Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in Önemi

Türkiye, jeopolitik konumundan dolayı sürekli olarak bir güvenlik endişesi yaşamaktadır. Soğuk Savaş sonrasında Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki tehditler, riskler ve fırsatları görmek Türkiye’nin de güvenliğine yönelik etkilerini ele almak önem arz eden bir konudur.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in Önemi

Devletler jeopolitik konumlarıyla birlikte hem avantaj hem de dezavantaj sahibidir. Soğuk Savaş döneminin ardından Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu üçgeninin merkezinde yer alan Türkiye; dolaylı veya doğrudan olarak bu bölgedeki tehdit ve risklerden etkilenmektedir. Bu yüzden Türkiye’nin izleyeceği tutum önem kazanmaktadır. Bu konunun önemi, Türkiye’nin bekasının ve bölgesel aktör olabilmesinin yolunun Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri iyi değerlendirmeden geçmesi yönüyle önemlidir.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde; etnik ve dini söyleme dayalı terörizmin varlığını sürdürmesi, uluslararası göç, antidemokratik yönetim şekilleri, büyük güçlerin enerji kaynak ve koridorlarını kontrol etme mücadelesi, Filistin devleti özelinde Arap-İsrail anlaşmazlığının sürmesi, coğrafi ve tarihi olarak bu bölgelerin bir parçası olan Türkiye’nin güvenlik kaygılarını artırmaktadır. Çünkü güvenlik; insanlar, toplumlar, devletler ve her türlü canlı organizmalar için yaşadıkları sürece gereklidir.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz neresidir?

Orta Doğu, Britanya İmparatorluğu zamanında Avrupa merkezli olarak Avrupa dışındaki topraklar için kullanılan coğrafi terimdir. Fırat ve Dicle nehirleri arasında belirlenen hattın batısı Yakın Doğu; bu hat ile Hindistan’ın doğu kıyıları arası Orta Doğu; hattın daha doğusu Uzak Doğu olarak kabul ediliyordu. Şu anki duruma bakıldığında; Mısır, Türkiye ve İran arasında kalan bölge olarak ifade edilebilir. Kuzey Afrika’da yer alan ülkeler, Sudan, Somali, Afganistan burada yer alan ülkelerdir.

Dünya hakimiyeti için Akdeniz çevresinde mücadele verilmesi, Akdeniz’in ve özellikle Doğu Akdeniz’e adını vermiştir. Tunus’un Bon Burnu ile Sicilya adasının batısındaki Lilibeo Burnu arasında çizilen hat Akdeniz’i doğu ve batı olarak ikiye ayırmaktadır. Doğu Akdeniz’in stratejik bir bölge olarak sayılmasının nedeni; uzun yıllar boyunca siyasi, askeri ve ekonomik egemenlik mücadelelerine sahne olmasından gelmektedir. Günümüzde de dünyadaki ticari ve sanayi mallar ile doğal kaynak akışı, deniz ve hava yollarını kontrol edebilen bölge olması dolayısıyla önemi devam etmektedir.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in stratejik önemi konusunda Kıbrıs da ön plana çıkmaktadır. Kıbrıs, Sicilya ve Sardunya adalarından sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olmasının yanında, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’i kontrol edebilen noktada bulunması nedeniyle güvenli ve stratejik bir üstür. Türkiye, bulunduğu konumun yarattığı güvenlik endişelerini sürekli olarak hissetmektedir.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de hakimiyet arayışları

‘Yeni Dünya Düzeni’ sözcüğü 1990 Körfez Krizi ile birlikte duyulmaya başlanmıştır. 1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasında 1991 Körfez Savaşı’nın BM tarafından oluşturulan koalisyon tarafından gerçekleştirilmesi ‘Yeni Dünya Düzeni’nin gerçekleşeceğine dair umutları artırmıştır.

Soğuk Savaş’ın ardından ‘tek’liğini devam ettirmek isteyen ABD; Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da da tek olma mücadelesine girişmiştir. 11 Eylül saldırılarından sonra çeşitli nedenleri öne sürerek Afganistan ve Irak başta olmak üzere Orta Doğu’ya müdahale etmiş ve Doğu politikalarına yön vermiştir. Atlantik İttifakı değerlerinin evrensel olduğu ve tüm dünyaya yayılmasının gerektiği düşüncesi yumuşak güç kullanılarak, yani çekicilik katılarak hayata geçirilmeye çalışılmıştır.

Türkiye’ye bakıldığında komşu ülkelerde yaşananların ülke üzerinde çok fazla etkisi olduğu söylenebilir. Filistin -İsrail Anlaşmazlığı 1947, PKK Terör Örgütü 1984, Irak’ın Kuveyt’i işgali 1990, Körfez Savaşı 1991, Irak Savaşı 2003, İsrail-Lübnan Krizi 2006, Arap Baharı- Tunus 2010/Suriye 2011, DEAŞ Terör Örgütü Suriye 2013/Irak 2014, Fırat Kalkanı Harekâtı 2016, Zeytin Dalı Harekâtı 2018 şeklinde tarihsel olarak sıralanan bölgesel savaş, harekât, müdahale, çatışma, kriz ve anlaşmazlıklar; Türk dış politikası ile ulusal güvenlik politikası kavramları ve uygulamaları arasındaki ayrımı belirsizleştirmiştir. Bölgedeki sorunlar, Türkiye’nin güvenlik amaçlı dış politika uygulamalarını zorunlu kılmaktadır.

