Rusya-AB-ABD kıskacında Kuzey Akım-2 projesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın tavizsiz dış politika hamleleri nedeniyle güçlü müttefikleri Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerle arasının açıldığı bu dönemde, Rusya ve AB’nin enerji politikalarındaki iş ortaklıklarının nasıl gelişeceği merak konusu olmuştu. Küresel liderlik rekabetinde en büyük rakiplerinden biri olan Rusya’nın ekonomik refahını tehdit olarak gören ABD'nin, NATO düşmanı Rusya ile AB ülkelerinin ekonomik ortaklıklarından büyük bir rahatsızlık duyduğu biliniyor.

Rusya-AB-ABD kıskacında Kuzey Akım-2 projesi

Sanayi gücüyle ön plana çıkan AB üyesi ülkelerin enerji ihtiyaçlarını gidermek için en fazla tercih ettikleri ülkelerden biri Rusya’dır. Tarafları bir araya gelmek mecburiyetinde bırakan bu husus, genel itibariyle ilişkileri enerji güvenliği çerçevesinde geliştirmektedir. Enerji güvenliği konusunda transit bölge olan Ukrayna ile Rusya arasındaki çatışmalar ise AB ve Moskova arasındaki ilişki gündeminin ilk sırasında yer almaktadır.

Rusya enerji sektöründe son dönemdeki faaliyetleriyle oldukça önemli bir tedarikçi konumuna yükseldi. Özellikle AB’nin enerji ihtiyacını büyük oranda Rusya’dan gidermesi, taraflar arasında stratejik konumu nedeniyle Ukrayna’nın durumunu daha mühim bir hale getirdi. Rusya’nın enerji güvenliği açısından güvensiz ve tehdit olarak gördüğü Ukrayna ile ilişkileri, 2006 ve 2009 yıllarında yaşanan doğal gaz krizlerinin üzerine 2014 yılında Kırım’ın ilhak edilmesiyle daha da olumsuz bir seyir almıştır.

Rusya’nın dünyanın enerji liderliğine oynarken Ukrayna’yı çıkarları doğrultusunda işgal etmesi ise AB’nin enerji geleceği için endişeye kapılmasına neden oldu. Rusya’nın enerji piyasasında giderek tekelleşmesi nedeniyle harekete geçen AB, yeni politikalar geliştirmeye başladı. Gelişmelerle yakından ilgilenen bir diğer ülke ise AB müttefiki, Rusya karşıtı ABD oldu.



Kuzey Akım-2 nasıl gündeme geldi?

Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonraki süreçte ilişkilerini koparmayan Rusya ve Ukrayna, 2005 yılına kadar dostane ilişkiler sürdürmeye devam etmiştir. Bu süreçte dış politikada Rusya ile birlikte hareket eden Ukrayna, Moskova yönetiminin doğal gaz ticaretinde büyük indirimlerinden yararlanmıştı. 2000'li yıllarda Avrupa-Atlantik bütünleşmesini destekleyerek Batı ile de bağlarını geliştirmek isteyen Ukrayna yönetimi bu dönemde iki taraf arasında denge siyaseti izlemişti.

2005 yılında Batı yanlısı Viktor Yushchenko’nun Ukrayna yönetimine gelmesiyle ise dış politikada büyük bir değişim yaşanıyor, Rusya ile yaşanan doğal gaz krizleri iki ülkenin ilişkilerini durma noktasında getiriyordu.

Ukrayna, Rusya nezdindeki “dost ülke” sıfatını yitirdikten sonra doğal gaz fiyatlarında yararlandığı indirim ayrıcalığını da kaybediyordu. 1991 yılından itibaren Ukrayna’ya verdiği borçları da talep eden Moskova, Ukrayna’yı iyiden iyiye köşeye sıkıştırıyordu. Rusya’nın borçları ödeme noktasındaki talebine olumsuz cevap veren Ukrayna, Batı ile daha da yakınlaşıyor ve Rusya ile resmen hasım oluyordu.

Yaşanan gerilimler sonrası Ukrayna ve Rusya arasında 2006 ve 2009 yıllarında yaşanan doğal gaz krizlerinden olumsuz yönde etkilenen Avrupa ülkeleri enerji güvenliği noktasında Rusya’ya güvenemeyeceklerini anlıyor ve alternatif stratejiler geliştirme yoluna gidiyordu. Rusya da aynı şekilde Asya kıtasıyla enerji ilişkilerini geliştirme çabasına giriyor, Avrupa ile yaptığı enerji ticaretinde Ukrayna’yı devreden çıkaracak projelere yoğunlaşıyordu.

