenliğinin tekliye girmesinden ötürü gemilerin geçişinde düşüşler yaşanmıştı. Dünyanın petrol arzından can damarı olan güzergahta güvenlik zafiyetinin yaşanması yükselen Asya ekonomilerinde tedirginliğe neden olmuş ve ekonomik büyümelerde düşüşler yaşanmıştı. Bu çerçevede Çin petrol ve doğalgaz tedarikini güvence altına almak için Rusya’ya yakınlaşmıştı.  

Ticaret savaşlarının sonucunda Çin, ABD’den petrol ve LNG ithalatını 2018 yılında 1 milyon tonların altına kadar düşürmüştü. İran ve ABD’den petrol ve doğalgaz ithalatında azaltmaya giden Çin, tamamen Rusya’ya yaklaşmış durumda. Nitekim 2018 yılı itibariyle Çin’in Rusya’dan petrol ve doğalgaz oranları ciddi oranda artıl göstermiştir. Şu an itibariyle Çin’e en fazla petrol tedarik eden ülke olarak Rusya bulunuyor. Bu yıl içinde Rusya’dan ithal edilen petrol yüzde 58 artarak, tarihi rekor seviye olan 7.347 milyon tona (1.73 milyon varil günde) ulaştı. Öyle görünüyor ki batılı analistlerin korkuları gerçek oluyor. Rusya artık Çin petrol pazarında kilit oyuncu durumunda bulunuyor. Çin’in ABD’den petrol almayı durdurma kararından sonra, Rusya bu ülkeye daha fazla petrol ihraç edecektir.

İRAN

Bilindiği üzere ABD İran’la imzalanan Nükleer Silah Anlaşması’ndan 8 Mayıs 2018 tarihinde resmen çekildiğini duyurmuştu. Çekilmenin ardından ABD bir takım ekonomik ve askeri yaptırımlar uygulamış, İran’ın 3. ülkelere petrol satışına yasak getirmiş ve Çin ve Hindistan’a da geçtiğimiz 2019’un Mayıs ayına kadar petrol ithal etmelerine izin vermişti.

ABD’nin anlaşmadan çekilmesinin aradından İran’a bir dizi yaptırımlar yapılmış ve zaman içerisinde de devam etmişti. Bu bağlamda İran’a uygulanan yaptırımlar ile hem Hürmüz Boğazı’nın güvenliği tekliye sokuldu hem de bölgede İran’ı bir tehdit unsuru olarak uyandırdı. ABD’nin İran’a yaklaşımında değişiklik yaşanmasındaki etkenler şu şekilde sıralanabilir;

*Suriye’de etkinliğini kırmak, Yemen’de süregelen iç savaşta güçlü konumda olan İran’ın elini zayıflatmak,

*Bölgede bulunan İsrail’in güvenliğini sağlamak, Ortadoğu’da İran korkusunu arttırarak bölge ülkelerinin İsrail ile yakınlaşmasını sağlamak,

*Ortadoğu’da İran korkusunu arttırarak bölge ülkeleriyle olan müttefikliği pekiştirmek ve silah satış oranlarını arttırmak.

Son dönemde Suudi Arabistan’ın petrol şirketi olan ve Apple ile Google’dan daha büyük olan petrol şirketi Aramco’nun tesislerine gerçekleştirilen drone saldırılarından da İran sorumlu tutulmuş ve ABD, uluslararası kamuoyuna İran’a yaptırım çağrısında bulunmuştu.

