NATO’nun yeni sorunu Çin

Son 20 yıl içinde ekonomik anlamda ciddi büyüme kaydeden Çin, elde ettiği ekonomik kazancı küresel siyasette etkin bir şekilde kullanmaya başladı. Asya’dan Afrika’ya Ortadoğu’dan Avrupa’ya yatırımlarla nüfuz alnını genişleten Çin’in, söz konusu politikası NATO tarafından tedirginlikle karşılanıyor. NATO her ne kadar Çin’i durdurmak istese de bu durumla mücadele edebilecek bir stratejiye sahip değil. Peki NATO Çin’e karşı hangi stratejilere başvurabilir?

Geçtiğimiz on yıl içinde Çinli dünya devi şirketler Avrupa’da milyarlarca dolarlık yatırım yaparken, kritik altyapı firmalarını satın aldılar ve Pekin’in kıtadaki siyasi nüfuzunu arttırdılar. Genellikle devlet ve Çin Komünist Partisi (CCP) ile güçlü bağları olan firmalar hassas limanların, boru hatlarının ve telekomünikasyon ağlarının parçalarını satın aldıkça, Pekin’in Avrupa'nın güvenlik şemsiyesine akın etmesi ciddi endişelere yol açmaya başladı.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetlerin yayılmacı politikalarına karşı Avrupa ülkelerinin güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan NATO, Sovyetleri dağılmasından sonra da misyonunu Rusya’ya karşı yürüttü. Fakat ittifak uzun süredir sadece Rusya’nın yayılmacılığına odaklanırken, Çin konusunda büyük ölçüde sessiz kaldı. Bu durum şimdi değişiyor. Geçtiğimiz günlerde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İttifakı Pekin'in ‘zorbalık ve baskısına’ karşı durmaya çağırarak, Çin'in yükselişinin küresel güç dengesini nasıl kökten değiştirdiğinin altını çizdi. NATO'nun bu tehdidi daha fazla görmezden gelemeyeceği aşikardır. İttifak rekabetçi kalmayı umuyorsa, Pekin ile başa çıkmak için yeni bir strateji geliştirmesi gerekecek.

PEKİN İLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN BELİRLENEBİLECEK STRATEJİLER

NATO'nun geleneksel bir çatışmayı önlerken demokratik devletleri ve kurumları Pekin'in yararına sessizce baltalamak için tasarlanmış diplomatik, ekonomik, güvenlik, bilgi ve teknolojik eylemlerin bir karışımı olan Çin’in karma tehditlerinin ortak bir değerlendirmesine ihtiyacı var. Çin’in Hint Pasifik'teki geleneksel askeri tehdidi NATO’nun sınırlarından uzak olsa da ittifakın kendi arka bahçesinde yaşanıyor. Siber casusluk, fikri mülkiyet hırsızlığı, kritik altyapı sızması, borç manipülasyonu ve dezenformasyon bunların başlıca örnekleridir. Bu tehditler NATO'nun yetki alanının dışına çıksa da ittifak için ciddi güvenlik riskleri oluşturmaktadır.

Örneğin, Çin'in Litvanya'nın Klaipeda Limanı'na yatırım yapma arzusu, yüzeysel olarak NATO için bir sorun gibi görünmeyebilir. Ancak söz konusu yatırımlar, Çin'e altyapı üzerinde kontrol sağlayan endişe verici iplere sağlıyor. Bu kontrol, hassas teknolojiler dahil müttefiklerin askeri güçlerini liman ve çevresindeki ağlar üzerinden taşıma istekliliğini azaltabilir. Bu durum, planlamanın bozulmasına ve daha az askeri tatbikata yol açarak NATO'nun Rusya ile bir kriz sırasında Baltık Devletleri'ni savunma yeteneğini azaltabilir. Bu aynı zamanda Çin ve Rusya arasında Atlantik-ötesi güvenliğin altını oymak için pragmatik işbirliğinin kapısını açabilir.

Müttefiklerin bilgi paylaşımı ve diyalog yoluyla bu riskleri ortak bir şekilde anlamaları gerekiyor, Çin’e göz kulak olmayan ülkeler için ise en ufak bir korku yok. Hatta bazıları, ekonomik faydalar veya Atlantik-ötesi kurumlarla olan hoşnutsuzluk nedeniyle bu tür güvenlik açıklarını görmezden gelmeye bile istekli. Amerika Birleşik Devletleri aynı sayfada müttefikler edinmede ve Çin’in karma faaliyetlerine karşı koymak için ortak hedefler belirlemede kritik bir rol oynamaktadır.

