Etiyopya, ABD'nin Nahda Barajı yaptırımına direnebilecek mi?

Mısır ve Etiyopya arasındaki Nahda (Rönesans) Barajı, Addis Ababa’nın Temmuz ayı başında Afrika’nın en büyük hidroelektrik santralinin baraj gölünü doldurmaya başlayacağını açıklamasının ardından ABD yaptırımlarına neden oldu. Etiyopya, Temmuz ayında baraj havzasına 4.9 milyar metreküp su depolamayı planırken, ABD yaptırımları ülkeyi nasıl etkileyecek?

Sudan sınırına yaklaşık 20 ila 40 kilometre mesafede bulunan ve Etiyopya - Mısır arasında yer alan Nahda (Rönesans) Barajı, Afrika’nın doğusunda yer alan Nil Nehri 6650 kilometre uzunluğa sahip ve bölge ülkelerindeki tarım, balıkçılık ve turizmin can damarı.

40 milyon insanın yaşadığı tahmin edilen Nil havzasında Burundi, Ruanda, Tanzanya, Kenya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Uganda, Etiyopya ve Eritre’den oluşan 11 ülke kaynak ülkeler olarak kabul edilirken, Mısır ve Sudan Nil Nehri’nin döküldüğü ülkeler statüsünü taşıyor.

Mısır, inşa edilen bu barajın Nil sularındaki yıllık payını etkilemesinden ve ekonomisinin darbe almasından endişe ederken, Etiyopya, topraklarından çıkan 12 ırmak, 22 göl ve yeraltı suyuna sahip olmasından dolayı hem çevresindeki ülkelerden hem de ABD yaptırımlarına maruz kalıyor. 

 Ülkedeki yaptırımları Independent Türkçe'de yer alan makalesinde değerlendiren Mina Abdulfettah, siyasi ve askeri durumların coğrafi durumla, jeolojik durumun etnik ve kültürel durumlarla karşı karşıya geldiğinin altını çizdi. 

İşte Abdulfettah'ın kaleminde Nahda (Rönesans) Barajı'nın durumu ve ülkede yaşananlar: 

ABD’nin Nahda (Rönesans) Barajı’nın Mısır ve Sudan ile anlaşma olmaksızın doldurulması sebebiyle Etiyopya’ya finansal yardımlarının bir kısmını askıya aldığını açıklaması sonrasında Etiyopya hükümeti, bu yaptırımların uzun sürmeyeceğini duyurdu. ‘Etiyopya- İsrail ilişkileri desteklenen ABD ve Etiyopya arasındaki yakın ilişkiler de dahil, çeşitli faktörler ve ABD’nin Somali’de DEAŞ ile mücadele etmek için Etiyopya ile işbirliği’ göz önüne alındığında Etiyopya, açıklamasını kendinden emin bir tavırla yaptı.

Etiyopya, ABD’nin yardım kesintilerine ilişkin kararını yeniden gözden geçirmesini beklerken, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin zarar görmemesini umuyor. Bu açıklama, Mısır’ın talebi üzerine ABD tarafından yürütülen ve bu yılın Şubat ayında sona eren arabuluculuk başta olmak üzere diğer çatışma taraflarının müdahalesine ilişkin Etiyopya’nın önceki çekincelerini de yeniden gündeme getirdi. Nitekim Etiyopya, ABD’yi Kahire’nin yanında taraf olmakla suçladı.

ABD'NİN TAVRI

Etiyopya, Nahda Barajı’nın müzakere pozisyonunu ele alırken, siyasi ve askeri durumların coğrafi durumla, jeolojik durumun etnik ve kültürel durumlarla karıştığı tarihi gerçekleri görmezden geldi. Mehmet Ali Paşa döneminde 1863 yılında Avrupalı gezginler Nil kaynaklarının keşfedilmesine yönelmiş ve bu ilgi, 1871 yılında ekvator yakınlarında Mısır bayrağını yükselten Hidiv İsmail Paşa dönemine kadar devam etmişti.

