Patrona Halil İsyanı

Patrona Halil, Osmanlı padişahı 3. Ahmed'in tahttan inmesi ile sonuçlanan 1730 Patrona Halil İsyanı'nın önderi olan Yeniçeri askeridir. Bu ayaklanmayla birlikte Lale Devri son bulmuştur.

Patrona Halil İsyanı - Sayfa 1

Patrona Halil, tarih kitaplarımızda “Patrona Halil İsyanı” denen “1730 İsyanı’nın” şüphesiz ki en popüler şahsiyetidir. Söz konusu kitaplarda Patrona, Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma ve çağdaşlamanın ilk yeşermeye başladığı “Lale Devri”ni sona erdiren, baldırı çıplak bir serseri ya da çağdaşlaşma adına manevi değerlerinden uzaklaşmaya başlayan devleti ve halkı, yeniden dini-muhafazakar kimliğine kavuşturmayı başaran bir halk önderi olarak anlatılır. Fakat eldeki bilgi ve belgelere göre o; ne yeniliklere karşı çıkan başıbozuk bir serseri, ne de modernleşme adı altında yok edilmeye çalışıldığı iddia edilen İslamiyete sahip çıkan bir kahramandır. Aslında Patrona Halil, on yılı aşkın süredir devlet idaresini elinde tutan Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın yıpranan yönetimine son verip sınırsız nimetleri olan iktidarı ele geçirmek uğruna bir ölüm-kalım mücadelesine girmiş asker-bürokrat yöneticilerin; siyasi iktisadi sıkıntılar ve haksızlıklardan bunalmış askeri-sivil grupları mevcut iktidara karşı ateşlemek için kullandıkları karizmatik bir figürdür.



15
Patrona Halil İsyanı - Sayfa 2

Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın damatlarından kaptanıderya kaymak Mustafa Paşa’nın adamlarıyla tanışmış ve paşanın himayesine girmişti. Mustafa Paşa gibi üst düzey bir devlet adamının asi ve katil bir sabıkalıyla irtibata geçerek koruma altına alması, onun Sadrazam İbrahim Paşa ve diğer rakiplerine karşı verdiği iktidar mücadelesinde yakında eyleme geçeceğini ve bu amaçla elini kuvvetlendirmek istediğini göstermekteydi. İlginçtir ki Patrona, sadece Mustafa Paşa’yla irtibatta değildi. Daha önce Tersane’de hayatını kurtaran ve o sırada hem padişahın damadı hem de Divan'daki vezirlerden biri olan Abdi Paşa ile de görüşüyordu. Bir gün Patrona Halil, tartışma sırasında öfkesine hakim olamayarak bir arkadaşını öldürdü. Galata’da yakalandı ve hapsedildi. Geçmişteki suçlarından sabıkalı olduğu anlaşılınca da idamına karar verildi. Ancak, suçu infaz edilmeden önce Kaymak Mustafa Paşa’nın araya girmesiyle cezası affedildi. Halil, bir kez daha Azrail’i atlatmıştı. 1730’lu yıllarda Osmanlı yönetimi ve halk, siyasi-iktisadi meselelerle bunalmış durumdaydı. Bu yetmezmiş gibi doğuda İran topraklarındaki Osmanlı kuvvetleri, yıllardır muazzam miktarda insani ve mali kaynağı tüketen savaşlarda Safevi orduları karşısında tam bir çözülme yaşıyordu. Özellikle Safevilerin geri aldıkları şehirleri savunan Osmanlı askerleri öldürmeleri haberleri üzerine, sadrazama güven çok sarsılmıştı. Öyle ki halk arasında, İbrahim Paşa’nın söz konusu şehirleri gizlice İran’a sattığı söylentisi bile yayılmıştı. Devletin zedelenen itibarını düzeltmek ve tepkileri yatıştırmak için tek çare Padişah 3. Ahmet’in ordunun başında sefere çıkmasıydı. Hemen sefer kararı alındı ve hazırlıklar başlatıldı. Ancak İstanbul’da mühimmat ve yiyecek sıkıntısının had safhada olması, maddi sıkıntılar, disiplinsizlik, Üsküdar’da kurulan ordugaha yeterli sayıda askeri birliğin katılamaması ve güvensizlik gibi sebeplerle Padişah 3. Ahmet ile sadrazamı ve damadı İbrahim Paşa sefere gitmekten kaçınıyor, dolayısıyla ordunun sefere hareketi sürekli erteleniyordu. Ellerindeki paraları sefer ihtiyaçlarını karşılamak için harcamış olan başta yeniçeriler olmak üzere birçok kapıkulu askeri ise, maddi sıkıntı içinde oldukları için ordugahı terk etmiş ve para kazanmak üzere İstanbul’a dönerek çeşitli işlerde çalışmaya başlamıştı.



