Çin’in Ortadoğu’daki güvensiz limanı İsrail

Dünya gündemi 17 Mayıs’ta Çin’in Tel Aviv Büyükelçisi Du Wei’nin konutunda ölü bulunmasıyla çalkalanırken, gözler 13 Mayıs’ta İsrail’i ziyaret eden Mike Pompeo’nun ziyareti sonrasında kullandığı ifadelere ve küresel çapta devam eden ABD-Çin rekabetine çevrildi. Son dönemde yaşananlar ABD’nin İsrail-Çin ilişkileri üzerindeki etkisini gözler önüne serdi. Peki İsrail-Çin ilişkilerinin geleceği ABD’ye mi bağlı?

Dünya Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasında 2017-18 yıllarında başlayan ticaret savaşları ile sarsılırken, iki ülke arasında başlayan rekabet bugün çok farklı alanlara da sıçradı. Bu durumdan ilk olarak ticari ilişkiler zarar alırken, bugün ekonomiler, teknoloji şirketleri, siyasi ilişkiler ve hatta üçüncü taraf ülkeleri de içine katacak şekilde büyüdü. Bugün gelinen noktada ABD ve Çin arasında başlayan rekabet dünyayı kutuplaşmaya itiyor. Dünya ABD tarafında duranlar ve Çin’in yanında duranlar olarak bölünmeye başladı. Bu durumdan pek çok ülke etkilenirken, etkilenmeye de devam ediyor.

1990’lı yıllardan günümüze sürekli pozitif yönde ivme kazanarak gelişen İsrail-Çin ilişkilerinde en önemli dinamiği 15 milyar dolarlık ticaret hacmi oluşturuyor. Öte yandan salgından önce de gündem de olan iki ülkenin ilişkilerinin pozitif seyretmesinin bir diğer nedeni de Çin’in 2013 yılında başlattığı ‘Bir kuşak, bir yol’ projesi. Zira dünya nüfusunun yüzde 60’ını ve 50’den fazla ülkeyi ilgilendiren söz konusu projenin Akdeniz’e açılan kapısını İsrail oluşturuyor. Bu bağlamda İsrail’in, Çin’in Akdeniz’e açılan kapısı konumunda bulunması ilişkilerin güncel seyrinin dinamizmi hususunda en somut örneği teşkil ediyor.

Çin ve İsrail bugüne kadar kazan-kazan politikasıyla milyarlarca dolarlık ticaret hacmine, eğitimde ortaklıklara ve küresel çapta projelerin partnerleri olmaya ulaşmış olsa da arka planda küresel rekabetin izlerine rastlamak mümkün. Zira küresel çapta yaşanan ABD-Çin rekabetinin izleri İsrail-Çin ilişkilerin de yansımış durumda. Öyle ki, bu durum siyaseti değiştirecek, ticareti etkileyecek seviyelerde. Nitekim ABD, İsrail’in Phalcon erken uyarı sistemini Çin’e transferini engellemiş ve İsrail’in Nahal Sorek bölgesinde inşa edilecek, bölgenin ikinci, dünyanın en büyük “su arıtma tesisinin” Çinli firmalara verilmemesini sağlamıştı.

ÇİN’İN İSRAİL’DEKİ YATIRIMLARI

Çin-İsrail ilişkilerini dünya gündemine taşıyan olay 2 yıl önce yaşandı. Şangay Liman işletmelerinin İsrail’in Hayfa limanını 2021 yılından itibaren 25 yıl boyunca işletecek olması iki ülke ilişkilerini ABD’nin hedefine soktu. Fakat geçmişe bakıldığında Çin’in liman yatırımının dışında onlarca alanda da yatırımları olduğu görülebilir. Tel Aviv şehri ve çevresinde hafif raylı sistem inşası, Tel Aviv-Kudüs hızlı treni, tren vagonu ve lokomotif ihracatı, Eliyat-Hayfa, Eliyat-Aşdot ticari demir yolu nakil hattı, Sorek 1 ve Ölü Deniz su arıtma/seviye artırma çalışmaları, otoyol inşaatları, Hayfa ve Aşdot limanları işletmeciliği ve inşası gibi pek çok Çin yatırımı mevcut.

Alt yapı yatırımlarının dışında Çin, İsrailli yüksek teknoloji şirketlerine de ilgi gösteriyor. İsrail merkezli ekonomi analiz kurumu IVC’ye göre Çinli firmalar İsrailli yüksek teknoloji şirketlerine 2018 yılında 400 milyon dolar, 2019 yılında ise 243 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Söz konusu yatırımların seyri Çin’in bir sonraki hamlesinin 5G teknolojisi olacağını gösterir nitelikte. Fakat Çin’in İsrail’deki limanlara, altyapı sistemlerine, teknolojik gelişmelere olan ilgisinin ve yatırımının seyrini ABD’nin İsrail-Çin denklemindeki yeri ve tutumu belirleyecek.

İSRAİL-ÇİN İLİŞKİLERİNİN GELECEĞİ ABD’YE Mİ BAĞLI?

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 13 Mayıs 2020’de yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınına rağmen İsrail’e bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaretin içeriğinin İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak planı olduğunu düşünülürken, ziyaret sonrasında yapılan açıklamalar, ikili görüşmede İsrail-Çin ilişkilerinin de masada olduğunu gösterdi. Öte yandan İsrail’den ayrılmadan önce demeç veren Pompeo’nun, “Biz Çin Komünist Partisi’nin İsrail’in altyapı ve iletişim ağlarına erişmesini istemiyoruz. Bu tarz şeyler İsraillileri ve ABD’nin İsrail ile olan işbirliği kapasitesini tehlikeye atmaktadır” gibi keskin ve müdahaleci cümleler kurması ABD tarafından uzun süredir dile getirilen İsrail-Çin yakınlaşmasının bir an önce sonlandırılması isteğini yansıtıyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İsrail’de Çin-İsrail ilişkilerini hedef almasının ardından Çin’in Tel Aviv Büyükelçisi Du Wei’nin 17 Mayıs’ta konutunda ölü bulunması, gündemdeki Sorek 2 projesine 1,5 milyar dolarlık teklif veren Hong Kong menşeli CK Hutchison firmasının ihalenin finalinde kaybetmesi gibi gelişmeler kafalarda soru işaretleri bıraktı. Ayrıca İsrail’in gelecekte Çin’e karşı alacağı tavır hakkında kamuoyunda ciddi fikir ayrılıkları oluşturdu.

ABD baskısıyla 2000 yılında Çin’e satışı için anlaşılan Phalcon ‘erken uyarı savunma sisteminin’ verilmemesi ve Sorek 2 projesinden Çin’in resmen çıkarılmasıyla tekrar sorgulanan İsrail-Çin ilişkileri, geleceğe dair muğlak bir tablo ortaya koyuyor. Çin’in Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki “ekonomik hacmini” ve “yumuşak güç kapasitesini” artırmak istemesinden ötürü tolere ettiği bu krizlerin her geçen sene tekrarlanmaya devam etmesi ise Çin’i orta vadede stratejik bir hamle değişikliğine yöneltmesi muhtemel