Etiyopya’nın inancı, İngiltere’nin Sudan’a yönelik sömürge politikasının Nil sularına odaklandığı ve bu inancın, Mısır ve Sudan arasında 1959 anlaşmasının imzalanmasıyla desteklendiği yönündeydi. Daha sonra Mısır, kaynak ülkelere danışmadan, fiili olarak 1960 yılında başladığı ve 1971 yılında resmi olarak açtığı Asvan Barajı’nı inşa etme kararı aldı. Bu karar, Nil Havzası bölgesinde birçok kargaşaya ve siyasi etkileşime neden oldu. Asvan Barajı projesine yanıt olarak Etiyopya, nehir üzerinde çalışmalar yapmak ve elektrik üretme olasılığını tartmak için 1960’larda ABD’nin desteğiyle Nil sularına yatırım yapmaya yöneldi. O dönemlerde Sovyetler Birliği’nin Mısır’daki Asvan Barajı inşasına verdiği destek ve finansmana karşılık Etiyopya’da iktidardaki Haile Selassie rejimini destekleyen ABD’nin hamlesi geldi. Sadece bu da değil, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın Aralık 1979’da Nil sularının bir kısmını Kudüs’e yönlendirme niyetini açıklaması sonrasında Mısır’ın Nil suları üzerinde egemenlik arayışı karşısında Etiyopya öne atıldı. Bu çerçevede Etiyopya, nehir yatağında askeri güçle değişiklik yapma tehdidinde bulundu.

İSRAİL'İN VAATLERİ

Etiyopya, güçlü konumunu 84 milyar metreküplük Mavi Nil’in tüm sularının, yani Nil Nehri’nin toplam suyunun yaklaşık yüzde 86’sının kaynağı olmasından ve aynı şekilde iç ve dış savaş durumundan kurtulmasından alıyor. Bin yılın ilk on yılında ‘dünyanın en yoksul üçüncü ülkesi’ olarak adlandırıldıktan sonra ekonomik koşulları iyileşmeye tanık oldu. Aynı şekilde Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki stratejik deniz yolları boyunca, Afrika Boynuzu’nun önemli bir kısmında Etiyopya’nın konumu büyük bir öneme sahip. Dahası İsrail’in, kendisine tarihi bir müttefik olarak öne çıkması, gelecekteki çatışmalara karşı güçlü bir güvenlik vanası oluşturmasına hizmet etti. İsrail ayrıca Etiyopya’ya, su yönetimi, tarım, enerji, uzay ve teknoloji alanlarında destek vaatlerinde bulundu.

Etiyopya ile İsrail arasındaki tarihi ilişkilerin ve İsrail’deki Etiyopyalı Yahudiler kartının kullanılmasının yanı sıra Etiyopya’nın konumu, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 2016’da “Afrika’ya Dönüş” sloganıyla açıkladığı stratejinin unsurlarından biri olarak ek güç kazandı. İsrail, baştan beri Etiyopya’nın hırsını ‘iki ülke arasındaki karşılıklı yarar ilkesiyle’ besledi ve bu genişlemenin başka bir boyutunu temsil etmek dışında Afrika Boynuzu’na yönelmedi.

ÇİFT İLİŞKİLER

Etiyopya’nın taktik uygulamaları yeni bir aşamaya tanık olurken, uluslararası müdahaleyi reddetme hususundaki tavrına uygun olarak Etiyopya, İsrail’den doğrudan yardım istemenin kendi çıkarına olmadığı düşüncesine yöneldi. Ancak 2018 yılında Mısır, İsrail’in yardımlarına başvurdu. Onu bu adımı atmaya teşvik eden şey ise, İsrail’in Mısır’dan, Filistinlilerin geri dönüş yürüyüşlerini durdurmak için Hamas Hareketi ve Gazze Şeridi’ndeki diğer gruplarla arabuluculuk yapmasını talep etmesiydi. Krizi çözmek amacıyla İsrail’e yönelik hamleler, üç ülke arasındaki Nahda Barajı krizini çözmek için Mart 2017’de Mısır ve Sudan’ı ziyaret eden ABD’nin Doğu Afrika İşlerinden Sorumlu eski Dışişleri Bakanı Yardımcısı Erik Stromeyer’in hamlelerini tamamlayıcı nitelikte kabul edildi. O dönemde Addis Abada’yı ziyaret etmeye hazır olmadığını duyurmuştu. ABD, daha sonra Etiyopya’ya, üst düzey bir heyete başkanlık eden ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Donald Yamamoto’nun ziyaretinden oluşan bir girişimde bulundu.

