Modern yüzyılın iki kutbu: Pompeo – Lavrov

Dünya tarihinin en kritik dönüm noktalarında iki ayrı kutup olarak karşımıza çıkan, 90’lı yıllara kadar ABD dış politikasının temelini oluşturan, askeri ve siyasi ilişkilerin yanı sıra nükleer çalışmalarda ve hatta uzayda birbirine rakip olan ABD ve Rusya diplomasisi isimler üzerinden anlaşılabilir mi? ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun göreve başlaması ve uzun yıllardır Rusya Dışişleri Bakanlığı görevini üstlenen Sergey Viktoroviç Lavrov’un temsil ettiği siyasi görüş nedir?

Modern yüzyılın iki kutbu: Pompeo – Lavrov

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 13 Mart 2018’de Dışişleri Bakanı olarak görevlendirilmiş, 27 Nisan’da Senato tarafından onaylanarak görevine başlamıştı. ABD Başkanı Donald Trump’a benzer sağcı ve muhafazakâr görüşleri savunan Pompeo, su işkencesine verdiği destek ile birlikte kürtaj karşıtı görüşleriyle de biliniyordu. Askeri Akademis’den mezun olduktan sonra Harvard Hukuk Fakültesi’nde okuyan Pompeo, İran – Gate skandalı ve ABD Başkanı Ronald Reagan’ın suikastçisinin yargılanması ve Bill Clinton’un görevden alınması döneminde önemli davalara bakan Williams & Connolly Hukuk Bürosu’nda bir süre çalıştıktan sonra askeri uçaklar için parça üreten Thayer Aerospace’ı kurdu. 2010 yılında Kasas’tan Temsilciler Meclisi’ne giren Pompeo, petrol yataklarında kullanılan teçhizatı üreten Sentry International’ın yöneticisiydi. Petro-kimya milyarderi Koch biraderleri Beyaz Saray’da temsil etme görevini üstlenmişti.
 
Tillerson’un bölgedeki tansiyonu düşürdüğü, Türkiye, Suriye ve bölgedeki diğer devletlerle uzlaşım sürecine girildiği sırada Pompeo’nun Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmesi, önemli soru işaretlerini de gündeme taşıdı. ‘Tam bir şahin’ olarak adlandırılan Pompeo; İran ve Çin karşıtı görüşleri, köklerinden beslendiği Evanjeliklerin İsrail yanlısı politikanın uygulayıcısı tavrı ile ön plana çıkıyordu. İran’a karşı savaşta Donald Trump’a destek veren Pompeo, karbon salınımının eleştirilmesine karşı tutumu, nükleer anlaşmanın iptali, işkence gibi birçok hayati ve kritik noktada sert çıkışlarıyla biliniyordu. Berlin Duvarı yıkılmadan önce Demir Perde’nin devriyesinden sorumlu birlikte görev yapan Pompeo, ABD’nin ‘Dış Politika Kültürü’nün temelini oluşturan; ‘Tek süper güç kalma kararlılığı ve potansiyel süper güçlerin önünün kesilmesi gereği’nin tam savunucusu olarak görülüyor. Nitekim, Pompeo göreve başladıktan sonra özellikle Ortadoğu’da yaşanan süreç, İran ve Latin Amerika’da meydana gelen olaylar da bunu doğruluyor.
 
“TOTALİTER İSLAMCI DİKTATÖRLÜK”
 
15 Temmuz darbe girişiminin ertesi günü Twitter'da Türkiye'yi "totaliter İslamcı diktatörlük" olarak tanımlayarak "Erdoğan hükümetinin anca İran yönetimi kadar demokratik olduğu" ifadelerini kullanan Pompeo, ABD Başkanı Donald Trump’ın "Tanrı tarafından İsrail'i İran'a karşı karşı korumak için dünyaya gönderilmiş olabileceği"ne inanıyor. Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in Başkenti olarak ve Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından geçen sürede Pompeo’nun sözleri ABD dış politikasını da özetler nitelikte.



