Nasıl oldu da Boris Johnson seçimleri kazandı?

Birleşik Krallık’ta bir süredir Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma anlamına gelen Brexit tartışmalarının merkezde olduğu bir yönetim krizi yaşanıyor. Yönetim krizinin gölgesinde erken genel seçimlere giden krallıkta seçimlerin galibi Boris Johnson liderliğindeki Muhafazakar Parti oldu. Nasıl oldu da Johnson seçimleri kazandı?

Birleşik Krallık’ta bir süredir Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma anlamına gelen Brexit tartışmalarının merkezde olduğu bir yönetim krizi yaşıyor. Birleşik Krallık, Brexit’ten ötürü yaşanan yönetim krizinin gölgesinde 12 Aralık’ta 3’üncü kez erken seçimlere gitti. Erken seçime giden süreçte Boris Johnson başkanlığındaki Muhafazakâr Parti ve ana muhalefetteki Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi kıran kırana mücadele etti. Liberal Demokratlar, Brexit Partisi ve İskoçya’dan İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Galler’den sosyal demokrat parti Plaid Cymru da seçime giden diğer partiler arasındaydı.

12 Aralık’ta gerçekleştirilen seçimlerde Crobyn liderliğindeki ana muhalefetteki İş Partisi büyük bir hezimete uğrarken erken seçimlere umutsuzca giden Johnson önderliğindeki Muhafazakar Parti ise 1987 yılında Margaret Thatcher liderliğinde girdikleri seçimden bu yana en büyük zaferlerini kazanmış oldu.

İNGİLTERE SEÇİM SONUÇLARI

Brexit krizinden ötürü 4 yıl içinde 3’üncü kez erken seçimlere giden Birleşik Krallık’ta Avam Kamarası’nda muhafazakarlar çoğunluğu sağladı. Muhafazakar Parti, 368 sandalye ile seçimi ilk sırada tamamladı. Böylece Muhafazakarlar, salt çoğunluk olan 326’yı geçerek 2 yıl aradan sonra yeniden tek başına iktidara geldi. Johnson’ın en büyük rakibi konumundaki Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi ise 191 sandalye ile ikinci oldu. Böylece İşçi Partisi, 2017’de kazandığı 262 sandalyeden 71’ini kaybederek tarihinin en kötü yenilgilerinden birini aldı. Seçimde İskoç Ulusal Partisi 55, Liberal Demokratlar 13, Yeşiller 1 ve diğer bölgesel partiler de toplam 22 sandalye elde etti.

12 Aralık seçim sonuçlarına göre Johnson, AB’yle vardığı Brexit anlaşmasını başka bir partinin desteğine gerek kalmadan 650 üyeli Avam Kamarasında geçirebilecek ve İngiltere, 31 Ocak 2020’de AB’den ayrılmış olacak. Johnson, tek başına iktidara gelmesi durumunda ilk işinin Brexit anlaşmasını parlamentoya getirmek olacağını sürekli dile getiriyordu.

2017 seçimlerine nazaran Corbyn’in liderliğindeki İş Partisi büyük darbe aldı. 2017 seçimlerinde muhalefetteki İşçi Partisi ise oylarını yüzde 9 oranında artırıp yüzde 40 oranında oy alarak 261 milletvekili sayısına ulaşmıştı. Theresa May liderliğindeki Muhafazakârlar ise oyların yüzde 42’sini alarak 318 sandalye kazanmıştı. 35 sandalye kazanan İskoç Ulusal Partisi oyların yüzde 3’üne sahip olmuştu. Liberal Demokratlar yüzde 7 oy alarak 12 milletvekili; Demokratik Birlik Partisi ise yüzde 1 oy alarak 10 milletvekili çıkarmıştı.

Tek başına iktidarı kaybeden Muhafazakar Parti, Kuzey İrlanda’nın Demokratik Birlik Partisi’nin desteğiyle azınlık hükümeti kurmuştu. Ancak eski Başbakan Theresa May, bu tablonun bir sonucu olarak AB’yle vardığı Brexit anlaşmasını Avam Kamarasında geçirmekte başarısız olmuştu. May’in istifasıyla Başbakanlık koltuğuna oturan eski Dışişleri Bakanı ve eski Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, Brexit düğümünün çözülebilmesi için 12 Aralık’ta erken genel seçime gidilmesini istemişti. 