Etiyopya, Mısır’ın hamlesini ‘Nahda Barajı krizine herhangi bir uluslararası tarafın dahil olmasını reddetmesi nedeniyle’ bir meydan okuma olarak nitelendirdi. Etiyopya, Dünya Bankası’nın dahil olması önerisine de karşı çıkmıştı. Bu neden, diğer nedenlerin de yanı sıra Etiyopya’nın Mısır’ı ‘ciddi olmamakla’ suçlamasına yol açtı. Bu durum, daha önce Mısır’ın önerisinde ve Mısır- Sudan arasında imzalanan, (Sudan’a 18,5 milyar metreküp verilirken) Nil Nehri sularının yıllık 55,5 milyar küpünü Mısır’a sağlayan 1959 anlaşmasında da açıkça görülüyordu. Belki de Etiyopya ve Mısır arasındaki çifte İsrail ilişkisi, daha sonra müzakere maddelerini dağıtmış olabilir. Mısır’ın Etiyopya ile arabuluculuk yapma talebine ABD’nin verdiği destek karşısında İsrail’in yanıtı, Filistinlilerin geri dönüş meselesini de gündeme getirdi.

TERÖRLE MÜCADELE

Etiyopya, Somali’de eş-Şebab Hareketi, IŞİD örgütü ve Etiyopya’ya uzantısına ve Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan güvenlik durumu nedeniyle bu grupların artan etkisine karşı mücadele vermek için ABD ile ortak çalışıyor. Terörizm, ideolojik faktörlerin radikalizm yanlısı fikirlerle örtüşmesi ve sosyal, politik ve ekonomik eşitsizliklerden doğan genel tatminsizlik nedeniyle verimli topraklar buldu.

ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM), Somali’de radikalizm yanlılarına karşı onlarca hava saldırısı gerçekleştirdi. Ancak ABD’nin çabaları hala daha fazla genel desteğe ve Afrika Boynuzu’ndaki kargaşa mekanizmalarına göre denge bulmaya yönelik farklı bir yaklaşım benimsemeye ihtiyaç duyuyor.

ABD stratejisi, dünyanın birçok yerinde özellikle çatışma bölgelerinde genellenebilir görünüyor. Ancak Afrika Boynuzu’ndaki koşullar göz önüne alındığında uygulaması, uzun vadeli ekonomik, askeri ve siyasi nüfuzunun ve ayrıcalıklarının devamlılığını garanti edebilir.

ABD’nin ilişki yöntemi, terörizmle mücadelede Etiyopya ile işbirliğini durdurmanın etkileri konusunda uzun vadeli bir beklentiye yol açtı. Afrika Boynuzu’ndaki radikalizm yanlısı örgütlerin yayılma tehditlerinin etki düzeyi, şimdi ve gelecekte ABD’nin çıkarları üzerinde olabilir. Bu örgütlerin yetkililerinin, askeri güçle kaldırılabilecek olması ise tehlike oluşturuyor. Ancak zaman zaman çeşitli ve sofistike biçimlerde hala üretilmeye devam eden ideolojinin devamı nedeniyle de endişe aynı şekilde devam edecek.

SİYASİ HAMLELER

Etiyopya’nın bu baraja bağlılığı ve Dünya Bankası’nın desteğini beklemeyi reddetmesi sonrasında bunu, iç kurumları ‘bağışlar ve ulusal yatırımlar için’ harekete geçiren ulusal bir projeye dönüştürmesinin yanı sıra Etiyopya, yerel tüketim için yeterli olan yaklaşık 6400 megavat elektrik üretme ve Sudan, Kenya ve Cibuti gibi komşu ülkelere elektrik ihraç etme hırsının bir nedeni olarak bu barajı pazarlıyor. Ancak uzmanlar, tahmini ihracat oranının bölgesel beklentilerin büyüklüğüne uymadığını belirtti. Nahda Barajı projesi, Afrika ülkelerindeki çatışmaların enkazından ortaya çıkan kalkınma projelerinin diyalektiğini ve bunları ulusal duygularla silahlandırma gayretini yansıtıyor. Bu noktada bu projelere bir şekilde ortak olması gereken bölge ülkeleri, sahada ya da siyasi ve diplomatik alanda başka çatışmalara yol açabilecek tehlikelerin farkında.

Nil Nehri’nin su sistemi, Etiyopya takviminde duraksamış durumda değil. Nitekim bir yandan Mısır ve Sudan’ı, diğer yandan da Nil Havzası ülkelerini görmezden geliyor. Ulusal barış ve güvenliği koruyan bir strateji geliştirmek için iki aşağı havza ülkesinin odaklandığı teknik etkilerin yanı sıra siyasi etkileri de beraberinde taşıyor. Etiyopya’nın görmezden geldiği en önemli noktalardan biri de Nil suyunun adil kullanımını sağlamak için çekişmenin bölgesel işbirliği ilkesine boyun eğmemek ve tarihi faktörlere göz yummaktır.