Kuzey Kore ile yapılan nükleer görüşmelerin mimarı olan ve ABD Başkanı Donald Trump ile Kim Jong-un’un buluşmasında aktif rol alan Pompeo, ‘güvenlik merkezli’ bir yaklaşım ile ‘Önce Amerika’ sloganının öne çıktığı ABD dış politikasının ihtiyaç duyduğu ‘asker’ asıllı diplomatlarından. Pompeo’nun kendisine verilen görev dahlinde yerine getirdiği görevlerinin en büyük handikapı ise; ABD’nin askeri harcamalarını artırması, uzun vadeli stratejiler yerine taktikler ve operasyonların stratejiyi şekillendirmesinin, uzun vadeli bir politika olmamasından kaynaklanacak ekonomik açık. 22 trilyon dolar ile tarihi rekorunu kıran ABD dış borcu, ülkenin yeni bir askeri operasyonu kaldıramayacağını açıkça gözler önüne sererken; Pompeo’nun mevkidaşı Sergey Viktoroviç Lavrov’un deneyimli hamleleri de önümüzdeki günlerde ABD’yi zorlu sınavların beklediğinin garantisi.
 
2003 yılından bu yana İsrail’in Ortadoğu’daki hamlelerine ‘dünyanın jandarması’ olarak hizmet eden ABD halkının yüzde 71’lik bir kısmı gelişmelerden rahatsız. Kısa vadeli stratejiler ile Irak, Suriye ve öncesinde de Afganistan ile mücadelesinde önemli bir aşama kaydedemeyen ABD’nin son hedefi Donald Trump ve Pompeo’nun hedefleri doğrultusunda İran oldu.


 
Irak ve Suriye’deki askeri birliklerini çekme kararının ardından bölgede yaşanan Rusya hakimiyetini dış politikası gereği ‘uygun’ görmeyen ABD, Irak’ta Büyükelçiliği’ne düzenlenen protesto eylemlerinin ardından Bağdat’ta düzenlediği saldırıda; Lübnan, Irak, Suriye, Gazze ve Yemen'de kilit adımlar atan İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani ile birlikte Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi Mühendis başta olmak üzere önemli komutanları öldürdü. Dışişleri Bakanı Pompeo, Süleymani’nin ardından paylaştığı El-Kaide videosu ile tepki toplarken, Pompeo hem ülkesini hem de basını, Süleymani’nin saldırı düzenleyeceği istihbaratı aldıkları için bu operasyonun “gerekli” olduğuna ikna etmeye çalışmakla meşguldü. Süleymani’nin muhtemel saldırılarına ilişkin sorulan bir soru üzerine verdiği cevap ise; "Tam olarak ne zaman, nerede, bilmiyoruz, ama gerçekti" oldu. Dört ay önce İran’ın uyarıldığını söyleyen Pompeo, Ortadoğu’nun istikrarsız bir yer olduğunu belirterek, “Biz istikrar için bir alan ve fırsat oluşturuyoruz. Bunu İran İslam Cumhuriyeti'ne, onların serserice davranışlarını kabul etmediğimizi açıkça belirterek yaptık.” dedi.
 
İran’ın misilleme sözleri ve füze denemeleri ABD’nin üslerinde bir karşılık bulmazken, savaş istemediğini ve koşulsuz müzakereye hazır olduğunu vurgulayan Donald Trump, İran cephesinden olumsuz yanıt aldı. Süleymani’nin öldürülmesinin ardından geçen 24 saatte Pompeo’nun yaptığı tüm görüşmeler, sosyal medya hesabından yayınlandı. Görüşülen ülkeler arasında Türkiye’nin olmaması dikkat çekti.

 ABD “SÜPER GÜÇ” OLABİLECEK Mİ?

Pompeo’nun döneminde ABD yalnızca Ortadoğu’da değildi. Venezüella’da yaşanan gelişmeler, Bolivya darbesi, Çin ile yaşanan ekonomik çatışmalar, AB ülkeleri ve özellikle İngiltere ile yaşanan gerilim, Orta Asya’da yaşanan rekabet, Çin ve Rusya’nın Latin Amerika, Suudi Arabistan, Mısır ve İran ile eş zamanlı yürüttüğü siyasi görüşmeler, İklim Zirvesi krizi, AB ile yeniden müzakere çabaları vb. gelişmelerin tamamında hem en önde hem de en eleştirilen noktada olmayı başardı.
 
Trump – Pompeo ortaklığının ve fikir birliğinin getirdiği dış politikayla ABD, İsrail’in yörüngesinde tam hız dönerken, AB ülkeleri, Asya ülkeleri ve Arap ülkelerinin hegemonyası da elinden kayıyor.
 
