PYD-YPG tehdidi ve Türkiye-Suriye ilişkilerinin geleceği

Türkiye-Suriye sınırında artan Amerikan destekli PYD-YPG varlığı, bölgenin istikrarı için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bununla birlikte Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler dolaylı olarak Ankara ve Şam'ı diyalog kurmaya zorlarken, konuya ilişkin Rusya'nın çabaları dikkat çekiyor.

2011'de Tunus'ta başlayan ve Suriye'ye de sıçrayan değişim hareketi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad güçlerinin barışçıl göstericilere yönelik sert müdahalesiyle farklı bir boyuta taşındı. 2011'den bu yana büyük bir ayrışmanın yaşandığı Suriye'de, Esad'ın temsil edildiği Şam rejimi, değişim yanlısı muhalifler, DEAŞ ve El Kaide terör örgütleri ile PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD-YPG'yi merkez alan birçok taraf ortaya çıktı. Bu süreçte uluslararası güçler de Suriye'ye müdahalelerde bulundu ya da bölgeye asker gönderdi. Suriyeli muhaliflerin yanında pozisyon alan Türkiye, Esad rejimi ile keskin bir görüş ayrılığına düştü. Şüphesiz yıllardır yaşanan gelişmeler hem iki ülke için hem de bölge halkı için derin acılar oluşturdu. Tüm bu şartlar altında Türkiye-Suriye ilişkilerinin en azından Esad rejimi altında normalleşmesi kolay görünmüyor. Ancak verilen mesajlar taraflar arasında kısmi iş birliğinin gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor.

"Suriye ile alt düzeyde temaslar yürütülüyor"

Suriye iç savaşının başlamasından kısa bir süre sonra kesilen Ankara-Şam ilişkilerinin 2015'ten itibaren belirli alanlarda düşük düzeyde sürdüğü birçok kez ifade edilmişti. Ancak taraflar uzun süre bu ilişkileri doğrulamaktan kaçındı. Şubat 2019'da ise Suriye'deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye yönetimi ile alt düzeyde ve istihbari alanda temas halinde olduklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuya ilişkin, "Şu anda tabii Suriye ile alt düzeyde dış politika yürütülüyor. İstihbarat örgütleri bu noktada illa liderler ne yapıyorsa biz de onu yaparız havasında olamaz. Ve liderler kendileri birçok yerde devreden çıkar ama, kendi istihbarat örgütünü ilişkileri, münasebetleri sürdürmesi bakımından değerlendirir. Niye? Öyle veya böyle düşmanınız dahi olsa, ipi tamamen koparmayacaksınız. Olur ki o ip size bir zaman lazım olabilir." ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Rusya ve İran'ı işaret ederek Ankara ile Şam arasında dolaylı temasların olduğunu belirtmişti. Böylece Türkiye ve Suriye yönetimleri arasında bir istişare mekanizmasının var olduğu doğrulandı.

Ankara-Şam ilişkilerinde Rusya'nın rolü

Ankara ve Şam arasında varlık gösteren istişare ortamında Esad'ın en yakın müttefiki olan Rusya'nın rolü dikkat çekiyor. Rusya, Türk ve Esad rejimine bağlı yetkililer arasında bir iletişim kanalı görevi görüyor. Aynı zamanda bazı verilere göre Lübnan'daki Türk bürokratlar da bu kapsamda öne çıkıyor. Bakan Çavuşoğlu'nun, "Rejimle dolaylı temaslarımız var. Bir şey olduğu zaman genelde mesajlar İran ya da Rusya üzerinden gidiyor, geliyor." ifadeleri ise politik durumu açıklar nitelikte. Askeri kaynaklar Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekatlarında bu kanalın işlediğini ifade ediyor. Aynı zamanda Moskova'nın, Esad rejimi ve Türkiye'yi doğrudan görüştürmek için çaba sarfetmesi de söz konusu. Yanı sıra Suriye'deki kaos ortamında etkin rol alan Rusya ve İran, Şam rejiminden yana bir tavır ortaya koyarken, Türkiye'nin değişim yanlısı muhalif güçleri desteklemesi keskin bir ayrılık olarak ileri çıkıyor. Yine de Suriye'de çözüme ilişkin en kapsamlı çalışmalar Tahran, Ankara ve Moskova hattındaki iş birliği sayesinde şekilleniyor. Fakat bu iş birliğinden ve Suriye'de çözüm umudundan hoşnut olmayan güçler olduğu aşikar.

