NATO’yu bekleyen tehditler ve önlemler

NATO’nun varlığını uzun yıllar boyunca sürdürebilmesi, dünyanın en büyük askeri örgütü olarak sürekliliğini koruyabilmesi için hangi tehditlere karşı, nasıl tutumlar sergilemesi gerekir? NATO, yeni döneme nasıl uyum sağlayabilir?

NATO’yu  bekleyen tehditler ve önlemler

NATO, 4 Nisan 1949 tarihinde ABD’nin Washington kentinde kurulmuş, 29 ülkenin üye olduğu dünyanın en büyük askeri örgütüdür. Açılımı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’dür. Tarihteki en güçlü ve uzun ömürlü ittifak olarak bilinen NATO’nun amacı, ülkelerin barış ve güvenliğini sağlamak, demokratik kalkınmasına destek olmaktır. Uzmanlar, NATO’nun varlığının uzun ömürlü devam edebilmesi için, yönetiminin geçmişte olduğu gibi gelecekte de ABD’ye bağlı olduğunu belirtiyorlar.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardında bıraktığı derin izler ve yıkıntıların ardından kurulan Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü ile, böyle büyük bir yıkımın tekrarlanmaması için, hukukun üstünlüğüne dayanarak, uluslararası ilişkilerde diplomasi en önemli araç olarak kullanıldı. Batı Avrupalı devletler, güvenlik endişelerinin zamanla artmasıyla, ABD’ninde içinde bulunduğu bir yapılanma kurulmasını istediler. Bunun nedeni, Brüksel Paktı, güvenlik endişelerini giderme konusunda başarılı olamıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı ekonomik çöküntü ile kendi iç siyasetine odaklanan ABD yeni girişimler peşindeydi. Füze teknolojisinin gelişime açık önemli bir fırsat olması, ön cephe savunma hattının oluşturulması ihtiyacını doğuruyordu. Zamanla oluşan askeri ihtiyaçlar doğrultusunda NATO kuruldu. 

Çok kutuplu dünyada yaşanan stratejik çatışmalar

Orta ve Doğu Avrupa ile uzak doğu bölgesinde yaşanan olumsuz gelişmeler, zamanla uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş olarak bilinen zorlu bir sürecin başlangıcı oldu. Yaşanan olumsuzlukların sebebi ise barış ve istikrarın korunması için yapılan şartnamenin sağlanamamasıydı.

ABD ve Sovyetler Birliği tarafından geliştirilen nükleer silahların yaygınlaşması her iki ülkeninde süper güç olarak öne çıkmalarını sağladı.1962 yılında yaşanan Küba Krizi ile nükleer bir savaşın çıkabileceğinin öngörülmesiyle birlikte, çok ciddi nükleer silahlara sahip olan süper güçlerin en ufak bir anlaşmazlığında yetkisiz kullanımları sonucu ortaya çıkabilecek nükleer felaketi önlemek için yeni stratejiler geliştirildi. ABD, nükleer silahların kullanım süreci ile ilgili esnek mukabele stratejisini benimsedi. Bu strateji 1970’li yılların başından itibaren NATO’nun da temel stratejisi haline geldi. ABD’nin diğer bir stratejisi ise ‘’ilk kullanım’’ stratejisidir. Bu strateji olası bir savaş durumunda ilk olarak nükleer silahların kullanılacağının habercisidir. Sovyetler birliği ise bu stratejiye karşı çıkmış, Varşova Paktı olarak ‘’ilk kullanan olmama’’ stratejisini benimsemiştir. 

Sovyetler Birliği'ni tehdit olarak gören NATO, birliğin yıkılmasını sağlayarak zafer kazandı. NATO’nun birlik yıkıldıktan sonra yola tek başına devam etmesinin sebebiyse Washington Antlaşmasında saklıdır. Batılı yaşam biçimine yönelik tehditlerin tümüyle ortadan kalkmadığını ve gelecekte bir sorun olabileceğini düşünen müttefikler, NATO’nun devam etmesini istemişlerdir.

