Obama ve Trump döneminde şekillenen ’’İsrail ayrımcılığı’’

ABD’nin dış politikada uzun yıllardır sürdürdüğü ‘’İsrail ayrımcılığı’’ Obama ve Trump döneminde çok daha net şekilde kendini gösterdi. Obama yönetiminin kararlarıyla çıkmaza girmeye başlayan İsrail-Filistin sorununun çözümü Trump’ın ‘’Yahudi yerleşim birimlerini tanıması’’ üzerine tamamen yok oldu.

Obama ve Trump döneminde şekillenen ’’İsrail ayrımcılığı’’

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), uzun yıllardır İsrail’in lehine aldığı kararlara bir yenisi daha eklendi. Trump yönetimi son aldığı skandal kararla, ‘’İsrail'in Batı Şeria'da işgal ettiği Yahudi yerleşim birimlerini tanıdığını ve artık yasa dışı olarak görmediğini’’ duyurdu. Obama ve Trump döneminde çok daha net şekilde kendini gösteren ’’İsrail ayrımcılığı’’ Filistin-İsrail meselesinde az da olsa devam etmekte olan iki devletli çözüm umudunun yok olmasına neden oldu.

ABD’NİN İSRAİL POLİTİKASI NASIL ŞEKİLLENDİ?

Filistin 1948’de kurulmuş olduğu günden bu zamana dek Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendi. O dönem Harry S. Truman yönetimindeki ABD yönetimi, İsraili tanıyan ilk ülkelerden biriydi ancak ilişkiler o yıllarda bugünkü seviyelerde değildi. Hatta ABD, II’inci Dünya Savaşı sonrasında izlediği denge politikası sebebiyle, kendi menfaatlerini göz önünde tutmuş ve petrole sahip Arap ülkelerini küstürmemek adına İsrail’e karşı mesafesini korumuştu.

1963 yılında, Irak ve Suriye’de Nasır yanlısı subayların iktidarı ele geçirmesi Amerika ve İsrail’in daha da yakınlaşmasına yol açtı. Yahudilere mesafeli tutumu nedeniyle eleştirilen dönemin başkanı John F. Kennedy’in ölümünden sonra 1950’li yıllarda ABD’deki yahudi lobisince İsrail’in Kongre’deki en iyi dostlarından biri olarak bilinen Lyndon B. Johnson başkan seçilmiş ve onun döneminde ilişkiler hız kazanmıştı.

Soğuk Savaş yıllarında İsrail’i stratejik bir değer olarak gören ABD, İsrail’den ekonomik, askeri ve diplomatik desteğini neredeyse hiç esirgemedi.

ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olan 11 Eylül saldırılarının ardından ABD radikal İslam’ı düşman olarak tanımladı. İsrail’e göre radikal İslamın uzantısı ve terörist olan Hamas gibi Filistinli gruplar ABD’nin de düşmanı haline geldi.

1993-2000 yıllarındaki Bill Clinton yönetimi İsrail-Filistin sorununda ABD’nin çözüm için en gayretli olduğu dönem olarak tarihe geçti. Clinton sonrası iktidara gelen George W. Bush yönetimi de sürece aynı şekilde sahip çıktı. ABD, İsrail’e karşı takındığı yumuşak politikanın aksine Filistin’e karşı gayet sert bir politika izlemeyi tercih etti. Her ne kadar iktidarların bazı dönemlerde yumuşama belirtileri olduğu gözlemlensede  genel devlet politikalarında değişiklik olmadı.

OBAMA YÖNETİMİ

Barack Obama iktidara geldiği ilk dönemde ”ABD'nin Filistinlilerin kendilerine ait bir devlete sahip olma arzusuna sırtını dönmeyeceğini" söylemişti ancak Obama yönetimi de diğer başkanlar gibi İsrail yanlısı bir politika izledi. ABD, İsrail'in 7 Temmuz 2014'te Gazze’ye yönelik başlattığı ve 51 günde 2 binden fazla Filistinlinin ölüme neden olan saldırıları İsrail'in "kendini savunma hakkı" olarak nitelendirdi.

Obama yönetimi, aynı zamanda Birleşmiş Milletler (BM) Konseyinde İsrail’in hedef alındığı eleştirilerin de karşısında durdu ve birçok konuda İsrail yönetimini korudu. İsrail'in Filistin'de yasa dışı yerleşimlerini eleştiren ve kınanmasını öngören kararlar, ABD'nin vetosuna takıldı. Ayrıca ABD, 2012'de BM Genel Kurulu’nda Filistin'in BM'deki gözlemci kuruluş statüsünün, üye olmayan gözlemci devlet statüsüne yükseltilmesi önerisinde hayır oyu kullandı.

Tüm bunlara ek olarak İsrail’e Amerika tarihinin en büyük askeri yardımı Obama döneminde yapıldı. Obama, başkanlığının bitmesine oldukça kısa bir süre kalmışken, İsrail'e 10 yılda 38 milyar dolarlık askeri yardım yapılmasını öngören anlaşmayı imzaladı. Obama, söz konusu yardımın İsrail halkının ve ülkenin geleceğine ilişkin endişeler nedeniyle yapıldığını söyledi.

