Ortadoğu ve Batılı silah şirketleri

Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, Batılı ülkelerin sömürgesi konumunda olan Ortadoğu ülkeleri 1945’e doğru bağımsızlıklarını kazanmışlardır. İlk zamanlarda silah ithalatını yeni kurulan orduların silah teminini sağlamak için yapan coğrafya devletleri zamanla iç savaşlar, coğrafya devletleri arası husumetler, Arap-İsrail Savaşından ötürü ve özellikle Arap Baharı süresince silahlanmaya ayrılan bütçe artmıştır. Ortadoğu zamanla batılı silah şirketlerinin pazarı haline gelmiştir.

Ortadoğu ve Batılı silah şirketleri

1917 yılına kadar Osmanlı veyahut hüküm süren devletlerin adıyla tanımlanan coğrafya 1917 yılından sonra “Ortadoğu” olarak tanımlanmaya başlandı. Batı medeniyetinin diğer medeniyetleri kendinden uzaklıklarına göre tanımladığı bir metodun ürünü olan Ortadoğu kelimesi bölgede var olan onlarca kültürü, medeniyeti, etnik kökeni ve lisanı sanki yok sayarcasına bir şemsiye altında toparlamıştır. Yüzlerce yıl Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altında olan coğrafya, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte işgalci güçlerin sömürge alanına dönüşmüştür. 2’inci Dünya Savaşı’na kadar süren işgaller ve istikrarsızlık devri, 2’inci Dünya Savaşı esnasında ve sonrasında bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmasıyla bir nebzede olsa sonlanmıştır. Fakat tüm dünya ile birlikte Ortadoğu’yu da kuşatan katı ideolojik bloklaşma ve Soğuk Savaş dönemi (1947-1991), tam bağımsızlıkların gelişmesini ve güvenli bir ortamın oluşmasını önlemiştir. Bu dönemde Avrupa’nın sosyoekonomik inşası büyük bir hızla ilerlerken, Ortadoğu ülkeleri hem kendi aralarındaki anlaşmazlıklar hem de Arap-İsrail savaşları sebebiyle ekonomik kaynaklarının büyük bölümünü silahlanmaya ayırmak zorunda kalmıştır.  
 
1945’te nükleer silahlar gölgesinde kurulan küresel sistemde, konvansiyonel silahlar Ortadoğu’ya pazarlanmış ve bölge jeopolitiğinde yaşanan mücadeleler boyunca kullanılmıştır. Bölge ülkeleri arasında yaşanan anlaşmazlıklar, 1948-167-1973 Arap-İsrail savaşları ve sayısı iç savaş ve işgaller yaşayan bölge, bu süreçte silah üreticilerinin en büyük müşterisi haline gelmiştir.  
 
Soğuk Savaş’ın (1990) bitmesinin ardından da Ortadoğu büyük işgallere ve savaşa şahit olmuştur. Irak’ın Kuveyt’i işgali ve ABD’nin Irak saldırısı, sonuçlarını bugün dahi hissettiğimiz siyasi bir kırılmaya neden olmuştur. Yaşanan siyasi kırılma Arap ülkeleri arasındaki husumeti arttırmakla kalmamış ayrıca bölgede aşırıcı grupların filizlenmesine de sebep olmuştur. Ayrıca bölgede yapılmak istenen sınır değişiklikleri de bölge ülkeleri sınırlarına korumak için daha fazla silahlanmaya başlamıştır.  
 
Bölge ülkeleri arasındaki artan husumetler ve vekalet savaşları üzerinde gerçekleştirilen iç savaşlar bölge ülkelerin arasındaki diplomasi dilini sertleştirirken 2000’li yıllara doğru bölgede biriken silahlar, etnik ve mezhep dili üzerinden patlamaya başlamıştır. Coğrafya, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği, zengin yer altı kaynaklarının olduğu ve ticaret yollarının geçtiği son derece stratejik konumu sebebiyle, küresel aktörlerin sadece rekabet alanı olarak değil aynı zamanda operasyon sahası haline gelmiştir. Bu çerçevede coğrafya küresel silah sanayisinin de vazgeçilmez pazarlarından biri haline gelmiştir.  
 