Bunda elbette Rusya’nın etkisi de büyük. Rus dış politikasının en güçlü aktörü olan Sergey Viktoroviç Lavrov, 1972 yılından bu yana dünyada yaşanan gelişmelerin en önemli şahidi. Rusya Federasyonu’nun Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi, ayrıca “Halk Delegeleri” Örgütü’nün komutanı olarak görev yapan Lavrov, bugün Vlademir Putin’in Rusya’sı olan ve hem iç hem de dış politikada soğukkanlı adımlarla ilerleyen bir devletin ‘sabırlı’, ‘iş bitirici’ ismi.


 
DEMİR LEBLEBİ: SERGEY VİKTOROVİÇ LAVROV
 
Çocukluğu hakkında çok az bilgiye sahip olunan Lavrov, aslen bir Ermeni. SSCB Dış Ticaret Bakanlığı’nda uzun yıllar görev alan annesinin soyadını alarak yaşamına devam eden Lavrov, eğitimli ve başarılı bir diplomat. 607 numaralı Moskova okulu ve SSCB Dışişleri Bakanlığı’nın Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (MGIMO) mezun olduktan sonra annesinin yönlendirmesi ile diplomasiyi seçmiş. Ateşelik, BM Daimi Temsilciliği, Organizasyonlar ve Küresel Sistemler yöneticiliği, Uluslararası Örgütler ve Uluslararası Ekonomik İşbirliği, İnsan Hakları Dairesi ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Dışişleri Daire Başkanlığı görevlerinin ardından 2004 yılında Dışişleri Bakanı olarak atanan ve o tarihten bu yana görevine devam eden Lavrov; ülkenin Vlademir Putin’den sonra en önde gelen siyasi aktörlerinden biri.
 
Onlarca Dışişleri Bakanı ile diplomatik ilişkiler geliştiren Lavrov, ABD’nin tanımlamasına göre, “Sovyetler’in son neslini temsil eden büyük bir Rus diplomatı” olarak tanımlanıyor. Son verilere göre dört yüz bin insanın öldüğü, elli altı bin kişinin kayıp olarak kayıtlara geçtiği Suriye iç savaşında, Batı’nın ve ABD’nin savaşı durdurmak için iş birliği zorlamalarına tek başına meydan okuyan Lavrov, Esed rejimine verdiği destek nedeniyle ‘demir leblebi’ olarak anılıyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın Putin’den bağımsız olamayacağı ve Kremlin’de verilen kararların sahadaki uygulayıcısı olarak görülen Lavrov, sertleşen Rus dış politikasının hüküm vericisi olmasa da, titiz bir biçimde protokolü yerine getirerek, güvenilir ve sofistike arabulucuk görevini yürütmeye devam ediyor.

Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve Rus egemenliğinin kurulması gibi dünyanın en önemli kırılma noktalarını içerisine alan kariyeri ile Pompeo’nun aksine derin ve yaşamsal krizlerde görev alan Lavrov, yeni yüzyılda şekillenen dünya düzeninin ekonomik, jeopolitik ve siyasi önemli konuşmaların altında imzası bulunan bir isim.
 
Kürt sorunu tüm bölge ülkeleri için bir "bomba", “Kimse bizden özür beklemesin”, “AB ve ABD'nin Suriye Hükümeti’ne uyguladığı yaptırımların insani etkilerini görüşme vaktinin geldiği”, “Artık kural yok!”, “ABD ve müttefikleri, Birleşmiş Milletler'in  (BM) terör listesindeki DEAŞ ile ilgili çifte standart uyguluyor”, “ABD, Moskova ve Pekin'i kavga ettirme arzusunu saklamıyor.” gibi çıkışlarıyla bilinen Lavrov, 2015 yılından bu yana Rusya’nın bölgesel politikasındaki adımlara ulaşmaktaki kararlılığını da temsil ediyor.
 
Soğuk Savaş yıllarında yaşanan kutuplaşmanın etkileri dünyada hala sürerken, Washington'un Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'ndan (INF) çekilmesine, 2016 Başkanlık seçimlerinde Rusya’nın müdahalesi olduğu iddialarına, Latin Amerika’da yürütülen ekonomik faaliyetlerin önüne geçilmeye çalışılmasına, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) ve Asya Altyapı Yatırım Bankası uluslararası kurumların inşa edilmesine karşı ABD’nin baskı politikasına rağmen iki ülke arasındaki dengeler ve ilişkiler Lavrov’un kıvrak zekasıyla kopma noktasına gelmedi.


