Petrol bağımlısı dünya

Petrolün ticari amaçla kullanılabileceği ilk defa Amerikalı girişimci Edwin Drake tarafından ortaya atıldı. Bu dönemde lambalarda kullanılan ve giderek daha pahalanan balina yağı yerine Drake, kahverengi kaya petrolü tabir edilen yakıtı rafine edecek ve lambalarda kullanılmak üzere gazyağı haline getirecekti. İçten yanmalı motorların icadıyla Drake amacını ulaşmıştı, fakat dünya zamanla petrole bağımlı hale gelmişti. Kimi ülkelere kazançlar sağlayan petrol, kimi ülkelerin de başına bela oldu.

Petrol bağımlısı dünya

Petrolün ticari amaçla kullanılması ilk defa Amerikalı girişimci Edwin Drake tarafından 1859 tarihinde Pennsylvania’da çalışmalarla ortaya atıldı. Bu dönemde lambalarda kullanılan ve giderek daha pahalanan balina yağı yerine Drake, kahverengi kaya petrolü tabir edilen yakıtı rafine edecek ve lambalarda kullanılmak üzere gazyağı haline getirecekti. Pennsylvania'nın batı kesiminde zaman zaman köpürerek toprak üzerine çıkan ham petrolün damarını bulmayı uman Drake’in sondaj ekibi sıkışmış bir ham petrol rezervine rastladı ve petrol toprağın 21 metre altından yeryüzüne fışkırmaya başladı. Ticari anlamda kullanılacak ilk petrolün kuyusu açılmış oldu böylelikle.  


 
1864'te ilk kuyunun birkaç kilometre güneyinde Pithole'da rastlanan damar geleceğin habercisiydi. New York Times'a göre o sırada kuyunun 10 kilometre yakınında yaşayanların sayısı elliyi geçmiyordu. Bir yıl sonra ise en az 10 bin nüfusu ve 50 otel, büyük bir postane ve iki telgraf ofisiyle Pithole kenti oluşmuştu. Kentte birkaç kişi çok zengin olduysa da gerçek ve sürdürülebilir bir ekonomi petrolden çok daha fazlasını gerektiriyordu. Pithole kenti bir iki yıl içinde yok olup gitti. Petrol kenti yaşamadı ama petrol açlığı büyüdükçe büyüdü. Ekonomi tamamen petrole boğulana kadar. Şu anda dünyanın kullandığı enerjinin üçte birinden fazlası petrole dayalı. 
 
Dünya genelinde enerji sağlamada petrol kömürden daha fazla, nükleer, hidroelektrik ve yenilenebilir enerji kaynaklarının toplamının iki mislinden daha çok kullanılıyor. Yani petrol ve doğal gaz, dünyanın kullandığı elektriğin ve plastik hammaddesinin dörtte birini sağlıyor. Enerjinin ardından da taşımacılık sektörü geliyor. Başlarda Drake gazyağına satıp satamayacağından emin değildi ama içten yanmalı motorların icadı ile bu sorun olmaktan çıktı. Petrolün taşımacılık sektöründeki kullanımı durmadan tüm alanlara yayıldı, otomobillerden kamyonlara, kargo gemilerinden, yolcu uçaklarına, petrol yakıtları bugün taşımacılığın temelini oluşturuyor. Yaygınlaşan petrol kullanımından ötürü petrol fiyatı dünya ekonomisi açısından muhtemelen en önemli fiyat haline geldi.  
 
Petrolün ulaşımda bu denli kullanılmaya başlanmasında, 19. Yüzyıl başlarında dünyanın içinde bulunduğu kaotik ortam ve askeri anlamda üstünlük yarışının olduğu dönemde Winston Churchill’ın Kraliyet Donanmasından sorumlu bakan olmasının etkisi büyüktür. Daniel Yergin'in petrolün tarihini anlattığı dev kitabı ‘The Prize’ eski Britanya liderlerinden Winston Churchill'in karşı karşıya geldiği zor bir karar ile başlar. Churchill’ın alması gereken önemli kararlardan birisi Britanya İmparatorluğunun genişlemeci Almanya karşısında donanmasında Galler bölgesinde çıkarılan yani güvenli ulusal bir kaynağa dayalı kömürü mü yoksa çok uzaklarda, İran'da çıkarılan petrolü mü kullanacağıdır. Petrolün kullanımın söz konusu olmasında ise yakıt olarak petrol kullanılan savaş gemileri kömür kullanan gemilere göre daha çabuk manevra ve daha yüksel sürat yapabilmektedir. Ayrıca yakıt kullanımı bakımından daha az personele ihtiyacı olduğundan silah kullanım kapasitesi artabilmektedir. İşte Churchill’in 1912’de almış olduğu kaçınılmaz petrol kararı Britanya ve dünya ekonomilerini o gün bugündür petrole bağımlı hale getirdi.  
 