JOHNSON’DAN AÇIKLAMA

Seçim zaferinin kesinleşmesinin ardından partisinin üyelerine hitap eden Johnson, "Yoldaki engeli ezdik, düğümü çözdük" dedi. "Yeni bir gün, yeni bir şafak" ifadesini kullanan Johnson, "AB'den 31 Ocak'ta ayrılacağız. Aması, şartı yok" diye konuştu.

Katı bir Brexit taraftarı olan Johnson, İşçi Partili seçmenlere de seslendi. Muhafazakar Partiye oy veren İşçi Partili seçmenlerini “ödünç” oy olarak niteleyen Johnson, şunları kaydetti:

"Oy pusulasında Muhafazakar Partiyi işaretlerken eliniz titremiş olabilir ve bir dahaki seçimde İşçi Partisine dönmeye niyetli olabilirsiniz. Eğer durum buysa, güveninizle beni mahcup ettiniz. Bunu çantada keklik olarak düşünmeyeceğim."

Oyların yüzde 43’ünü alan Johnson’ın “Brexit’i gerçekleştireceğiz” demesine karşın oyların yüzde 32’sini (1935 yılından beri alınan en kötü sonuç) alan Jeremy Corbyn “Bir sonraki seçimde partinin başında olmayacağım” diye konuştu. Tekrardan milletvekili seçilen Corbyn, “İşçi Partisi için büyük hayal kırıklığı yaşadığımız bir gece. Brexit toplumu fazlasıyla kutuplaştırdı. Bu kutuplaşma da sonucu etkiledi” dedi.

Seçimin bir diğer kaybedeni de Liberal Demokrat Parti oldu. Parti lideri Jo Swinson, milletvekili seçilemedi. Swinson ise parti liderliğinden istifa etti.

NE OLDU DA MUHAFAZAKAR PARTİ ETKİNLİĞİNİ ARTTIRDI?

Seçimlerde iki büyük rakip olan Muhafazakar Parti ve İşçi Partisi kıran kırana mücadele etti. Johnson oyların yüzde 34’ünü alırken Corbyn yüzde 32’de takıldı ve Avam Kamarası’nda kan kaybetti. Fakat 2017 seçimlerini ve Johnson’ın katı bir Brexit taraftarı olmasıyla ani çıkışları göz önüne alırsak nasıl oldu da muhafazakarlar seçimi yüksek oranla kazandı?

Brexit taraftarı olan Johnson, Dışişleri Bakanlığı döneminde Theresa May ile de karşı karşıya gelmişti. Ani çıkışlarıyla bilinen Johnson’un Müslümanlara yönelik açıklamaları medya ve halk nezdinde ciddi oranda tartışılmış ve başkan eleştirilmişti.

Boris Johnson’ın geçen yıl ağustos ayında Daily Telegraph’ta, kaleme aldığı köşe yazılarında İslamiyet ve Müslümanlarla ilgili görüşleriyle de tartışma yaratmıştı. Peçe takan kadınları "posta kutusu" ve "banka soyguncularına" benzeten Johnson'ın, 2006'da bir kitap için kaleme aldığı makalede de İslamiyet'i, ilerlemeye engel olarak gösterdiği ortaya çıktı.

Muhafazakarların genel seçimi büyük çoğunlukla kazanmasında pek çok etken mevcut. Bunların başında ise İşçi Partisi’nin söylemlerindeki belirsizlik geliyor.

İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, 12 Aralık seçimlerinden önce 105 sayfalık 'radikal çözümler' manifestosunu açıkladı. İngiltere’nin geleceği açısından ve sosyal devlet ilkelerine göre şekillenen manifestoda Corbyn, İngilizlerin yakındığı pek çok soruna çözüm getireceğini açıkladı. “FOR THE MANY, NOT FEW” sloganıyla kampanyalara hazırlanan İşçi Partisi, açık bir şekilde zengin azınlıktan değil, zengin olmayan çoğunluktan yana olduğunu gösterdi.

“Corbyn’in yayımladığı ve Umudun Manifestosu adını verdiği bildirisinde; İngiltere’de yaşayan AB vatandaşlarına otomatik olarak ülkede kalma hakkı verilecek;

Brüksel ile yeni bir Brexit anlaşması yapılacak ve ayrılma kararı referanduma gidilecek;

Demiryolu ve posta idaresi ile su ve enerji şirketleri kamulaştırılacak;

2024’e kadar her yıl 100 bin konut inşa edilecek;

Daha fazla kazanandan daha fazla vergi alınacak;

Petrol şirketlerinden de özel vergi alınacak;

Üniversite harçları kaldırılacak;

Ulusal Sağlık Sistemi’ne (NHS) daha fazla yatırım yapılacak;

Asgari ücret, saatte 10 sterline (yaklaşık 74 TL) çıkarılacak.