 
Tek ve süper güç olma iddiasını devam ettirmek isteyen ABD – Rusya ve Çin arasında rekabet dünyanın birçok noktasında artarken, Ortadoğu’da ve özellikle Suriye’de Rusya’nın aktif varlığının en önemli destekçilerinden Kasım Süleymani’nin öldürülmesini, “ABD'nin yasa dışı eylemlerinin doruk noktasıydı” sözleri ile yorumlayan Lavrov, Pompeo ile yaptığı telefon görüşmesinde de saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştı.


 
2014 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından “Halk Kardeşliği Nişanı” verilen, ve 20 yılı aşkın süredir dostluk ilişkileri devam eden ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un yerine atanan ve ‘şahin’ olarak tanımlanan Mike Pompeo’nun gelişi ile birlikte, iki ülkenin arasındaki  Akdeniz, Asya, Latin Amerika, Birleşmiş Milletler ve NATO gerilimleri devam ederken, ABD’nin saldırıların ardından benimseyeceği İran politikasının sonuçları da önümüzdeki günlerde dünyadaki ‘taraf’ları yeniden belirleyecek gibi görünüyor.
 
SONUÇ:
 
ABD ve Rusya’nın, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Soğuk Savaş dönemi başlayarak yeni yüzyıl ve yeni dünya düzeninin tartışıldığı günümüze kadar uzanan siyasi ilişkilerinde, ABD kanadının aktörleri sürekli olarak değişirken, Rusya’nın dış politikasında Sergey Viktoroviç Lavrov ismi ön plana çıkıyor.
 
Sessiz ve kendinden emin açıklamaları, bölgeye hakimiyeti ve siyasi birikimi ile şairliğinden edindiği dil hakimiyetini harmanlayan Lavrov, Kremlin’in kararlarının en önemli uygulayıcısı olarak biliniyor.

 ABD’nin son Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ‘şahin’ lakabına sahip olmasını sağlayan atik ve “evanjelik” tavrının karşısında soğukkanlı ve kararlı duruşu ile Rusya’yı temsil eden Lavrov, ABD’nin tanımlaması ile “Sovyetler’in son neslini temsil eden büyük bir Rus diplomatı.”

ABD’nin Irak ve Suriye’de yürüttüğü operasyonların ardından İran ile yaşadığı gerilim tırmanırken, Latin Amerika, Asya ve Akdeniz’de etkinliğini artıran, AB ve BM ile ilişkilerini güçlendiren, attığı adımlar ile Avrupa üzerindeki hakimiyetini artıran, Ortadoğu’da hem ABD hem de NATO’ya karşı tedbirlerini artıran, Çin, Kuzey Kore ve Afganistan’da ABD’nin aksine politika yürüten; enerji, ekonomi ve siyasette 21. Yüzyılı tanımlayan adımları ile güçlenen Rusya; önümüzdeki yıllarda Asya blokundan aldığı destek ile bir numaranın tahtını daha fazla sarsacak gibi görünüyor.
 
Bölgedeki tüm ülkelerle ABD karşıtı politikada buluşan ve bu politik görüşünü söylemekten sakınmayan Rusya’nın şu anda yakın ilişkilerini sürdürmesine rağmen herhangi bir şekilde karşı karşıya gelmekten çekindiği tek ülke İsrail. 2019 yılında iki ülkenin ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktası olurken; ticaret hacminin artırılmasının yanı sıra siyasi anlamda da dengeli bir süreç devam ediyor.
 
ABD’nin Ortadoğu’da İsrail yanlısı politikalar doğrultusunda attığı adımların tüm ülkelerde yaşattığı gerilimin aksine, İsrail ile ilişkilerini hem iki ülkenin çıkarları doğrultusunda hem de hiçbir şekilde karşı karşıya gelmeyerek yürüten önemli bir isim olarak yine Lavrov karşımıza çıkıyor.  
 
Dünya ülkelerinin yeni bir düzene doğru yol aldığını geçtiğimiz beş yıl içerisinde kazanımlarını artırarak ülkesini birinci sıraya taşımaya adım adım yaklaşan Rus diplomatlar, önümüzdeki beş yılda hedefini elde edecek gibi görünüyor.