21’inci yüzyılla birlikte ABD öncülüğünde Irak’ın ve Afganistan’ın işgaliyle başlayan Ortadoğu’nun işgali, 25 yılı bulmadan geniş bir coğrafyayı kan ve gözyaşına boğarak büyük insani dramlara yol açmıştır. Fakat bu durum küresel silah şirketleri için ‘bereketli’ büyük bir pazar doğurmuştur. Afganistan ve Irak’ın işgalinden sonra “Arap Baharı” olarak nitelendirilen fakat Arap Kışı’na dönüşen dönemin getirdiği belirsizlik çatışma alanlarını daha da genişletmiştir.  
 
Küresel enerji şirketleri ve silah şirketlerinin çıkarlarıyla bağlantılı olarak Ortadoğu jeopolitiğinde yaşanan savaşlar, devletlerin istikrarsızlaşmasına ve devlet dışı silahlı aktörlerin büyümesine yol açmaktadır. Enerji şirketleri adına yapılan savaşlar silah şirketleri içinde yeni pazarlar açmaktadır. Bundan ötürüdür ki petrol zengini Ortadoğu coğrafyası dünyanın en büyük ve çekici silah pazarına dönüşmektedir. Son yıllarda Suriye, Yemen ve Libya semalarında uçan jetler ve Irak dâhil bölge ülkelerinin toprakları üzerinde yaşanan çatışmalarda kullanılan silahlar, dünya barışını sağlama iddiasındaki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimî üyesi ülkelerine ait şirketler tarafından tedarik edilmektedir.  
 
BMGK’nın beş daimî üyesi dünyanın en büyük silah üreticileri olmalarının yanı sıra nükleer silah ve balistik füze sistemlerine de sahiptirler. Bu tür silahların yani kitle imha silahlarının ticaretini yapmayan bu ülkeler bunlar dışında askerî jetler, helikopterler, savaş gemileri, zırhlı vasıtalar, tüfekler ve türlü bomba çeşitlerinden oluşan konvansiyonel silahların ticaretini yapmaktalar. Silah sanayisi gelişmiş olan bu ülkeler, sattıkları silahlarla finansal yönden kazanç elde etmelerinin yanı sıra dış politikada da diplomatik nüfuz kazanmaktadırlar. Bundan ötürüdür ki “milli menfaat” ve güvenlik endişelerinden ötürü bu silahlara ihtiyaç duyan Ortadoğulu ithalatçı ülkeler, müşterisi bulundukları bu ülkelerle diplomatik ilişkilerini konvansiyonel silahların gölgesinde yürütmektedirler. 
 
Ortadoğu ülkelerinin silah alımı 
 
Uzun yıllar Batılı ülkelerin işgali altında kalan Ortadoğu ülkelerinin 1945 öncesi silah alımları ve üretimleri hep alt seviyelerde olmuştur. Dışardan büyük silah alımları ise 1950’lerden sonra bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin yeni kurulan ordularına silah teminine dayalı başlamıştır. 1970’lere kadar silah sanayisi birkaç tüfek ve bomba fabrikasından ibaret olan coğrafya ülkeleri uzun süre Sovyet bloğundan ya da Amerikan bloğundan gelecek silahlara bağımlı kalmıştır.  
 