ABD’nin 11 Eylül saldırıları sonrası Soğuk Savaş’ın galibi olarak elinde tuttuğu süper gücü elinde tutabilmek ve küresel olarak dünyaya gücünü kanıtlayabilmek adına politika izlediği herkes tarafından bilinen bir durumdur. ABD’deki düşünce kuruluşu RAND Corporation tarafından hazırlanan bir raporda; ABD’nin önceliğini Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeler ve Levant bölgesinin oluşturduğu ifade edilmiştir. Levant; bütünlüğü Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla bozulan ve bugünkü  İsrail, Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye ile Irak ve Türkiye’nin bazı kısımlarını kapsayan bölgedir. Çin ve Kuzey Kore hariç diğer ülkelerin Türkiye’nin yakın çevresinde olması bu konunun da önemini artırmaktadır.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in güvenliği

Orta Doğu; üç kıtayı birleştiren bir konumda olması, dünyadaki petrol rezervinin yarısına sahip olması, bütün dünyayı ilgilendiren yollar ve geçitleri kontrol etmesi, dinin kutsal gördüğü değerlere de sahip olması yönüyle ayrı bir öneme sahiptir. Bir zamanlar tüm dünyada hakim olan monarşi ve diktatörlük Orta Doğu’da hâlâ devam etmektedir. Petrolden kaynaklanan zenginlik, henüz hiçbir bölge ülkesinin sosyo-ekonomik yapısını tamamen değiştirememiştir.

ABD’nin Orta Doğu politikasının temel taşlarından biri, enerjinin kontrol altında tutulmasıdır. 1930’lu yıllarda ABD’nin burada yaptığı petrol arama ve üretim yatırımları, 1940’lara gelindiğinde bölge ile daha çok ilgilenilmesine ve yerleşilmesine neden olmuştur. ABD’nin baskısıyla düşürülen petrol fiyatları, gelirin büyük bölümünü petrole bağlayan ülkelere ciddi zararlar vermektedir. Milli gelirdeki dalgalanmalar da ülke ve bölgede toplumsal ve siyasi gerilimlere neden olmaktadır.

Bugün Orta Doğu ve Doğu Akdeniz; enerji kaynakları, yetersiz su kaynakları, dini kutuplaşmalar, etnik ve ideolojik uyuşmazlar gibi problemlerle sürekli olarak savaş ve çatışmalar, terörizm, savunma sanayisi harcamalarıyla dünyanın odak noktasındadır. Türkiye bu bölgelerde ayrıştırıcı politikalar yerine birleştirici politikalar uygulayarak milli çıkar ve hedeflerini gerçekleştirme yolunda büyük bir adım atabilir.

Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in karmaşık dini, etnik, mezhep ve aşiret yapısı; ulus-devlet olma sürecini tamamlayamamış ülkelerin eski düşmanlıklarını anlayamadan sorunlara çözüm bulmak da güç hale gelmektedir. Dünyanın başka yerlerinde yeni enerji kaynaklarının bulunması, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının ve koridorlarının kontrol edilmesi gerekliliğini değiştirmeyecektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı tehditler, riskler ve fırsatlar azalmayıp artış gösterecektir.

11 Eylül saldırıları sonrasında uygulamaya koyulan projenin  söylemi; terörizmin, uluslararası suçların, uluslararası ve yasadışı göçün önlenmesi, kişisel özgürlükler, insan hakları ve demokrasinin sağlanması olmuştur. Bu düşünce ile hareket eden ABD, Soğuk Savaş sonrasında terörle mücadele gerekçesiyle Bahreyn, Kuveyt, Katar, Afganistan, Irak, Kosova, Kırgızistan ve Pakistan’a Suriye üsleri aracılığıyla yerleşmiştir. Suriye’de 2011 yılında başlayan iç çatışmalar ve ABD’nin DEAŞ ile mücadele adına PYD/ YPG terör örgütüyle iş birliği yapması, bu ülkenin başarısız görülmesine neden olmuştur. Ortaya çıkan kriz ortamı, uluslararası göçü yeniden dünya gündemine taşımıştır. ABD’nin terörle mücadele ve insani yardım anlamında bölgede uyguladığı politikalar, kaosu daha da kalıcı hale getirmiştir.

Orta Doğu’nun önemli dönemlerden geçtiği şu zamanlarda, Türkiye ve Arap dünyasının sürekli diyalog ve iş birliği içinde bulunması bölge istikrarı açısından önemlidir. Irak’ta da toprak bütünlüğünün korunması çabası, Türkiye’nin izlediği temel dış politikalardan biridir. Bölgesel olarak enerji piyasalarının da geçiş noktasında bulunan Türkiye, bu projelerde kazanan tarafta olmak için çaba sarf etmektedir. Irak-Türkiye Ham Petrol, Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol,  Trans-Anadolu Doğal Gaz, Türk Akım Doğal Gaz Transit Boru Hatları ve Projeleri; kalıcı ENTSO-E bağlantısı ile Avrupa elektrik piyasalarına olan entegrasyon ve Ceyhan’ın  entegre bir enerji merkezi haline getirilmesi Türkiye’yi bu  piyasaların aktif bir aktörü haline getirecektir.

Kıbrıs’ın güneyinde keşfedilen doğal gaz kaynakları nedeniyle Kıbrıs sorunu, Türkiye için daha da önemli hale gelmiştir. Orta Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinin İsrail- Filistin meselesi ile birlikte en büyük sorunu olan Kıbrıs sorununun çözülmesi için çözüm önerileri getirebilmek çok önemlidir.