Myanmar’daki darbenin perde arkası

Kasım 2020’de gerçekleştirilen seçimlerin ardından ordunun ülke yönetimine el koyduğu Myanmar’da tansiyon giderek yükseliyor. Seçimlerde hile yapıldığı iddiasıyla darbe yapan orduya yönelik protestolar ise sürüyor. BM tarafından yapılan açıklamaya göre, 1 Şubat’taki darbeden bu yana 138 kişi darbe karşıtı gösterilerde yapılan müdahale sonucu hayatını kaybetti. Darbenin arka planında ise ABD-Çin arasındaki rekabet bulunuyor.

Myanmar, 1948 yılında İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının ardından 1962’den 2011’e kadar ordunun yönetimde olduğu bir ülke. Güneydoğu Asya’nın en büyük ikinci ordusuna sahip olan ülkenin 2012 yılından bu yana liberal demokrasiye geçiş konusunda reformlar gerçekleştirdiği biliniyor. Bu reformların arkasındaki en büyük gerekçelerden biri de ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından Myanmar’daki demokratik olmayan yönetime yönelik yaptırımların bulunması.

MYANMAR’DA DEMOKRATİKLEŞME ÇABALARI

Reformlar arasında 1988 yılındaki darbeye karşı gösterilerde yer alan Aung San Suu Kyi’nin 15 yıllık ev hapsinin son bulması da vardı. 1991 yılında Nobel Barış Ödülü’nü alan Suu Kyi, hem dünyada hem de Myanmar’da oldukça sevilen bir isimdi. Ancak yıllardır verdiği mücadelenin sonunda iktidara gelen Suu Kyi’nin Arakanlı Müslümanlara yapılan zulme karşı sessiz kalması, uluslararası arenadaki barışçıl ve demokrasi yanlısı imajını oldukça zedeledi.

Suu Kyi’nin 2012 yılında yapılan seçimlerde ana muhalefet lideri olarak siyasi hayatına devam etmesi ve reformlar neticesinde Myanmar’a karşı olan yaptırımların da birçoğu kaldırıldı. Myanmar’ın annesi olarak görülen lider, Ulusal Demokrasi Birliği Partisi’nden (NDL) girdiği 2015 seçimlerinde iktidara geldi.

MYANMAR'DA DARBE NEDEN OLDU?

Myanmar’daki darbe sürecinin etkenlerine bakıldığında, görünen sebepler arasında ordu destekli Birlik, Dayanışma ve Kalkınma Partisi’nin (USDP) seçimi büyük bir yenilgiyle kaybetmesi gösteriliyor. NDL’nin iktidarda olmasının anayasa değişikliği ve ordunun yönetimdeki etkisinin azaltılması gibi etkileri olacağı düşünülse de NDL’nin koltuk sayısı anayasa değişikliği için yeterli olmuyor. Tartışılan 2008 anayasası, orduya sadece meclis sandalyelerinin dörtte birini otomatik olarak vermekle kalmıyor, aynı zamanda üç önemli bakanlığın -içişleri, savunma ve sınır işleri- kontrolünü de veriyor. 

Darbenin başındaki isim Min Aung Hlaing, demokratik reformlar gerçekleşirken bile Myanmar'ın ordusu olan Tatmadaw'ın gücünü sürdürerek önemli bir siyasi etkiye sahip oldu. 2016 ve 2017 yıllarında Rohingya'daki baskıyı artırdı ve birçok Rohingya Müslümanı Myanmar'dan kaçtı. ABD ise 2019'da "etnik temizlik" ve insan hakları ihlallerinde oynadığı rol nedeniyle Hlaing'i cezalandırdı. 65 yaşında olan Min Aung Hlaing'in bu yıl Temmuz ayında emekli olarak başkomutanlık görevinden ayrılması bekleniyordu.

