Nobel barış ödüllü zulüm: Arakan

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Myanmar Özel Raportörü Yanghee Lee,  Bİrlemiş Milletler’in Arakan’daki masum sivilleri korumakta “başarısızlığa” uğradığını ifade ederek, “BM üyesi tüm ülkelere soruyorum: Myanmar halkının tamamını korumakta başarısız olmaya devam mı edeceksiniz?” açıklamasında bulundu. Buna ek olarak Myanmar fiili lideri Aung San Suu Kyi’nin Nobel Barış Ödülü almış olmasıda ayrı bir paradoks oluşturuyor.

Nobel barış ödüllü zulüm: Arakan

BM verilerine göre, 25 Ağustos 2017’den bu yana Arakan’daki baskı ve zulümden kaçıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 745 bine ulaşmış durumda. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini ispat etmiş durumda. BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti “etnik temizlik” veya “soykırım” olarak adlandırıyor.

 Olaylar nasıl başladı?

1982’den bu yana Myanmar hükümetinin dışlayıcı politikaları yüzünden 'kimlik' sorunu yaşayan ve vatandaş olarak kabul edilmeyen Arakanlı Müslümanların bugün katledilmesine gerekçe olarak gösterilen olaylar 2012 yılında yaşanmaya başladı. Olay özetle şöyle başladı: 29 Mayıs 2012’de 3 kişilik Budist Rahip grubu, 26 yaşındaki Myanmarlı genç bir kadına tecavüz edip ardından onu öldürerek kadının cesedini, bölgede bulunan bir Müslüman köyünün yakınlarına 48 Varis Çakan bırakıp kaçıyor. Cesedin bulunmasının ardından yetkili Budist Rahipleri ve Burma Hükümet yetkilileri kadına yapılanlardan Müslümanları sorumlu tutuyor. Konuyla hiç alakası olmayan 3 Müslüman genç Budistlerin hedef göstermesi sonucu tutuklanıyor. Tutuklanan gençlerden biri dövülerek öldürülüyor. Diğer ikisi de Myanmar mahkemeleri tarafından ölüm cezasına çarptırılıyor. Böylece Myanmar hükümeti, tüm dünyanın gözü önünde Müslümanlara karşı bir katliamın ilk somut adımlarını atmış oluyor. Devamında ise, Myanmar hükümetine bağlı rejim güçleri Ekim 2016’da bir grup bıçaklı saldırganların Rakhine kasabasındaki polis karakollarına saldırarak 9 polis memurunun öldürüldüğünü bahane ederek Müslümanlara yönelik geniş çaplı operasyonları tekrar başlattı. Bıçaklı saldırıyı yurt dışı kaynaklı radikal İslamcıların gerçekleştirdiğini açıklayan hükümet, bu durumdan Arakanlı Müslümanları sorumlu tuttu ve Müslüman katliamını hız kesmeden devam ettirdi. BM Kasım 2016’da Rohingya’da etnik temizliğin yapıldığını ilan etmesine ve Myanmar hükümetine yaptırım uygulanmasını önermesine rağmen Arakanlı Müslümanların yaşamakta olduğu insanlık dramına modern dünyanın sessiz kalması düşündürücüdür. Bu olaydan sonra Budistler ile Müslümanlar arasında yaşanan çatışmalar, Arakanlı Müslümanların dramını gözler önüne sermiştir. Rejim güçleri ve Budist rahipler tarafından vahşi usullerle katledilmesi ve evlerinin yakılması sonucunda Müslümanlar Arakan’dan kaçarak komşu ülkelere sığınmaya başladı. İnsan hakları örgütleri, ordunun Arakanlı Müslümanlara ait köyleri tamamen haritadan sildiğini, pek çok sivilin yaşadıkları yerleri terk etmek durumunda kalarak etraftaki başka ülkelere sığınmak zorunda kaldıklarını söylemektedir. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından yayınlanan verilere göre 1970 yılından buyana Arakan’dan başka ülkeler sığınmak zorunda kalan Müslümanların sayıları yaklaşım 1 milyon 600 bin kişidir. 

Olayların nedeni sadece Müslümanlık mı?

Arakanlı Müslümanların bu zulme maruz kalmalarında Müslüman olmalarının etkisi büyük olmakla birlikte tek etkende bu değil. Özellik ekonomik ve jeopolitik olarak Arakan bölgesinin Çin için büyük önem taşımakta. Arakan bölgesi zengin yer altı kaynaklara sahip olmakla beraber enerji geçiş güzergahında olduğu için Çin’in dikkatini çekmiştir. Çin hem güneydoğusundaki enerji hattını garanti altına almak hem de Myanmar’daki yatırımlarının güvenliği için tıpkı Doğu Türkistan’daki yerli Müslüman Türkleri tehdit olarak algıladıkları gibi Arakan’daki Müslümanları da bir tehdit olarak görmüştür. Bu tehdidin en büyük nedeni ise ABD’nin müslümanları terörize etmedeki büyük yeteneğidir. Bu meselede Müslümanlar için üzerinde durulması gereken çok önemli bir mevzudur. Bunun için Myanmar ordusunun Rohingyalı Müslümanların bölgeden “temizlenmesi” için onlara her türlü ekonomik ve askeri desteğini vermiştir. Yani ülkenin yanlış ve başarısız politikaları yüzünden karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlar Çin gibi büyük devletler ile çok uluslu şirketlerin Myanmar üzerinde etkin bir güce sahip olmasına neden olmuştur. Myanmar Hükümeti ekonomik sıkıntıların üstesinden gelebilmek için başta Çin olmak üzere bölgedeki diğer devletler ve çok uluslu şirketler ile işbirliği yapmıştır. Bu bağlamda Çin ile Myanmar hükümeti arasında 2009’da başlatılan Çin–Myanmar Petrol ve Doğal Gaz Boru Hatları Projesini ele almak mümkündür.

Nitekim bu proje neticesinde Myanmar , 2015 yılı itibariyle her ay Çin’e 170 milyon dolarlık doğal gaz ihraç etmeye başlamıştır.u rakam ülkenin toplam gelirinin %40’nı oluşturmaktadır.Daha sonra Myanmar’ın enerji politikalarına Hindistan da dahil olarak Hindistan-Kaladan Enerji Taşıma Projesi hayata geçirilir.

Çin, Myanmar’ı ihtiyacı olan enerjinin transferinde önemli bir güzergah olarak gördüğü için Arakan bölgesinin başkentindeki Sittwe limanını enerji yatırımlarının merkez üssü yapmış ve bu limandan Afrika ve Ortadoğu’dan ithal edilen ham madde ve enerjiyi Çin’e taşıyarak ekonomik kazanç sağlamayı hedeflediği için evrensel insan hakları ilkelerini çiğnemek pahasına Myanmar rejimine her türlü desteği sağlamış, bölgedeki pek çok sorunun doğmasına ve insanlık tarihinde benzerine az rastlanan insan kıyımın yaşanmasına destek olmuştur. Bu durum Arakan’da etnik ve dini ayrışmayı derinleştirmekte ve sorunların çözüm yollarını tıkamaktadır.Arakan’da ekonomiyi yöneten Budistler, Çin’in ve kendilerinin ekonomik çıkarlarını korumak için Arakan’daki soykırım politikalarını hala devam ettirmektedir.