25
Patrona Halil İsyanı - Sayfa 3

Padişah 3. Ahmet ile sadrazamın kararsızlığı ve ordunun iki ayı aşkın süredir hareket edememesi, İbrahim Paşa iktidarını devirmek için gizlice hazırlanan muhaliflerin artık eylem aşamasına geçebilmeleri için tam da bekledikleri fırsat oldu. Damat İbrahim Paşa’nın hükümet ekibinde bulunan ve yıllardır aynı makamda olmaktan dolayı gerek birbirlerine gerekse sadrazama adeta düşman olan Kethüda Mehmed Paşa ile Kaymak Mustafa Paşa, kayınpederleri sadrazama karşı artık dönüşü olmayan bir yola girmişlerdi. Ama gizli muhalefetin asıl beyin takımı, Kaymak Mustafa Paşa ile ulemadan İstanbul Kadısı Zülali Hasan Efendi ve Ayasofya Camii Vaizi İspirizade Ahmet Efendi’ydi. Bu üç devlet adamı, İbrahim Paşa’nın on iki yıldır hükümet ekibine ve önemli makamlara sadece akrabalarını ya da çok güvendiği kişileri ataması nedeniyle mağdur olmuş devlet adamları ile ulemanın intikam hislerinin kuvveden file geçmesini sağladılar. Hemen karşı hareketin önderi olarak seçilen Patrona Halil ve diğer elebaşılara gereken talimatlar verildi. Zaten sefer durumu nedeniyle Üsküdar’daki ordugaha giden padişah ile devlet adamları, sefere hareketin sürekli ertelenmesi üzerine konaklarına çekilmiş; askerler de bir yerlere dağılmıştı. Yani, gerek payitaht İstanbul gerekse ordugah adeta boşalmıştı. Bunun üzerine 25 Eylül’de Patrona ve arkadaşlarının yaptığı son ciddi toplantıda, 28 Eylül Perşembe günü harekete geçilmesi kararlaştırıldı. Halbuki asiler padişahın otoritesini hissettirecek korkusuz, sert, kararlı bir komutan ve eldeki kuvvetlerin derhal müdahalesiyle dağıtılabilirdi. Ama herkes büyük bir telaş ve korku içindeydi. Kesin bir karar alınamadığı için padişah ve devlet erkanı Topkapı Sarayı’na döndü. Fakat sarayda yapılan toplantılardan bir sonuç çıkmadı. Sonunda, gücünden çok çekinilen isyancılarla bir şekilde uzlaşma eğilimi ağır bastı ve 29 Eylül Cuma günü asilere bir heyet gönderildi. Ancak sarayın aczini gören Patrona ve arkadaşları, muhtemelen isyanın asıl organizatörlerinden de aldıkları talimatla padişahın dağılmaları yönündeki emrini reddettiler. Silah bırakmak için başta Sadrazam İbrahim Paşa olmak üzere tam otuz 37 devlet adamının kendilerine teslimini istiyorlardı. Tabii ki bu 37 kişi arasında Kaymak Mustafa Paşa’nın ismi yoktu.


35
Patrona Halil İsyanı - Sayfa 4

Padişah artık ciddi olarak hayatından endişe duymaya başlamıştı. Ulema bu kargaşa ve korku ortamını iyi kullanarak sarayda duruma hakim oldu. Dengelerin sürekli değişmesiyle iki gün içinde isyancıların en büyük destekçisi haline gelen şeyhülislam ve diğer hocalar, telkinleriyle padişahı çok sevdiği sadrazamını fedaya ikna ettiler. İlginçtir ki gücü elinde tutan şeyhülislam ve hocalar, Patrona ve arkadaşlarının pek değer verdiği Kaymak Mustafa Paşa’nın da katline karar vermişlerdi. İsyanın gizli lideri Mustafa Paşa, iktidarı elde etmesine ramak kala sadrazam için kazdığı kuyuya düşüyordu. 30 Eylül Cumartesi günü, Sadrazam İbrahim Paşa ile damatları Kethüda Mehmet Paşa ve Mustafa Paşa sarayda hapsedildi. Mal beyanlarının ardından da geceleyin idam edildiler. Ancak Patrona, asiler ve ulema, çok sevdiği sadrazamının intikamını alacağını iyi bildikleri padişahtan da tedirgin oluyor ve korkuyorlardı. Bu amaçla, ulemanın da desteğiyle padişah üzerindeki tehdit ve baskılarını artırdılar. Nihayet 1 Ekim gecesi 3.Ahmet, isyancıların isteğiyle tahttan çekilerek yerini 1. Mahmud’a bıraktı. Böylece yirmi yedi senelik saltanatı sona ermişti. O zamana kadar işleri rast gitmeyen Patrona ise, bu kez şansın yanında sabır, iyi zamanlama, sarsılmaz bir irade, cesaret ve karizmasının tam performansıyla hayal bile edemeyeceği bir konuma gelmişti. Artık bir dediğini iki etmemeye çalışan yeni padişah 1. Mahmud’un koruyucusu olarak koca imparatorluğun kaderini elinde tutuyordu. İlginçtir ki Patrona Halil, sahip olduğu bu iktidarı zaman zaman tecrübeli bir devlet adamı gibi kullandı. Mesela yeni tahta çıkan Sultan Mahmud, minnet borçlu olduğu Patrona’ya ne dilediğini sorduğunda, sadece yıllardır halkı ezen ağır vergilerin kaldırılmasını istemişti. Ayrıca o sıralarda kargaşa içinde olması gereken İstanbul’da belli birkaç şahıs dışında ev yağmalanmasını engellemiş, halka dokunanları cezalandırmış ve pek çok başıbozuk sabıkalının kol gezdiği payitahtta, karizmatik otoritesiyle tam bir güvenlik sağlamayı başarmıştı. Zaten gaipten haber verdiğine inanıldığı için, halk arasında saygı duyuluyor ve çekiniliyordu. Ancak gerek Patrona gerekse diğer elebaşıların otoriteye ortak olmaları, devlet makamlarına liyakatsiz kişilerin rüşvetle atanmasına göz yummaları, kanun tanımayan keyfi istek ve emirleri, devlet protokolünü hiçe sayan tavırları ve başına buyruk yaptırımları, başta padişah olmak üzere devlet adamları ve ulemayı bezdirmişti. Çok geçmeden, Patrona ve diğer elebaşı arkadaşlarından en kısa zamanda kurtulmak için gizlice bir plan yapıldı.Plana göre İran’a karşı sözde bir sefer ilanıyla ilgili olağanüstü toplantıya çağırılan Patrona Halil ve Muslu Beşe’ye vezirlik ihsan edildiği bildirildi.

45