ABD tarafından İran’a uygulanan yaptırımlarının ardından İran, Rusya’ya ekonomik ve askeri anlamda giderek daha da yakınlaşmış durumda. Nitekim İran ile Rusya’nın yakınlaşması son dönemde yaşanan bir gelişme değildir. Yakınlaşma Soğuk Savaş döneminden beri süregelen bir durumdur. Fakat ikili ilişkilerin sağlamlığı tartışılır. Nitekim 2010 yılında Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, İran’a S-300 hava savunma sisteminin satışının yasaklandığını açıklamıştı. İran nükleer tesislerini İsrail ya da Amerika’nın yapabileceği muhtemel saldırılara karşı korumak için Rusya’dan S-300 füzeleri satın almak istiyordu. Fakat Başkanlık kararnamesinde füzelerle birlikte, İran’a tank, uçak ve savaş gemisi satışı da yasaklanmıştı. Geçmişte yaşananlar göz önüne alındığında İran ve Rusya arasındaki ilişkiler her ne kadar olumlu gitse de yaşanacak en ufak bir çıkar çatışmasında ilişkilerin olsun etkileneceği bilinmektedir.

Türkiye ve Rusya Yakınlaşması

Türkiye dış politikada Rusya ile yakınlaşmaya batı ile yaşanan ayrılmanın ardından başlamıştır. Özellikle ABD ile yaşanan ve giderek kronikleşen krizler Türkiye ile Rusya’yı yakınlaşmıştı. Bu bağlamda ABD’nin Türkiye’ye Patriot hava savunma sistemlerinin satışını gerçekleştirmemesinden ötürü Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini alması ilişkilerin top noktası olmuştur.

S-400 alımı dışında ABD’nin göz ardı etmemiş olabileceği bir çok siyasi gelişme mevcut ve yaşananlar da bunları destekler nitelikte. Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşması da göz ardı edilmiş olmaz. ABD’nin hava savunma sistemlerini satmaması sonucunda Rusya’ya yakınlaşan Türkiye, Suriye’de Rusya ve İran ile işbirliği içerisinde. Fakat işbirliğine rağmen İdlip konusu zaten bilinmekte. İdlip konusunu bugünlerde yaşanan en önemli sorunlardan biridir. Yıllardır Akdeniz askeri anlamda inmeyi planlayan Rusya bunu Lazkiye Limanına üs kurarak gerçekleştirdi. Askeri anlamda Akdenize inmeyi başaran Rusya tarımsal anlamda da dışa bağımlılığını bitirmek hedeflemekte. Bu çerçevede İdlip’in verimli toprakları Rusya için hayati öneme sahiptir ve Türkiye’ye olan bağımlığını bitirecek bir alan olmasından ötürü iki ülke İdlip üzerinde çıkar çatışması yaşamaktadır.

Suriye’de Türkiye ve Rusya’nın İdlip üzerinde çıkar çatışması yaşamasının dışında, bugün iyi ilişkiler kurmuş olan Türkiye ve Rusya’nın dostluğu Karadeniz’de sınanacaktır. Rusya’nın 2010 yılında İran için hayati öneme sahip füzeleri satmama kararı almasında iki ülkenin ilişkilerinin sağlamlığı sınanmıştı. Aynı durumun Türkiye ve Rusya arasında yaşanmamasının kesinliği yoktur denebilir. Nitekim Rusya dış politikada çıkarları doğrultusunda hareket eden bir ülkedir.

Sonuç yerine

ABD ve Rusyanın genel anlamda kapalı kapılar ardında anlaşmış olma ihtimali sürekli gündeme getiriliyor ve küresel siyasette yaşananlarda bu tür bir yakınlaşmayı destekler nitelikte. Nitekim Stafford’un yapmış olduğu açıklamalar ve ABD’nin dünya siyasetinde yürütmüş olduğu politikalar göz önüne alınınca Soğuk Savaş döneminden beri iki farklı kutbu temsil eden ABD ve Rusya’nın anlaşmış olma ihtimali bir hayli yüksektir.

Rusya ile ABD’nin bir gizli anlaşma imzalamış olmaları, bu iki devletin her anlamda anlaştıklarına yorumlanamaz. Nitekim 1.Dünya Savaşı’ndan önce imzalanan anlaşmalarda belirli çerçevelerde imzalanmıştı. Bu doğrultuda küresel siyasette yaşananlar Rusya ve ABD’nin Suriye özelinde ve Çin’in sınırlandırılmasında anlaşmış olma ihtimallerini yansıtıyor.

 

Cihan ABİ/İntell4