Prof. Dr. Mustafa Sarı’dan müsilaj uyarısı: “Atıklarımızı azaltmamız gerekiyor”

Marmara Denizi geçen yılın sonlarından bu yana su yüzeyini saran müsilaj ile boğuşmaya devam ediyor. Kolera salgınına da neden olabileceği iddia edilen müsilajı ve alınması gereken tedbirleri Prof Dr. Mustafa Sarı İntell4’a anlattı.

Balıkçıların söylemi ile "deniz salyası" ve bilimsel söylemi ile müsilaj Marmara Denizi'ni tehdit etmeye devam ediyor. Bilim insanları konuyu sık sık gündeme taşırken, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, müsilajın ciddiyetini görüntüleyebilmek için bireysel dalışlarına da devam ediyor. 

İstanbul, Tekirdağ, Erdek, Bursa, Çınarcık, kıyılar ve körfezler geçtiğimiz kasım ayından bu yana müsilajın etkisi altında. En ciddi sorun ise müsilajın denizin derinlerinde görülmesi ve canlı yaşamı için bir tehdit oluşturması.

Tüm Marmara Denizi için bir sorun haline gelen müsilajı, bilimsel çalışmalarına ve incelemelerine devam eden Prof. Dr. Mustafa Sarı Intell4’a anlattı.

Müsilajın nasıl oluştuğu ve bugüne kadar neden fark edilmediği sorusuna yanıt veren Prof. Dr. Mustafa Sarı, şu ifadeleri kullandı;

“En baştan başlamak gerekirse müsilaj; denizdeki biyolojik süreçlerin temelini oluşturan fitoplankton gruplarının denizde meydana gelen bazı olumsuz durumlara tepki olarak yaptıkları bir salgıdan, yani salgıladıkları bir maddeden oluşmaktadır. Ama direkt algler salgıladığı zaman (algler dediğimiz mikroskobik bitkicikler) fotosentez yapıyorlar, karbondioksiti kullanıyorlar, denizlerdeki besin elementlerini kullanıyorlar ve oksijen üretiyorlar. Soluduğumuz havanın en yarısını bu denizdeki fitoplankton grupları sağlıyor. (Müsilaja neden olmaları sebebiyle tamamen kötü bir şey değil) Bunlar salgıyı üretiyorlar. Ürettikleri salgı, bakteriler virüsler gibi mikroorganizmalar için çok uygun bir üreme, besleme ortamı oluşturuyor. Hemen onlar da bunun üstüne kümeleniyorlar. Bu kümelenme ile birlikte denizin içinde metrelerce uzayan şeffaf, sümüksü yapıda bir salgı üreyip devam ediyor.”

Prof. Dr. Mustafa Sarı, Akdeniz havzasında bulunan denizlerde müsilajın her yıl görüldüğünü belirtti. Adriyatik ve Marmara denizi gibi kapalı denizlerde müsilajın tolere edildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Mustafa Sarı, bu denizlerin özellikleri hakkında şunları söyledi;

“Genellikle kapalı konumdadırlar, mesela Marmara Denizi kapalı konumda olan denizlerdendir. Aynı zamanda iki tane küçük boğaz ile bağlantılı büyük denizlerdendir. İstanbul Boğazı ile Karadeniz’e, Çanakkale Boğazı ile Ege’ye bağlı. Marmara Denizi’nin ikili bir yapısı var. Yüzeyden sular Karadeniz’e geliyor, kuzeyden güneye doğru akıyor. Alttan gelen sular da Akdeniz kökenli. Ege’den Çanakkale Boğazı’na, oradan da Marmara’ya geliyor. Daha sonrasında ise Karadeniz’e doğru akıyorlar. Marmara Denizi’nde ikili bir su tabakası söz konusu.”

