Obama’dan Ortadoğu itirafları

İki dönem boyunca ABD Başkanlığını yürüten Barack Obama’nın kaleme aldığı anılarından ve görüşlerinden oluşan "A Promised Land" adlı kitabı büyük yankı uyandırdı. Zira Obama’nın dünya liderlerine ilişkin kullandığı ifadeler, Ortadoğu ve Arap Baharı açıklamaları, döneminde yaşanan durumlara yönelik uygulanan politikalara karşı tutumu, İsrail ve Netanyahu’ya yönelik ifadeleri eski Başkanı tekrardan gündeme taşıdı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Başkanı Barack Obama, 8 yıllık başkanlığı boyunca karşılaşmış olduğu durumları, anılarını kitaplaştırdı. “A Promised Land” adıyla çıkan kitapta, Obama pek çok konuya değinirken, pek çok konu hakkındaki düşünceleri de tartışma konusu oldu. Fakat kitabın en çarpıcı bölümlerinden birini Ortadoğu ve Arap Baharı kısmı oluşturuyor. Zira Obama, Ortadoğu Arap Baharı etkisindeyken çatışan çıkarlar yüzünden aldığı çelişkili kararlara değiniyor.

Obama, Arap Baharı sırasında aldığı kararları hâlâ düşündüğünü ortaya koyarken, yeni kitabında bölgedeki yönetimlerin büyük kısmının kasvetli bir portresini sunuyor. Ocak 2009-Ocak 2017 tarihleri arasında başkanlık görevini yürüten Obama, Mısır’da Hüsnü Mübarek’in gidişine destek verirken, Amerikan güçlerinin önemli üssü Bahreyn’de bunu yapmadığını dile getiriyor.

İKİYÜZLÜLÜK ELEŞTİRİLERİ

Obama, 2011'de gösterileri bastıran Bahreyn'e karşı umursamazca davranırken, Mübarek'i protestolar nedeniyle istifa etmeye ikna ettiği için "ikiyüzlülük yaptığı" eleştirileri üzerinde kafa yoruyor: “Ortadaki bariz tutarsızlığı açıklarken, dünyanın darmadağın olduğunu kabul etmekten başka zarif bir yol yoktu. Dış politikayı yürütürken sürekli rekabet eden çıkarlar arasında denge kurmak zorunda kaldım. İnsan hakları gündemimizi her durumda diğer mülahazaların üstünde tutamamış olmam, Amerika'nın en yüksek değerleri olarak gördüğüm hususları ilerletmek için elimden geleni yapmamam gerektiği anlamına gelmiyordu.

Öte yandan Obama, kendisinin "Körfez'in belki de en bilgili lideri" olarak tanımladığı Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed Nahyan tarafından Bahreyn'e baskı yapmaması konusunda uyarıldığını anlatıyor. Başkanlık koltuğuna oturduğu 2009'da Kahire'ye yaptığı ziyarete değinen Obama, Mübarek'le görüşmesinin "yaşlanmış otokratlarla ilişkisinde fazlasıyla aşina olacağı bir izlenim bıraktığını" söylüyor.

Obama bahsettiği bu liderleri "Saraylarına kapanıp, her türlü iletişimlerini etraflarını saran sert yüzlü ve şakşakçı görevlilerin aracılığıyla sürdüren, kendi kişisel çıkarlarıyla uluslarının çıkarlarını ayırt edemeyen" kişiler olarak nitelendiriyor. ABD'li siyasetçi, Mübarek'i iktidarı devretmeye alenen zorladığında risklerin farkında olduğunu ancak kendisinin genç bir Mısırlı olsa gösterilerde "muhtemelen olacağını" düşündüğünü ifade ediyor.

“ÇİN İLE RUSYA’YA YAPAMAZDIM”

Mısır ve Bahreyn’in yanında Çin ve Rusya’yı örnek veren Obama, "Çin'in ya da Rusya'nın kendi muhaliflerini ezmesini engelleyemeyebilirim" itirafında bulunurken, ifadelerini şu şekilde sürdürdü: “Ancak Mübarek rejimi, ABD'li vergi mükellefinin milyarlarca dolarını almıştı. Onlara silah verdik, bilgi paylaştık ve askeri görevlilerinin eğitilmesine yardım ettik. Bu yardımı alan kişinin, müttefik dediğimiz birinin, tüm dünya izlerken barışçıl göstericilere karşı nedensiz bir şekilde şiddete başvurmasına müsaade etmek geçmek istemediğim bir çizgiydi.

SUUDİ ARABİSTAN ZİYARETİ

Başkanlığı döneminde Suudi Arabistan’a ziyaret eden Obama, kaleme aldığı kitabında Suudi Arabistan ziyaretinden de bahsetti. Bu ülkenin "katı cinsiyet ayrımı ve dini kuralları nedeniyle sert bir izlenim bıraktığını, sarayın kendisine pek çok mücevher hediye etmeye çalıştığını" belirtiyor. Obama, "sanki birdenbire tüm renklerin susturulduğu bir dünyaya girmiş gibi, böylesine ayrılmış bir yerin ne kadar baskıcı ve üzüntü verici olduğunu hissettiğini" aktarıyor.

NETANYAHU’YA VE İSRAİL LOBİSİNE ELEŞTİRİ

Başkanlığı döneminde İran ile nükleer anlaşma imzalayan Obama’nın, İsrail ve ülke başkanı Benjamin Netanyahu ile zorlu ilişki yürüttüğü kitapta geçiyor. 2004'te seçilerek ABD Senatosu'na girmesinin ardından kendisini arayıp bulan İsrail liderini "çıkarcı" biri olarak tanımlayan Obama, "Kendisini Yahudi halkının felakete karşı baş savunucusu olarak görmesi, onu iktidarda tutacak neredeyse her şeyi haklı göstermesini sağladı. Dahası, Amerikan siyasetine ve medyasına olan aşinalığı, benimki gibi Demokrat bir yönetimin uygulayabileceği her türlü baskıya direnebileceğine dair bir güven verdi" ifadelerini kullanıyor.

İsrail yanlısı Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi'nin (AIPAC) yaşattığı engellemelerden de sözünü sakınmadan bahseden Obama, bu kuruluşun İsrail siyasetine uyum sağlamak için sağa eğilim gösterdiğini belirtirken Afro-Amerikalı biri olduğu için AIPAC tarafından özellikle inceleme altına alınıp alınmadığını sorguluyor. Obama zamanında Yahudi Amerikalıların oylarının büyük çoğunluğunu kazanmış olsa da "AIPAC yönetim kurulu üyelerinin çoğu söz konusu olduğunda, gözlerinde sadakatleri bölünmüş bir adam olarak şüpheli biri olarak kaldım" diyor.