Ortadoğu ülkelerinin silah alımını tetikleyen birçok dönüm noktası yani savaş olmuştur. 1973 Arap-İsrail Savaşı ve 1975 Lübnan iç savaşı bölge ülkelerinin silah ithalatını 4 katına çıkarmıştır. 1980’lere doğru Ortadoğu ülkelerinin silah alım tutarı 4 milyar doları geçmiştir. Özellikle Irak’ın Kuveyt’i işgali başta Körfez ülkeleri olmak üzere büyük bir silahlanma yarışını tetiklemiştir. Bu dönemde yani 1997 sadece Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) silah alımı 30 milyar doları geçmiştir. Silah alımındaki en önemli artışın yaşandığı dönüm noktalarından bir tanesi ise Arap Baharı olarak bilinen kaotik süreçtir. Bu tarihten sonra silah alımları bir beka meselesine dönüşerek rejimlerin silahlanma yarışına girmesine neden olmuştur. Arap Baharı isyanlarının yayılmasıyla birlikte 2014 yılından itibaren bölge ülkelerinin çoğu iç savaşa sürüklenmiştir. Bu dönmede Ortadoğu ülkelerinin silah ithalatı yüzde 86 oranında artarak dünya piyasasında yüzde 30’un üzerine çıkmıştır. Silah satan ülkeler arasında, BMGK’nın 3 daimî üyesi ABD (%53), İngiltere (%8,9) ve Fransa (%8) zirvede yer almakta.  Silah ithalatı yapan Ortadoğu ülkelerinin silah ithalatları bir önceki dört yıllık döneme kıyasa ciddi artmıştır. Silah ithalatında Suudi Arabistan’da yüzde 212, BAE’de yüzde 63, Katar’da yüzde 245, Kuveyt'te yüzde 175, Mısır’da yüzde 69’luk artış gözlemlenirken ambargolar olmasına rağmen İran’da bile yüzde 1,2’lik artış gözlemlenmiştir.  
 


İsrail’in silah ithalatı, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliğin tırmanmasıyla doğru orantılı olarak artış göstermiştir. Silah ithalatında rakamlar hızlı bir şekilde yükselmemiş olsa da 2012-2016 aralığında bir önceki döneme göre yüzde 12’lik bir artış yaşanmıştır. İsrail 2016 yılında ABD’den 50 adet F-35 sipariş etmiş ve aynı yıl ikisini teslim almıştır. 2018 Temmuz ayında ise İsrail’in elindeki F-35 savaş uçaklarının sayısı 12’ye ulaşmıştır ve bu sayının 2024’e kadar toplamda 50 olması beklenmektedir. Amerikan yönetimi Arap ülkelerine bu jetlerden verilmeyeceğini açıklamıştır. 
 
Bilindiği üzere F-35 üretim programında olan Türkiye ve ABD arasında da 100 adet F-35 alımına dair anlaşma imzalanmıştı. Fakat bu F-35’lerin Türkiye’ye satışı iptal edilmişti. Her ne kadar F-35 satışının iptaline gerekçe olarak Türkiye ve Rusya arasında S-400 Hava Savunma Sistemi alımına dair imzalan anlaşma gösterilse de, F-35’lerin satışının iptal edilmesinde Türkiye- İsrail ilişkileriyle alakalı bir boyutun olduğu da unutulmamalıdır. Zira İsrail, F-35’lerin kendisiyle çıkarları örtüşmeyen bölge ülkelerine satışından rahatsızlık duymaktadır. Hava kuvvetlerini ABD silah şirketleri vasıtasıyla destekleyen İsrail deniz kuvvetlerini de Alman şirketleriyle desteklemektedir. Doğu Akdeniz’de keşfedilen fosil kaynakları akabinde, deniz sınırlarının tartışmaya açılması üzerine, İsrail’in deniz kuvvetlerini geliştirmek için Almanya’dan 2013-2017 yılları arasında 2 denizaltı almış ve 2017’de de 3 deniz altı siparişi vermişti. Şunu belirtmek gerekir ki Türkiye’nin F-35’i hedef alabilen Rus yapımı S-400 füze sistemi sipariş etmesi, bir yandan Doğu Akdeniz yerelinde İsrail-Türkiye rekabetini gösterirken bir yandan da geniş açıdan ABD ile Rusya arasındaki rekabeti yansıtmaktadır. 
 