Marmara Denizi’ndeki müsilajın neden geçmiş yıllarda bu kadar çok görülmezken 2021 yılında yoğunlaştığına değinen Prof. Dr. Mustafa Sarı, “1992 yılında müsailaj bir miktar yükseldi. 2007 ve 2008 yıllarında da müsilajı gördük ama bugünkü çok yüksek oranlarda. Bu sene bu kadar yüksek görmemizin altında üç tane faktör yatıyor” dedi ve ekledi;

“Birincisi; küresel iklim değişikliğine bağlı olarak, bu sene Marmara Denizi’nin sıcaklığının ortalaması, 40 yıllık ortalama bir veriye göre 2.5 derece daha yüksek durumda.

İkincisi; Marmara Denizi’nin orijinal yapısı denizin yüzeyi ile dibi arasındaki karışımları sınırlandırıyor. Yüzeydeki karışımlar Karadeniz’den gelen sulara bağlıyken, Karadeniz’den gelen suyun debisi azaldığında karışım azalıyor, debi arttığında ise karışım artıyor.  Diğer taraftan bu karışımları iklim de etkiliyor. Rüzgarların da burada etkisi var. Dolayısıyla bu sene denizdeki karışım olağandan daha az bulunuyor. Denizin bu sene için durağanlığı arttı.

Üçüncü faktör ise; Marmara Denizi’ne uzun yıllardır doğrudan ya da dolaylı 25 milyon insanın atığını gönderiyoruz. Türkiye’nin endüstrisinin yarısı Marmara Denizi’nin çevresinde bulunuyor. Bu sanayiden gelen atıklar doğrudan ya da dolaylı Marmara Denizi’ne gidiyor. Yani Marmara Denizi’nin atık yükünü artırmış bulunuyoruz. Azot ve fosfor gibi yükler arttı. Bu yükler bu kadar yükselince bu üç faktör bir araya gelmiş oldu. Yani sıcaklık yüksek, deniz şartları durağan, denizin azot fosfor yükü yüksek. Bu üç faktör bir araya geldiğinde işte bu sene gördüğümüz müsilaj ortaya çıktı.”

“BİZİ BEKLEYEN TEHLİKELER NELER?

Son dönemlerde Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilajın tehlikelerine dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sarı, ekosistemin uzun vadeli tepkiler verdiğini ve denizleri kirletmeye devam edersek ileride doğanın ciddi yanıtlar verebileceğinin altını da önemle çizdi. Prof. Dr. Mustafa Sarı şu önemli açıklamalarda bulundu;

“Ekosistem uzun vadeli tepkiler verir. Bugün denizi kirletirseniz deniz size yarın tepki göstermez ya da girilecek halden uzaklaşmaz, onu kendi içinde halletmeye çalışır. Sonra siz kirletmeye devam edersiniz. Ekosistemin acelesi yoktur, ekosistem öz denetim sistemi içerisinde bir çıktıyı diğerinin girdisi yaparak bunları çözmeye çalışır. Biz buna "özümleme kapasitesi" diyoruz. Fakat birgün bu kirlilikler birikir ve artık çözülemez hale gelir. Çözülemez hale geldiğinde sibernetik sistem, yeni bir denge oluşturmak üzere bambaşka bir davranışa geçer. Şu anda karşılaştığımız durum bu.”