İkinci olarak, NATO'nun kamu diplomasisine odaklanması gerekiyor. NATO’nun Pekin’i küresel mücadelelere karşı teşvik eden Çin Komünist Partisi’ne (ÇKP) karşı önemli bir rolü var. İttifakın üzerine inşa edildiği Atlantik-ötesi değerleri savunmak için (özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları) NATO, Çin'in bu ilkeleri ihlal ettiğini ve bunları örtbas etmek için propaganda çabalarını açıkça bildirmelidir. (Bunlar arasında, Sincan'daki Uygurlara karşı insan hakları ihlalleri ve Güney Çin Denizi'ndeki Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi ihlalleri de yer alıyor.) NATO ayrıca, Çin’in bölgedeki nüfuzuna karşı önemli ağırlıklar oluşturabilen Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore gibi Hint-Pasifik'teki kilit ortaklara olan erişimini artırmalıdır. NATO tek bir sesle konuştuğunda en güçlü olandır. Bu sesi çin'den şeffaflık ve değişim istemek için kullanmalı.

Üçüncüsü, ittifak karşı taarruzu hızlandırmalı. Çin’in karma eylemleri, yasal olarak izin verilebilir, politik olarak uygunsuz ve düpedüz yükselen arasındaki çizgileri kasıtlı olarak bulanıklaştırıyor. Bu, liderlerin şimdiye kadar gerici bir yaklaşım üreterek uygun yanıtları belirlemelerini zorlaştırıyor. Ancak, yoğunlaşan bir jeostratejik rekabet şimdiden başladı. Bu ortamda rekabet etmek için Atlantik ötesi toplumun daha proaktif bir yaklaşıma ihtiyacı var. Müttefikler, Çin'in bir sonraki büyük Avrupa limanına yatırım yapmasını beklemek yerine, Çin'in en riskli alımlarını önlemek için mevzuatı koordine etmelidir. Müttefiklerin daha fazla Çin siber saldırısı beklemek yerine, sorumlu, hedefli saldırgan siber saldırılar üzerinde işbirliği yapması gerekiyor. Zamanla bu, Çin'in kritik altyapı yatırımlarını manipüle etmesine, siber casusluk ve diğer hibrit faaliyetleri yürütmesine engel olacaktır. Daha saldırgan bir duruş benimsenmesi bazı müttefikler arasında tartışmalı olmaya devam ederken, Avrupa'da ilgi kazanıyor ve Washington'da güçlü bir şekilde destekleniyor.

Dördüncü olarak, NATO'nun Avrupa Birliği ve özel sektör gibi diğer kilit oyuncularla işbirliğini derinleştirmesi gerekmektedir. NATO'nun görev ve imkanlardan yoksun olduğu yerlerde, AB ve çok uluslu işletmeler Çin melez tehditlerine karşı koymak için gerekli mevzuat ve mali teşviklerin geliştirilmesi ve uygulanmasında kritik roller oynamaktadır. Buna ek olarak NATO ve müttefikleri istihbarat sağlamaya, siber alanı savunmaya, yeni teknolojiler için yetenek hedefleri geliştirmeye, alıştırmalar ve acil durum planlaması yapmaya, güvenli altyapı için esneklik gerekliliklerini bildirmeye ve caydırıcılığı artırmaya odaklanabilir. Daha resmi NATO-AB işbirliğini engelleyen siyasi engellere rağmen müttefikler, Nato ve AB personeli, ulusal yetkililer ve sektör seslerini Çin'e karşı melez politikalarını uyumlu hale getirmek için tek bir yerde bir araya getirmek için Helsinki'deki Avrupa Karma Tehditlerle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'ne bakmalıdırlar.

SONUÇ YERİNE

Çin hükümetinin korona virüs üzerindeki manipülatif çabaları Çin'in melez faaliyetlerini Atlantik-ötesi tartışmaların merkezine itti. Stoltenberg'in belirttiği gibi politika yapıcıların anı yakalamaları ve ‘NATO'yu daha politik olarak kullanarak’ yanıt vermesi gerekiyor. NATO her şeyden önce uluslarıyla ilgilidir. Çin’in karma tehditlerine karşı mücadelede, bu uluslar masaya tek başına askeri güçten çok daha fazlasını getiriyor. İttifakın Çin ile rekabette kolektif jeopolitik avantajı için kullanabileceği çok çeşitli araçlara (askeri, politik, ekonomik, teknolojik ve bilgi) erişimleri var. NATO'nun şu anda ihtiyacı olan şey, bu araçları koordineli bir şekilde kullanabilmek için bir stratejidir.