Nisan 2020’den başlamak üzere tüm kamu çalışanlarının ücretleri yüzde 5 artırılacak,

İklim krizini durdurmak ve yeşil bir sanayi devrimini hayata geçirmek; 

Zenginlerden, büyük şirketlerden ve kirlilik yaratan kuruluşlardan daha fazla vergi alarak kademeli biçimde daha adil bir vergi politikası uygulamak.

British Telecom’un kısmen kamulaştırılmasıyla tüm konutlara ve iş yerlerine bedava internet hizmeti verileceğine dair pek çok vaat yer aldı.”

İşçi Partisi’nin kadroları Muhafazakarların aksine direkt olarak halka temas ederek halkın güvenini almaya çalıştı. Bir taraftan her seçmeni listelere kaydolmaya, oy kullanmaya çağırırken diğer taraftan da genç seçmenlere ve ilk defa oy kullanacak olan 4,1 milyon seçmene odaklandılar.

Geçmişiyle beraber, sosyalist olarak bilinen Corbyn’in vergilerde yoksul halk yanlısı olarak yapılandırmalar yapması ve yıllık ek olarak 83 milyar sterlin vergi vaadinde bulunması sermaye sahiplerinin halka korku salmasına neden oldu. Ayrıca Sermaye sahiplerinin “İşçi Partisi galip çıkarsa fabrikalarımızı başka ülkelere taşırız” diyerek halka korku salmasının ve ruhban sınıfının da “Corbyn yüksek makamlarda oturmaya uygun biri değil” diye vaaz vermesinin önüne geçilemedi.

Corbyn’in kaybetmesindeki temel faktörler;

İşçi Partisi’nde çatlak oluştu. Partinin büyük kısmı Avrupa Birliği’nde kalmak isterken bir kısmı da ayrılmaktan yanaydı. İşçi Partisi’nin bu iki tarafı uzlaştırmaya çalışması ikircikli bir görünüme büründü ve tarafsız olduğunu yansıttı. Bu durumda Corbyn’in belirsizliği halk nezdinde güvenirliği zedeledi. Diğer taraftan da Corbyn’e yönelik sıkı bir anti-semitizm kampanyası yürütülmesi de halkı rahatsız etti.

Yayımlanan Umudun Manifestosu bazılarına göre dünyanın en iyi manifestosu. Sosyal haklarda, kamu hizmetlerinde, kamulaştırmada, toplumun en yoksul kesimlerine ulaşmada çok ayrıntılı bir program. Fakat bu yapılırken seçim arifesinde hitap gibi bir parti programı çıktı ortaya. Seçmene çok fazla şey vaat edilince seçmen bunların yapılabilirtesini ve gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini sorguladı. Vaatlere dair açık ve net mesajlar verilmesi gerekirdi. Özellikle yapılacak şeyler devlet finansmanıyla olacaksa bunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceğine dair net mesajlar verilmesi gerekirdi. Fakat işin giderek karmaşık bir hal alması halkın nezdindeki güveni yerle bir etti.

2011 seçimlerinde İşçi Partisi çok başarılı olmuştu ve bunu da seçimlere yönelik yayınladığı beş maddelik yapılacak listesiydi. Corbyn o dönem yayımladığı bu 5 maddelik liste ile çok net bir şekilde nelerin yapılabileceğini ortaya koymuştu.

İşçi partisi geleneksel tabanından, oy depolarından, işçi sınıfı kökenlerinin kuvvetli olduğu yerlerden çok fazla oy kaybetti. Bu bölgeler geri kaldığını düşünen yerler ve bu geri kalmışlığı da AB’ye bağlayan bölgeler. Bu durumun göçmen sorununa bağlanması İşçi Partisi’nin geleneksel seçmeninin kaybetmesine neden oldu. Elbette ki bu insanların hepsi muhafazakarlara oy vermedi. Brexit Partisi’ne gidenlerde oldu oy vermeye gitmeyenler de oldu.

Boris Johnson’ın kazanması Corbyn’in başarısızlığından kaynaklı,

İşçi Partisi lideri Corbyn’in aksine Johnson, seçim vaatlerinde çok netti. Nitekim slogan olarak seçtiği “Brexit işini bitirelim” de bunun en net göstergesidir. Johnson’ın seçimleri kazanması, seçimlerin bir Brexit seçimi olduğunu gösteriyor. Johnson’ın da savunduğu idealin arkasında güven verecek şekilde durması ip göğüslemesini sağladı.