Ukrayna’nın transit bölge özelliğini ortadan kaldırmak isteyen Rusya, Kuzey Akım-2 Doğal Gaz Boru Hattı projesi için düğmeye resmen bastı. Bu proje ile Almanya’ya uzanan ve yıllık kapasitesi toplamda yaklaşık 55 milyar metreküp olan bir hat inşa edilecek ve Rusya’nın enerji nakliyatında Ukrayna’ya bağımlılığın son bulması hedefleniyor.



Kuzey Akım-2’den kimler faydalanacak?

Kuzey Akım-2 projesi Avrupa’yı adeta ikiye bölmüş durumda. Başta stratejik önemini kaybedecek Ukrayna olmak üzere Polonya, Slovakya ve ABD projeye karşı çıkmaktadır. AB’nin abileri sayılan Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda ve Avusturya ise projenin en güçlü destekçileri konumunda. Öte yandan üyeler arasındaki bu fikir ayrılıkları, AB’yi konuya net bir tavır sergileme noktasında engellemektedir.

Proje’den en büyük rahatsızlığı duyan ülke ise hiç şüphesiz ABD’dir. Avrupa ülkeleri üzerinde baskı kurarak projenin destek bulmasını engellemeye çalışan ABD, Avrupa pazarına açılmak için çalışmalar yapmaktadır. Sıvılaştırılmış doğal gazını (LNG) Avrupa ülkelerine satmak isteyen Washington, AB’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını ortadan kaldırmak istemektedir ancak LNG ek maliyetleri nedeniyle boru hatlarıyla taşınan doğal gazla rekabete girememektedir.

ABD burada yaptırım gücünü kullanmaya çalışmaktadır. Ukrayna, Polonya ve Slovakya gibi ülkeleri yanına çeken ABD, projenin bu ülke toprakları üzerinden geçmesini engellemektedir. Durumun farkında olan Moskova kanadı, bu ülkeler üzerinden geçen boru hattını sıfıra indirmeyi amaçlamaktadır.

Rusya’nın alternatifi ise Danimarka, İsveç ve Finlandiya üzerinden geçecek boru hatlarıyla doğal gazını Batı Avrupa ülkelerine aktarmak. Ancak İsveç ve Finlandiya’dan onay alınmasına karşın Danimarka hala ikna edilememiştir. Buradaki ABD parmağı unutulmamalıdır. Danimarka ile Polonya arasında uzun yıllardır süre gelen münhasır ekonomik bölge tartışmalarının Kuzey Akım-2 projesinin olgunlaştığı dönemde bir anda çözülmesi ve söz konusu bölgenin Danimarka’ya ait münhasır ekonomik bölge olarak tanınması doğal bir süreç değildir. Bu şekilde Danimarka’yı yanına çeken ABD, projenin onay almasını engellemektedir.

Rusya ve AB ülkelerinin bir kısmının büyük önem verdiği Kuzey Akım-2 projesinin 2020 yılına kadar tamamlanamaması halinde Rusya’nın önünde Ukrayna ile bitecek olan transit sözleşmesini yenilemekten başka bir seçenek kalmayacaktır. Ukrayna’nın son derece eski ve yetersiz olan boru hatlarının çıkaracağı sorunlar ise Moskova’yı düşündürmektedir.

Ukrayna’nın halihazırdaki ekonomik şartlarda boru hatlarını kısa vadede tamir etme imkanı bulunmamaktadır. Rusya doğal gazını bu şekilde aktarmaya devam ettiği takdirde yaşanan aksamalar nedeniyle Batı tarafından sorumlu tutulacak ve imajı kötü etkilenecektir.

ABD’nin Danimarka üzerinden Rusya’yı köşeye sıkıştırmaya çalışan politikasının nedeni de Moskova’yı Ukrayna boru hattına mecbur bırakmaktır. Bu şekilde enerji transferinin ara ara sıkıntı yaşamasının önü açılacak ve enerji pazarı ABD’nin LNG’sine ihtiyaç duyacaktır. ABD’nin bu rekabette elini kolunu bağlayan konu ise daha önce de belirttiğimiz gibi Rusya’nın ucuz doğal gazıyla mücadele edememesidir. Pazara bu yüzden sahip olamayan ABD, Rusya’nın projelerini engelleyerek AB ülkelerini Moskova tekeline terk etmemeye çalışmaktadır.