Muhammed Bin Selman ve değişim

Suudi Arabistan’da daha önce görülmemiş bir hızda yükselişe imza atan ve tüm rakiplerini bir şekilde egale ederek tahtın bir numaralı adayı haline gelen Veliaht Prens Selman, Suudilerin gelecekteki rol modeli olarak görülüyor.

Tüm dünyada olduğu gibi alışıla gelmişin dışında yaşanan olaylar Suudi Arabistan’da da net bir şekilde gözükmeye başladı. Bu dönemde Suudilerin ciddi bir değişim dönüşüm yaşadığını söylemek mümkün. Bu değişim dönüşümün başında da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman bulunuyor.

31 Ağustos 1985'te doğan Muhammed bin Salman, Kral Salman'ın üçüncü eşi Fahdah bint Felah bin Sultan'ın en büyük oğlu ve bu zamanlarda Suud Krallığının en gözde ismi. O artık krallığa göz kırpan bir isim ve onu diğerlerinden farklı kılan bir çok özelliği var.

Suudi prenslerinin çoğunun aksine eğitimini Suudi Arabistan’da tamamlayan Prens, Suudi Arabistan'ın içinden gelen biri. Bir dizi devlet organında çalışmadan önce Kral Suud Üniversitesi'nde hukuk okuyan Selman aile bağları ile öne çıkıyor. Sadece tek bir eşi var ve iki kızı ile iki oğlu bulunan Selman'ın taht ile arasında artık sadece babası var.

29 yaşında dünyanın en genç savunma bakanı olan Muhammed bin Selman, 2 yıl sonra Suudi Arabistan’ın en güçlü ikinci koltuğu olan Veliaht Prenslik makamına İran’ın ifadesiyle “yumuşak bir darbeyle” gelince, tüm dünyanın dikkatleri üzerine çevrildi. Ne var ki, küresel siyasetin en önemli koltuklarından birine oturan, dünyanın en büyük 20 ekonomisinden birini fiilen yöneten, dünyanın en fazla silah alımı yapan ordularından birinin başında bulunan Selman’ın kişisel yaşamına ilişkin bilinenler çok sınırlı. Bunda Muhammed bin Selman’ın tüm gençliğini, kraliyet ailesinin diğer üyelerinden farklı olarak genelde ülkesi sınırları içinde geçirmesinin de etkisinin olduğu belirtiliyor.

Nisan 2016'dan bu yana, Ekonomi ve Kalkınma Konseyi'nin başkanı da olan nüfuzlu prens, krallığın petrol gelirlerine 'bağımlılığına' son vermek için ekonomik reformlar açıkladı. Vizyon 2013 planının, Suudi halkının 2020 itibariyle petrol olmadan yaşayabilmesine olanak sağlayacağını söyledi.

Yükselişinden beri genç prens, Suudilere rol modeli olarak sergilendi.

IMF planı hırslı, geniş kapsamlı bir çaba olarak nitelendirdi ancak uygulanmasının zorluklar içerdiği konusunda uyardı.

“Ilımlı İslam”

Veliaht, ülkesinde "ılımlı İslamın" hakim olması için çalıştığını açıkladı. Salman, "Eskiden olduğumuz yere geri döneceğiz, dünyaya ve tüm dinlere açık bir ılımlı İslam ülkesi olacağız. Çok yakında radikalizmi bitireceğiz" dedi. Başkent Riyad'daki bir yatırım etkinliğinde konuşan Salman, 1979'dan sonra ülkenin durumunun değiştiğini fakat yetkililerin yakın gelecekte dini radikalizmi saf dışı bırakmayı planladığını söyledi. Veliaht, "Suudi Arabistan önümüzdeki 30 yılı yıkıcı fikirlerle uğraşmakla geçirmeyecek" dedi. İlk icraatlerinden biri de kadınlara ehliyet alma ve araç kullanma hakkını getirmesi oldu.

İran ile ilişkiler

Muhammed bin Selman’ın iktidar yürüyüşü ile bölgede İran’ın sınırlandırılması arasında doğrudan bir irtibat kurulması belki Suudi iç dinamiklerini fazla hafife almak olarak görülebilir. Ancak pratik yansımalara bakıldığında bu iddianın kabul edilebilirliği yüksektir. Dolayısıyla İsrail ve Trump yönetiminin güçlü desteğini alan Muhammed bin Selman, bölgede çok hırslı ve agresif bir politika izlemesi bekleniyor. Elbette burada ‘İran’ı sınırlandırmanın boyutları ne olacak?’ sorusu ön plana çıkmaktadır. Durumun savaşa evrilmesi halinde Suudi Arabistan’ın askeri kapasitesinin yeterli düzeyde olup olmayacağı ve ABD’nin yardıma koşup koşmayacağı önemli sorular olarak karşımızda durmaktadır. Bununla birlikte bölgede böylesi bir savaşın yeni bir istikrarsızlık sarmalı meydana getirmesi kaçınılmazdır. DEAŞ’ın etkisini yitirdiği Irak ve Suriye’de çatışma alanlarının daralmasının ardından bölgenin yeni istikrarsızlık tarafları olarak bölgesel aktörlerin savaşması Ortadoğu’da istikrarsızlığın cephesinin büyük ölçüde yayılmasına neden olacaktır. İstikrarsızlığın terör örgütlerinden ulus devletlere kayması tehdidi ortadadır. Bu aynı zamanda sadece belli bir alan ile sınırlı kalan bir çatışma değil tüm bölgeye sıçrayan bir çatışma riski de taşımaktadır. Örneğin Lübnan merkezli bir çatışma riski bulunmasına rağmen Bahreyn gibi Suudi Arabistan ve İran arasında sıkışan bir ülkede gerilimin yükselmesi ihtimali oldukça yüksek gözüküyor.

Nihayetinde;

Jeopolitik açıdan ABD’nin Ortadoğu’daki nüfuz alanını kaybettiği tartışılmaya başlanmıştır. Bu anlamda Prens Selman’ın krallık yolu taşlarının yolsuzlukla mücadele adı altında döşenmeye başlanması, Amerika’nın kaybettiği prestijini dengelemesine yönelik önemli bir hamlesi olarak ifade edilebilir. Suudi Arabistan’daki gelişmeler, ABD’nin İran üzerindeki baskısını arttırırken Suudi Arabistan’a kayıtsız şartsız güvenmek istediğinin ve bu nedenle bir anlamda ileride engel olabilecek isimlerden kurtulmaya çalıştığının göstergesidir. Trump yönetimi, gelecekte birlikte çalışmak istediği aktörlerin önünü açarken geçmişte Obama yönetiminin birlikte çalıştığı isimleri tasfiye etmektedir. Tüm bu sürecin Lübnan ve Yemen’deki gelişmelere paralel olarak yürümesi, Washington’un İran üzerindeki baskıyı arttırabilmek ve çeşitli iddialarla Tahran’ı suçlayabilmek veya suçlu duruma düşürmek istediğini göstermektedir.  ABD ve Ortadoğu’daki temel partneri olan Suudi Arabistan’la İran arasında yaşanan geçici barış döneminin tamamen rafa kalkacağı ve kısmen de olsa dondurulmuş olan çatışma bölgelerinin yeniden ısınacağı iddiaları hala sıcaklığını korumaktadır.