Yani, Obama koltuğunu Trump'a devretmeye hazırlandığı dönem 50 senedir süren İsrail-Filistin sorununun çözümünü daha da zorlaştırdı.

TRUMP YÖNETİMİ

ABD’nin mevcut başkanı Donald Trump iktidara geldiği günden bu zamana kadar, İsrail meselesinde izlediği politikayla İsrail-Filistin konusunda iki devletli çözüm umutlarını ortadan kaldırdı. Trump, Filistin-İsrail meselesinde kendisine yön veren kişilerin çoğunu Yahudi asıllı ve İsrail yanlılarından seçti. Başkan Trump, ayrıca 6 Aralık 2017'de ülkelerarası hukuku yok sayarak aldığı Kudüs kararıyla İsrail'in yanında yer alacağının ilk sinyallerini verdi.

Trump’ın İsrail politikasını önceki ABD başkanlarından ayıran en önemli karar, Kudüs'ün tamamını İsrail’in başkenti olarak tanıyan kararı imzalaması oldu.

 

KUDÜS KARARI

Trump’ın skandal kararını Türkiye başta olmak üzere birçok ülke kınadı. Trump'ın Kudüs'ü "İsrail'in başkenti" olarak kabul ettiğini duyurduğu 6 Aralık 2017'den sonra işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze sınırında düzenlenen gösterilere müdahale eden İsrail güçleri, çok sayıda Filistinliyi şehit etti, yüzlerce Filistinliyi yaraladı. Her koşulda İsrail’in yanında olduğunu gösteren Trump, Tel Aviv yönetiminin karşı çıktığı İran'la varılan nükleer anlaşmadan da çekildi. Trump yönetimi art arda aldığı bu kararların ardından, İsrail'in bağımsızlığını ilan ettiği günün yıl dönümünde Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliğini düzenlenen bir törenle Kudüs'e taşıdı. Gün içinde karara karşı çıkan birçok Filistinli Gazze Şeridi sınırında şehit edildi.

YÜZYILIN ANLAŞMASI

Tüm bu yaşananlardan aylar sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington'un Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) yaptığı mali yardımları tamamen durdurma kararı aldığını açıkladı. Trump'ın, Filistin-İsrail meselesine çözüm bulmak iddiasıyla hazırlanan ve "Yüzyılın Anlaşması" olarak adlandırılan plana karşı çıkan Filistin yönetimine diz çöktürmek için mali yardımları koz olarak kullandığı yorumu yapılıyor. Filistin yönetimi söz konusu planın tümüyle İsrail lehine olduğunu belirtiyor.

ABD yönetimi Filistin yönetimini baskıyla "Yüzyılın Anlaşması" planını görüşmeye ikna etmeye çalışıyor ancak bu planın Filistin-İsrail meselesine çözümden çok İsrail'in Filistin toprakları üstündeki işgalini pekiştireceği ifade ediliyor. Filistin’in ABD yönetimine karşı direnmesi karşılığında Trump, geride bıraktığımız yılın Eylül ayında. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün Washington'daki ofisini kapatma kararı aldı ve bir kez daha Filistin’i cezalandırdı.

GOLAN TEPELERİ

Trump’ın İsraili memnun etmek için aldığı skandal kararlardan bir diğeri de, İsrail'in 1967'den bu yana işgali altında tuttuğu Suriye toprağı Golan Tepeleri hakkında oldu. Trump, 25 Mart'ta Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmede, "Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in egemenliğini ABD'nin resmen tanıdığını" ilan eden başkanlık kararnamesini imzaladı.

YAHUDİ YERLEŞİM BİRİMLERİ

ABD’deki iç ve dış kamuoyunda, Trump’ın Yahudi lobilerinin desteğini alma isteği ve Filistin-İsrail konusundaki danışmanlarının Yahudi kökenli olması Trump’ın aldığı kararların İsrail lehine olmasında etkili olduğu konuşuluyor. Bu bağlamda Trump yönetiminin aldığı yeni karar da söz konusu iddiaları destekler nitelikte.

ABD Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz günlerde duyurduğu yeni bir kararla, Batı Şeria'da yer alan Yahudi yerleşim birimlerini artık yasa dışı olarak görmediklerini açıkladı. Bu karar önceki alınan kararlarda da olduğu gibi İsrail’de sevinçle karşılanırken, Filistin tarafından tepki gecikmedi. Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, ABD'nin bu kararının uluslararası kanunların hafife alınması anlamına geldiğini belirtti.

SONUÇ:

Uzmanlar, Trump yönetiminin bu kararı vermesinin ardından Filistin-İsrail meselesinde az da olsa devam etmekte olan iki devletli çözüm umudunun yok olduğu görüşünde. Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri, Filistin-İsrail meselesinde çözümün önündeki en büyük iki engel olarak gösteriliyor. Uzmanlar, Trump'ın kararının İsrail'in Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerini ilhak etme planının önünü açabileceği uyarısında bulunuyor.

Öte yandan uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklarda bulunan tüm Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı kabul ediliyor.

Bazı uzmanlar, Obama ve Trump yönetiminin İsrail politikasında üsluplarının tamamen farklı olduğunu ancak uygulamalarının birebir aynı olduğu ve İsrail meselesinde uygulananlara bakıldığında iki yönetimin arasındada hiçbir fark olmadığını savunuyor.