Artan PYD-YPG tehdidi

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin başını çektiği Batılı kuvvetler, Suriye savaşının başlarında muhalif unsurları destekliyordu. Fakat bu destek zamanla yön değiştirerek terör örgütü DEAŞ'la mücadele adı altında başka bir terör örgütünün müttefik olarak öne çıkmasına sebep oldu. Türkiye ve birçok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK'nın Suriye kolu PYD-YPG, bu kapsamda ağır silahlar ve modern askeri teçhizatla donatıldı. Türkiye'nin tepkileri üzerinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adında bir başka örgüt kurularak PYD-YPG bu çatı altına dahil edildi. Türkiye'ye yönelik terör eylemlerine hız veren örgüt, bir NATO müttefikine karşı başka bir NATO ülkesi tarafından müttefik ilan edildi. Türkiye'nin DEAŞ ve PKK'ya yönelik göğüs göğüse verdiği mücadeleye gözlerini kapayan güçler, PYD-YPG'yi terörle mücadelenin hamisi varsaydı. Diğer taraftan söz konusu terör örgütü ABD desteğinde Suriye'nin büyük bir kısmını ele geçirdi. Ele geçirilen bölgelerin Suriye'nin petrol yataklarını içermesi ise dikkat çekici bir detay olarak ortaya kondu. Sonuç olarak gelinen noktada PYD-YPG, Türkiye ve Esad rejiminin yanında bölge halkları için en büyük tehdit haline geldi.

Güvenlik alanında gelişmeler yaşanabilir

Bölgesel kaynakların aktardığına göre Ankara ve Şam rejimi PYD-YPG tehdidine karşı istişarelerini artırabilir. Bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ziyareti sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından ileri sürülen Adana Mutabakatı'nın da etkisi var. 1998 yılında Türkiye ve Suriye arasında imzalanan anlaşmaya göre; Suriye, kendi topraklarından Türkiye'ye karşı faaliyet gösteren örgütlere müdahale etmek zorunda. Aksi takdirde ise Türkiye'ye sınır ötesi operasyon hakkı doğuyor. Fakat, Esad rejimi muhalif unsurları da terörist olarak tanımladığı için bazı noktalarda bu anlaşmanın uygulanmasına karşı çıkıyor. Aynı şekilde PYD-YPG'ye yönelik uluslararası güçlerin ikili yaklaşımı da çözüm arayışlarına gölge düşürüyor. Bununla birlikte El Kaide bağlantılı bazı örgütler, muhalifler arasına sızarak Rusya, İran ve Esad rejiminin Türkiye'ye karşı hamlelerine olanak sağlıyor. Bu durum Rusya, İran ve Türkiye arasında yürütülen müzakereleri de etkiler nitelikte.

Türkiye ve Suriye ilişkileri nasıl şekillenecek?

Türkiye, Suriye'de bir çözüm için Esad rejiminin yönetimden çekilmesini ve bağımsız seçimlerin gerçekleştirilmesini istiyor. Buna karşılık Şam yönetimi ise Türkiye'nin Suriye topraklarından çıkmasını ve muhalifler gruplara yönelik desteğin sonlandırmasını bekliyor. Bölgesel kaynaklar Orta Doğu'daki birçok Arap ülkesinin Suriye'ye yönelik pozisyonunu değiştirdiğinin altını çizerken, Türkiye'nin de bu kapsamda politikalarını yeniden şekillendirebileceğini ifade ediyor. Ancak 2011'den bu yana yaşanan gelişmeler iki taraf için de acı hatıralar inşa etmiş durumda. Bazı uzmanlar devletlerarası ilişkilerde duygusallığa yer olmadığını savunsa da, en azından Esad yönetimi altında ilişkilerin normalleşmesi kolay görünmüyor. Yine de yaşananlar neticesinde elde edilen istişare mekanizması ile Suriye'de yeni bir döneme girildiği aşikar. Bununla birlikte, iki yönetim arasındaki ilişkilerin zamana yayılarak belirli alanlarda kısmi iş birliği ile devam etmesi öngörülüyor.