Açıklamalarını sürdüren Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Biz Marmara Denizi’ne önümüze geleni attık. bütün atıklarımızı doğru bir şekilde arıtmadan gönderdik. Arıtma tesislerini doğru bir şekilde çalıştırmadık, arıtma sistemi yaptık adına "ön arıtma" dedik ama bu arıtma sistemi değil. İnsanlar neyi kirlettiklerinin, nasıl kirlettiklerinin farkında değiller. Denizin sihirbaz olduğunu zannediyoruz ama deniz bize sihirbaz olmadığını gösterdi. Derin deniz deşarjı denilen bir saçmalık var, bundan kurtulmamız gerekiyor. Derin deniz deşarjı bir arıtma sistemi değildir. Atığı arıtırsınız, su kirliliği kontrol yönetmeliğimiz var bizim, bu yönetmelik sınırlarına kadar atığı arıtırsınız, arıttıktan sonra çıkan suyu da alıcı ortama verirken derin deşarja verirsiniz ki etkisi minumum olsun. Biz kanalizasyonu bir yerde topluyoruz, sıvılaştırıyoruz, ondan sonra denizin dibine derin deşarj diye gönderiyoruz. Bu şekilde olmaz çünkü bu yanlış. Dolayısıyla biz aslında insanlar olarak, ekosistemin nasıl çalıştığı hususundaki temel bilgilerden yoksunuz. Denizin kirleneceğine bir türlü inanmıyoruz ve böylece bu manzara ortaya çıkmış oluyor” ifadelerini kullandı.

Müsilajın etkilerine değinenProf. Dr. Mustafa Sarı, “Kıyılara çöküyor sonra yüzeyi kaplıyor ve suyun oksijen almasını engelliyor ve o tabakanın altında kalan canlı yaşamı yok ediyor. Dört hafta önce binlerce Bandırma sahillerinde binlerce balık öldü” dedi.

Müsilajın doğaya etkilerini açıklayan Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Bir kısmı yüzeye çıkmıyor, aşağıda birikiyor, kümeleniyor, iki üç metre büyüklüğünde müsilaj kümeleri oluşuyor, ağırlaşarak dibe çöküyor. Bu dibe çökenler, mercanlar başta olmak üzere deniz dibindeki canlı hayatı yok ediyor” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Mustafa Sarı şu önemli uyarılarda bulundu;

“Tedbir almamız gerekiyor, Marmara Denizi’ne giden atıkları azaltmamız gerekiyor. İklimi değiştirmemiz söz konusu değil ama iklime uyum sağlamak için elimizden geleni yapmalıyız. Denizi temizlemeliyiz, tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakarak bir tane olan Marmara Denizimiz için elimizden geleni yapmalıyız. Denizimizin üzerindeki atık yükünü azaltmalıyız, bu şekilde denizlerimizi kirletmemeliyiz.”

BİREYSEL OLARAK BİZE HANGİ GÖREVLER DÜŞÜYOR?

Bir birey olarak ne yapmamız gerektiği konusunda önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, ilk olarak hepimizin müsilaj hakkında bilgilenmemiz gerektiğini söyledi. İkinci olarak daha az atık bırakmamız gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Az atık demek daha az kirlilik demek” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Mustafa Sarı üçüncü olarak ise her bir bireyin parti ayrımı yapmaksızın, atıkları arıtma konusunda başta yerel belediyeler olmak üzere tüm yetkilileri göreve davet etmesi gerektiğini söyledi.

“KANAL İSTANBUL KONUSUNDA BİLİM KONUŞMALI”

Kanal İstanbul'un İstanbul'a olası etkisini değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Sarı, “İlk önce müsilaj ile ilgilenmemiz gerekiyor, Kanal İstanbul ikinci planda kalmalı. Kanal İstanbul meselesinde kamplaştık, bilimi bir kenara bıraktık. Herkes kendi sözlerinin doğrulanması için çabalıyor. Bu meseleyi bilim ile tartışmamız gerekiyor. Benim fikrim şu; bilim veri ile çalışır, elinizde veri yoksa bilim yok demektir. İklim değişikliği ve müsilaj gibi yeni durumları da göz önünde bulundurarak, Kanal İstanbul meselesi ile ilgili tüm duygusal tartışmaları bir kenara bırakarak bu alanda çalışan bilim insanlarının simülasyonlar yapmaları gerekiyor. “Karadeniz’den ne kadar su gelecek, bu suyun sıcaklığı ne, tuzluluk oranı ne, Marmara’daki durum ne?” Bunların hepsinin simülasyonunun yapılması gerekiyor. Simülasyon sonucu ne çıkıyorsa ona uymamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.