İNSAN HAKLARI SÖYLEMİNİN ALTINDAKİ GÜÇ MÜCADELESİ

Demokrasi ve insan hakları bağlamında tartışılan darbenin perde arkasındaki asıl neden ise Asya-Pasifik üzerindeki ABD-Çin güç mücadelesi. Myanmar’ın Çin için jeostratejik önemi oldukça yüksek. Hem sınır komşusu olması sebebiyle hem de ABD başta olmak üzere küresel güçlerin bölgedeki hakimiyet alanını kısıtlamak için Myanmar ile olan ilişkiler önem kazanıyor. ABD’nin Malakka üzerinden kurduğu etki alanını, Çin, yeni İpek Yolu olarak da bilinen Kuşak Yol Projesi ile oluşturmayı planladığı koridorlar ile bypass edecek. Bu koridorların biri de Myanmar’dan geçiyor. Ayrıca yine Çin’in Myanmar üzerinde inşa ettiği liman ve boru hatları ile de enerji güvenliği sağlayarak Bangladeş’in doğal gaz kaynaklarını ithal etme imkanı oluşuyor. Myanmar üzerinden Hint Okyanusu’na açılan Çin, bu bölgede etki alanını genişleterek elini güçlendiriyor.

ABD'nin Suu Kyi'yi desteklemesi, 2015 yılındaki seçim sonuçlarında ABD'nin zaferi olarak görülmüştü. Son seçimlerde açık ara farkla yine Suu Kyi'nin kazanması, Çin'in bölgedeki etkinliğini azaltabilecek sonuçlar doğuracaktı. Bu nedenle de Çin'in ABD etkisine karşı Myanmar'da orduyu desteklediği biliniyor. Bölgede etkisini kaybetmek istemeyen Çin'in, darbe ile bölgedeki küresel güçlerin etkisine karşı güç gösterisi yaptığı iddia ediliyor.

MÜSLÜMANLARA YÖNELİK ŞİDDET DEVAM EDECEK Mİ?

2012 yılından itibaren demokratikleşme çabaları, ABD’nin dışarıdan müdahalesi ve Çin’in de içeriden orduyu desteklemesi nedeniyle ülke içerisinde sonuç vermedi. ABD ve Çin arasındaki rekabette istikrar ortamı yaratılamayan Myanmar’da en büyük etkiyi azınlıklar gördü. Bölgede Arakanlı Müslümanlar başta olmak üzere yaşanan birçok insan hakları ihlali bulunsa da geçmişe bakıldığında değişen yönetimlerin çare olmadığı görülüyor. Ordu haricinde “liberal” Suu Kyi’nin iktidara gelmesiyle de bu durum değişmedi. Suu Kyi’nin ordu üzerinde etkisi olmadığı söylense de uluslararası platformlarda yapılan suçlamalarda orduyu savunması oldukça tepki çekti. 

ÇİN BUNDAN SONRA NE YAPABİLİR?

Çin’in Myanmar’da gerçekleşen darbeyle ilgili bundan sonraki tavrı merak ediliyor. Politikası gereği Çin’in BM yaptırımlarını herhangi bir dış müdahaleyi desteklemeyecektir. Myanmar ile Çin arasındaki siyasi ve ekonomik çıkarlar dikkate alındığında, doğrudan darbeye karşı bir söylem olmayacaktır. Ancak Çin’in uluslararası alanda da tepki çekmemek adına protestoculara yapılan müdahaleler veya siyasi tutukluların serbest bırakılması gibi konularla ilgili açıklama yapılabilir. Nitekim Birleşmiş Milletler tarafından yapılan “barışçıl eylemlere yönelik şiddetin kınanması”na destek verdi. Bunun yanı sıra Rusya ile birlikte Çin, BM İnsan Hakları Konseyi’ndeki kararı “Myanmar’ın iç işlerine karışmak” gerekçesi ile veto etti.

Darbe karşıtı gösteri yapan protestocular ise darbenin arkasında Çin olduğu gerekçi ile tepki gösteriyor. Çin Komünist Partisi’ne yakınlığı ile bilinen Global Times gazetesi, bu iddiaları yalanlayarak Batı ülkelerinin yalanları olduğunu söyledi. Yangon’daki Çin Büyükelçiliğini hedef alan gösteriler ve Çinli şirketlere yönelik boykot çağrıları, bu durumun en açık ifadesi. Çin ise Pazar günü yaptığı açıklamada, Myanmar'daki protestocuları taleplerini yasal olarak ifade etmeye ve Çin ile ikili bağları baltalamamaya çağırdı.