Petrolün kullanımının her alana yayılmasının ardından ülkeler arasında diplomatik ve askeri çatışmalar yaşanmaya başladı. Bir taraftan imparatorluklar yıkılırken diğer taraftan sömürgesi devletlerin eliyle kukla devletler kurulmaya başlandı. Koca topraklar sömürge şirketleriyle yönetilip, petrolden elde edilen tüm gelirler bu şirketler aracılığıyla aktarılıyordu. İngiltere Hazinesi, daha sonra British Petroleum (BP) olacak olan Anglo-Fars (Anglo-Persian daha sonra Anglo-İranian) petrol şirketinde çoğunluk hisselerini alırken diğer devletlerde kendi şirketleriyle faaliyet göstermeye başladı. Petrolün kontrolü tartışması dünyanın birçok ülkesinde bunu takip eden onlarca yıl devam etti. Bazı ülkeler karlı çıkarken bazıları da kana boyandı.  
 
Suudi Arabistan yaşanan petrol mücadelesinde karlı çıkan ülkelerden biri oldu.  Suudi Arabistan zengin petrol rezervleri sayesinde dünyanın en zengin ülkelerinden biri haline geldi. Devletin elindeki Suudi Aramco şirketi bugün Apple, Google ya da Amazon şirketinden daha değerli. Ama Suudi Arabistan ekonomisi Japonya ve Almanya ekonomileriyle karşılaştırılabilecek karmaşık bir ekonomi olamadı. Belki de ilk Pennsylvania petrolünün çıktığı Pithole kasabasının iri ölçekteki bir modeli olabildi. 
 
Petrol Laneti 
 
Petrol mücadelesinden karlı çıkan ülkelerin dışında bir de petrolün getiri olan istikrarsızlığa büründü. Irak, İran, Venezuela, Nijerya gibi zengin petrol rezervlerine sahip ülkelerin tümünün ekonomileri, kaynaklarının kontrolü konusu bir yana petrol ile zenginleşti. Ama iktisatçıların "petrolün laneti" dedikleri türden bir zenginleşme oldu bu. 1960’lı yılların başında Venezüella petrol bakanı olan Juan Pablo Perez Alfonso 70’li yıllarda petrolü “şeytanın dışkısı” diye tanımladı ve “Şeytanın dışkısında boğuluyoruz” dedi.  
 
Petrol bakımından zengin olmak ekonomiler açısından sorunlu hale gelmesindeki en önemli etken petrol dışında herhangi bir şeyin üretimini yapmayı çok pahalı hale getiriyor olmasıdır. Dolayısıyla petrol zengini ülkeler imalat sektörünü ya da karmaşık hizmet sektörlerini geliştirmekte büyük güçlük çekiyorlar. Petrolü başka ve sürdürülebilir kaynaklarla ikame etme gerekliliğinin bir sebebi ekonomilerde sürdürülebilir bir çeşitliliği engellemesiyse diğeri de kuşkusuz İklim Krizi'nde oynadığı rol. 
 
Bir dönem petrolün yavaş yavaş tükenmeye başlayacağı, bunun fiyatları iyice yükselteceği ve insanlığın alternatiflere teşvik edeceği söyleniyordu, fakat yeni petrol sahaları bulundukça bu bir türlü gerçekleşmeyen bir beklenti olarak devam ediyor. Bunda petrol aramada geliştirilen ve fracking denilen yeni gelişkin tekniklerin de büyük rolü var. Artık çok daha derin ve çıkarması zor rezervlere ulaşılabiliyor. Ayrıca daha önce petrol çıkarılan ve petrolün tükendiği bölgelerde fracking tekniğiyle tekrardan petrole ulaşılma olasılığından bahs edilmekte. Nitekim ABD Jeolojik Araştırma Enerji Kaynakları Programı Koordinatörü Walter Guidroz'un keşif hakkındaki yorumlarına da yer verilen açıklamada, "Daha önce milyarlarca varil üretilen bölgelerde hala petrol bulma olasılığı var. Teknoloji ve endüstrideki gelişmeler teknik olarak üretilebilir (petrol) kaynaklara önemli etki edebilir. Bu nedenle ABD genelindeki kaynakları yeniden değerlendiriyoruz." ifadesi kullanıldı.