NATO 21. Yüzyıla girerken, bir yandan savunma stratejilerini geliştirecek, diğer yandan küresel boyut  kazanan tehdit kaynaklarına eşit şekilde yanıt vermek için küresel boyutta bir işbirliği geliştirme sürecine girmiştir.

Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’na karşı ortak savunma stratejisini benimseyen NATO, ABD’nin nükleer gücü altındaki kıta Avrupası’nda ağır konvansiyonel askeri güç yapısı geliştirmiştir. 2000’li yıllardan itibaren küresel terörizm tehdidi karşısında, ortak güvenlik ilkesine dayalı bir dönüşüm sürecine girmiştir.

Bosna’da Dayton Antlaşması'nın sağladığı “istikar” durumunun sürekliliği için, 1996’da SFOR, Sırbistan’a karşı bağımsızlık mücadelesi veren Kosova’da 1999’da KFOR ve 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olan El Kaide örgütünün lideri Usame Bin Ladin’in bulunduğu Afganistan’da 2001’de ISAF gibi “Barışı Koruma Operasyonları” kapsamında müttefik ülke ve ortak ülke askerilerinden oluşan görev kuvvetleri oluşturulmuştur. Son 20 yılda NATO, Akdeniz’de kitle imha silahları yapımında kullanılan malzemelerin kaçakçılığını Somali kıyılarında korsanlığı önlemek ve IŞİD ile mücadeleye kapsamlı destek sağlamak gibi birçok askeri operasyonda bulunmuştur. 2005 yılında, Türk Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde, NATO’ya akredite olan Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi kurulmuştur. 

2016 yılında Varşova’daki NATO Zirvesi, Eski Sovyet cumhuriyetlerinde ve Polonya’da, çatışmaya hazır askeri birlikler kurmaya karar verdi. Temmuz 2018’de Brüksel’deki NATO Zirvesi’nde ise, “30-30-30-30 planı” olarak tanımlanan, “2020 yılına kadar, 30 gün içinde konuşlandırılabilecek şekilde, 30 kara taburu, 30 uçak filosu ve 30 savaş gemisinden oluşan bir askeri güç oluşturulması” kararı alınmıştır ve hemen ardından, Ekim 2018’de, Norveç’te, 50,000 asker ve sivil çalışanın katılımıyla, “Exercise Trident Juncture” tatbikatı icra edilmiştir. Tüm bu yaşanan gelişmeler Soğuk Savaş dönemi olarak tanımlanmıştır.

 NATO’yu hangi tehditler bekliyor?

Bir süredir ABD’nin şikayetçi olduğu ‘’yükün paylaşımı’’ prensibi, sıkça dile getirilmeye başlanmıştır. ABD Başkanı Donald Trump’ın bu konudaki açıklamaları artık şikayet seviyesinden çıkıp, suçlama ve hatta tehdit etme noktasına kadar gitmiştir. Yaptığı açıklamalarla NATO tarafında rahatsızlık uyandıran Trump, Avrupalı müttefiklerinde güvenini kaybetmeye başlamıştır. İttifak’ın Norveçli Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Şubat 2019 tarihinde gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmasında, “ABD’nin ne dediğine değil, ne yaptığına bakmak daha önemlidir” diyerek Polonya’da ve Baltık ülkelerine yerleştirilmiş olan binlerce Amerikan askeri eşliğindeki mekanize tugaylara dikkat çekmektir. ABD ve Avrupalı müttefiklerin ilişkilerinin artık inişli çıkışlı olacağı beklenmekle beraber,  NATO’nun dayanışma ilkesine ciddi zarar vereceği de öngörülememektedir. 

21.Yüzyılda yaşanması beklenen bir problem de, bilim ve teknoloji alanında olacaktır. Bu alanlarda yaşanan hızlı gelişmelerin doğuracağı sonuçlar tehdit niteliğinde olabilir. Siber güvenlik, yapay zeka ve Ölümcül Otonom Silah Sistemleri NATO için büyük bir tehdit olarak algılanmaktadır.

NATO’nun gelecek on yıllarda da sürekliliğini koruyabilmesi için öncelikle Avrupalı müttefiklerle güven ortamı oluşturması ve karşılaşılacak tehditlerle mücadele yeteneğini geliştirmesi gerekiyor.