İsrail ve BAE’nin aleni ittifakı

Ortadoğu’nun kronikleşen sorunu haline gelen İsrail ve uzun yıllar siyonist devlete karşı Flistin’in hakları için mücadele Arap devletleri arasında yumuşama üst düzey boyutlara ulaştı. Son olarak BAE ve İsrail resmen anlaşma imzaladı. Peki iki ülkeyi birbirine yakınlaştıran unsurlar nelerdir? BAE’nin çıkarları nelerdir?

Uzun yıllar Osmanlı Devleti’nin yönetiminde kalan ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin kontrolü altına giren Filistin, İngilizlerin çekilmesiyle 1946 yılında İsrail tarafından işgal edildi. Kurulduğundan beri Ortadoğu’nun kronik sorunu haline gelen İsrail’e karşı en büyük direnişi Arap toplumları verdi. Bu direnişler kimi zaman savaşa dönerken kimi zaman da ambargolara dönüştü. Fakat Arap toplumlarının İsrail’e yönelik tutumu zaman içerisinde değişti. İlk olarak 1978’de Mısır İsrail’i tanırken ardından 1994’te Ürdün İsrail’i tanıdı. Birbiri ardına Arap toplumları İsrail’i tanırken, kutsi olarak görülen Filistin’in önemsiz görülmeye başlandı.

Mısır ilk yolu açarken zaman içinde tüm Arap toplumları İsrail’i tanıdı. Bu kapsamda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İsrail’le normalleşme yolunda önemli adımlar atan ülkelerin başında geliyor. BAE’nin bu tavrı, İsrail’i her ne kadar tanısalar da yine de Siyonist olarak gören Arap halklarının iradesiyle tamamen zıt yönde. Siyonist Arapları medyanın önüne sürerek Arap halklarının İsrail’i kabullenmeyişinin önüne geçmek isteyen BAE’nin İsrail’e yönelik ilgi ve alakası, küresel aktörlerin desteğiyle daha da kurumsallaşıp normalleşiyor. Fakat iki ülke bu denli yakınlaştıran unsurlar nelerdir?

BAE-İSRAİL İTİFAKININ BAĞDAŞTIRICI UNSURLARI

Abu Dabi ve Tel Aviv’i birbirine yakınlaştıran unsurların başında bilimsel araştırma-geliştirme gibi teknik meselelerde yapılan işbirliği geliyor. Arap devletleri uzun yıllardır İsrail’in teknolojik üstünlüğünden ve endüstriyel tabanından faydalanmak istiyor. Özellikle rantiye devlet anlayışını yıkıp ekonomik dönüşüm isteyen Körfez ülkeleri için İsrail’le işbirliği önemli görülüyor. Bu bağlamda İsrail’in, ABD başta olmak üzere birçok Batılı devletler tarafından desteklenmesin sonucunda, teknolojik ve bilimsel anlamda Ortadoğu’daki en ileri seviyede olan ülkelerin başında gelmesi, BAE açısından İsrail’i önemli kılıyor. Nitekim BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, İsrail’in Yedioth Ahronoth isimli günlük gazetesinde İsrail’e büyün önem atfettiklerini ve İsrail’in Batı Şeria’daki hukuksuzluklarından adeta memnun olduklarını gösteren bir yazı kaleme aldı.

BAE-İsrail ittifakının ikinci kurucu unsuru Abu Dabi’nin Filistin davasını bir yük, İsrail’i güçlü bir aktör olarak gören siyasi elit tahakkümdür. Bu bağlamda Veliaht Prens Muhammed bin Zayed başta olmak üzere BAE’li siyasi elitler Filistin meselesinde ahlakî ve ilkesel bir pozisyondan çok, çıkar odaklı günlük siyaset izliyor. Nitekim BAE’nin Dışişlerinden Sorumlu Bakanı Enver Gargaş 16 Haziran’da ülkesinin İsrail’le her konuda anlaşamasa bile görüşebileceğini belirtti. Dolayısıyla BAE’nin İsrail ile işbirliği yapması elzem görünüyor.

İki ülkeyi birbirine yakınlaştıran bir diğer unsur ise BAE bölgesel planları ve İran korkusu. Körfez’den Akdeniz’e kadar stratejik önemi haiz bölgesel liman ağlarına sahip olmak isteyen BAE, bu stratejisini hayata geçirmek için İsrail’le yakınlaşıyor. Ayrıca BAE, İran’la mücadelede müttefiklerin artırmak istiyor. Nitekim BAE’nin bölgesel liman ağlarına hâkim olma hayalinin önündeki en büyük tehditlerden biri İran.

Körfez ülkeler arasında inişli çıkışlı dönemler olsa da geleneksel olarak İran 1979 devriminden bu yana Körfez güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Ayrıca Körfez’deki siyasi elit açısından, nükleer programıyla birlikte İran tehdidi daha da yoğunlaşmış durumda. Diğer taraftan Barack Obama dönemi ABD’sinin bölge politikası, BAE dahil ABD müttefiklerini İran’la mücadelede aktör çeşitlendirmeye ve yeni stratejiler geliştirmeye yöneltti.

SİYASAL İSLAMİ UNSURLAR

İsrail ile BAE arasındaki yakınlaşmanın bir diğer unsuru ise siyasal İslami unsurlar ve bu unsurlara destek veren aktörler. Bu anlamda özellikle Müslüman Kardeşler, Türkiye ve Katar üçlüsüne karşı verilen mücadele, BAE ile İsrail arasındaki işbirliğinin temel dayanak noktalarından biridir. Nitekim 2013 yılında Mısır’da askeri darbeyi destekleyen ve İsrail ile aynı ajandaya sahip olan BAE, Esed rejimiyle diplomatik ilişkileri yeniden tesis etmesi gibi hamleleri gerek siyasal İslamî hareketleri gerekse Türkiye’yi Doğu Akdeniz jeopolitiğinde yalnızlaştırmayı hedefliyor.

Sonuç olarak, BAE İsrail’le yakın bir işbirliği içinde. Her ne kadar örtülü de olsa BAE’li üst düzey birçok yetkilinin İsrail lehine yaptığı açıklamalar bu iddiaları doğrular nitelikte. BAE’nin İsrail’le diplomatik ilişkiler tesis etme yönündeki heves ve isteği, bölgesel ve küresel koşulların mümkün kılmasına bağlı. Fakat orta vadede BAE’nin İsrail ile diplomatik ilişkiler tesis etme yönünde somut adımlar atmasını beklemek hayal değil. Nitekim BAE’li ve İsrailli yetkililer 2019 Aralık ayında Washington’da gizlice bir araya gelerek saldırmazlık paktı imzaladılar. Söz konusu pakt diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi adına önemli bir adım olarak görülebilir.