Silah Şirketlerinin Ortadoğu Pazarı 
 
Dünya silah ticaretinde silah satışında önde olan ABD, Ortadoğu pazarında da uzun süredir zirvededir. 2012-2016 döneminde küresel silah ticaretinde ABD’nin ihracatının payı yüzde 33’tür ve satışların yarısı Ortadoğu’ya yapılmıştır. Rus silah sanayisinin satışları ise büyük ölçüde Asya’ya gitmektedir. 2012-2016 döneminde Rus silah ihracatının %68’i Asya ve Okyanus ülkelerine olurken %12’si Afrika’ya, %8’i ise Ortadoğu’ya gitmiştir. Çin’in silah ihracatı 2007-2011 ile 2012-2016 dönemlerinde %74 artış gösterse de bu alanda dünya ticaretindeki payı ancak %3,8’den %6,2’ye yükselmiştir. Asya ve Afrika ülkelerine silah satan Çin’in ihracatında Ortadoğu sadece %1,7’lik bir paya sahiptir. 
 


Ülkeler silahları genellikle diğer ülkelere ihraç etmekle kalmıyorlar ayrıca devlet dışı aktörlere de silah temininde bulunuyorlar. Altı devlet dışı aktöre sağlanan silahlar, dünya silah sevkiyatının yüzde 0,02’sine tekabül etse de bu altı grup, edindiği bu silahlarla çatışma bölgelerinde oldukça aktif rol oynamaktadır. Rusya’nın Ukrayna’daki isyancı gruplara tank, füze, uçaksavar, tanksavar ve silahlı vasıtalar tedarik etmiş olması örnek gösterilebilir. Özellikle Ortadoğu’daki devlet dışı aktörlere, terör gruplarına silah temin edilmektedir. Bu silahların bölgeye sevkiyatının İran, Mısır veya Sudan üzerinden yürütüldüğü kaydedilmekte. Ayrıca son 4 yıldır ABD’de Suriye’deki terör örgütleri YPG-PYD’ye silah sevkiyatı yapmaktadır, bunun yanında PKK’ya da çeşitli yollarla uçaksavar silah sistemleri gönderilmiştir.  
 


Dünya genelinde 2012-2017 aralığında gerçekleşen silah ticareti, önceki döneme kıyasla %10 oranında artmıştır. ABD silah ticaretinde piyasanın yüzde 34’üne sahipken ABD’yi Rusya takip etmekte. Silah ticaretinde zirvede olan ABD’nin silah ihracatı 2013-2017 periyodunda bir önceki dört yıla kıyasla %25 büyürken Rusya’nın ihracatında %7’lik bir düşüş yaşanmıştır.  2017’de ABD’nin silah ihracatı, en yakın rakibi Rusya’nın ihracatından %58 daha fazla görünmektedir. Küresel silah ticaretinde zirvedeki altı ülkeden Almanya hariç diğerleri, BMGK’nın beş daimî üyesidir ve sıralama şöyledir: ABD, Rusya, Fransa, Almanya, Çin ve İngiltere. Bu ülkelerden Rusya ve Almanya, silah ihracatlarında son yıllarda dalgalanma yaşarken diğer dört ülkenin ihracatındaki artış devam etmektedir.  
 
Dünyanın en büyük silah satıcısı ilk 100 şirketinin 2017’deki satışları 398 milyar doları aşmıştır. Bu rakam, 15 yıl öncesiyle kıyaslandığında %44’lük bir artışa işaret etmektedir. Ortadoğu’daki savaşları sürdüren silahları bu şirketler sağlamaktadır. Ürettikleri konvansiyonel silahlarla öne çıkan ABD’den Lockheed Martin ve Boeing’in yanı sıra Rusya’dan Almaz-Antey, United Engine Corporation, High Precision Systems ve Tactical Missiles Corporation şirketleri bu alanda başı çekmektedir; İngiltere’den BAE Systems, Rolls-Royce ve GKN gibi şirketler de silah piyasasının dikkat çeken diğer isimleridir.