Johnson’ın seçim programına ilişkin çok ayrıntılı bir program sunmadı. Ulusal Sağlık Sistemi’ne, eğitime ve ülke güvenliğine yatırım yapılacağını açıkladı. İşçi Partisi’ne göre daha fazla bir şey açıklamadı ama Brexit’e yönelik kesin tavır sergilemesi sık sık bu vaadini tekrar etmesi Muhafazakar Partiyi seçimde öne çıkardı.

Muhafazakâr Parti lideri ve Başbakan Boris Johnson, seçim kampanyası için paylaştığı bir videoda, ülkeyi Ocak 2020’de Avrupa Birliği’nden (AB) anlaşmasız olarak çıkarmayı ve AB ile Kanada tarzı bir serbest ticaret anlaşması yapmayı vaat etmişti.

Diğer taraftan Johnson’a seçimi kazandıran bir diğer unsur da Brexit karşıtı partilerin oylarının 4 parti arasında bölünmüş olmasıydı. Muhafazakar parti karşıtlarının oylarının bölünmesine karşın Brexit Partisi ve Muhafazakar Parti gayri resmi bir şekilde güç birliğine giderek seçimleri açık ara kazanmış oldular.

Brexit Partisi lideri Nigel Farage, 2017 seçimlerinde Muhafazakâr Parti adaylarının kazandığı 317 seçim bölgesinde aday göstermeyeceklerini, ana muhalefetteki İşçi Partisi‘nin kazandığı sandalyelere yoğunlaşacaklarını duyurmuştu. Farage, Brexit karşıtı partilerin seçimleri kazanmasını istemediğini ve Başbakan Boris Johnson‘ın Ocak 2020’ye tarihlediği son Brexit vaadinin halkın 2016 referandumunda ortaya koyduğu iradeye uygun olduğunu belirtmişti.

Johnson ve Farage arasında gayri resmide olsa kurulan ittifakı Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump önermişti. 31 Ekim’de Nigel Farage’ın radyo programına katılmış ve aşırı sağcı siyasetçiye, Johnson ile beraber çalışma tavsiyesinde bulunarak, “Harika olabilecek bir şeyler yapacak bir noktaya geleceğinizi biliyorum. Eğer bir araya gelirseniz bu durdurulamaz bir güç olur” demişti.

 

 

Trump’ın bu açıklaması üzerine, AB’den anlaşmasız ayrılığı savunan Farage da 1 Kasım’da Johnson’a “Brexit ittifakı” kurmayı teklif etmiş, Başbakan Johnson ise Muhafazakâr Parti dışındaki partilere oy vermenin Brexit’i riske atacağını savunarak teklifi üstü kapalı reddetmişti. Trump ayrıca, İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn‘in İngiltere için kötü bir tercih olduğunu söylemiş, ABD Başkanı’nın bu açıklamaları, Corbyn tarafından “seçime müdahale” olarak nitelendirilmişti

SEÇİMLER’DE MEDYANIN ROLÜ

İşçi Partisi’ne göre ana akım medyanın rolü seçimlerde oldu. Ana akım medyada Daily Mirror dışında İşçi Partisi’ni destekleyen herhangi bir medya kuruluşu yoktu. Ayrıca ana akım medya içerisinde bazı güçlü medya kuruluşları; Times, Daily Mail ve Telegraph gibi medya devleri açıkça muhafazakarları destekledi. Fakat bu durum yeni bir şey değil her zaman karşılanan bir durum. İşçi Partisi lideri medya devlerinin kendilerine karşı olduğunu söyleyebilir fakat her zaman böyle olan bu medya yaklaşımına rağmen İşçi Partisi’nin iktidar olduğu dönemlerde var.

YAŞLARA GÖRE OY DAĞILIMI

Oyların yaşlara göre dağılımı keskin bir şekilde fark ediliyor. Fakat Brexit meselesi bunu oldukça çarpıcı bir şekilde ortaya çıkardı. Genç nesil geleceğini ulusal sınırlar içinde gören, AB’lilik kavramını daha çok benimseyen ve AB içerisinde olmanın kendi geleceği için daha fazla avantajlar sağlayacağını düşünen bir nesil. Yaşlı kesim ise en başından beri AB’ye kuşkuyla yaklaşan bir seçmen. İngiltere’nin AB’ye girmesinden beri AB’ye kuşkuyla yaklaşan bir kesim.