Mısır darbesi ve demokrasi arasında Batı

Mısır'da seçilmiş yönetime karşı 2013 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrası yaşananlar ve Batılı güçlerin olaylara yaklaşımı, demokrasi teriminin zarar gördüğü bir ortama dönüştü. ABD ve AB kaynaklarının darbe ile yönetimi ele geçirdikten sonra göstermelik seçimlerle cumhurbaşkanlığını ilan eden general Sisi'ye yönelik meşrulaştırma çabaları ise dünya halklarında travmatik izler bırakan cinsten.

Ocak 2011'de Kuzey Afrika'da başlayan ve kısa sürede tüm Arap halklarını saran ayaklanmalar Arap Baharı olarak adlandırıldı. Bu süreçte yaşananlardan Mısır da nasibini aldı. 1981 yılından bu yana ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e karşı sokağa çıkan Mısırlılar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, kötü hayat koşulları, polis şiddeti, işsizlik gibi sorunlara kitleler halinde tepki gösterdi. Gelişmeleri takiben yetkilerinin çoğunu yardımcısı Ömer Süleyman'a devreden Mübarek, Şubat 2011'de görevini orduya ve anayasa mahkemesine devrederek istifa etti. İstifasının ardından kısa bir süre sonra tutuklanan Mübarek, idam ve müebbet hapis cezası talepleriyle yargılandı. Haziran 2012'de yardımcısı ile birlikte ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu dönemde yaşanan gelişmeler 2011 Mısır Devrimi olarak tarihe geçti. Demokrasi adına umut ışığı sayılan olaylar sonrası Mısır halkı ilk kez cumhurbaşkanını seçme imkanı buldu.

MÜBAREK SONRASI İLK SEÇİM

Mısır Devrimi sonrası Mayıs 2012'de gerçekleştirilen ilk seçimde İhvan olarak anılan Müslüman Kardeşler'in kurduğu Özgürlük ve Adalet Partisi'nden Muhammed Mursi ve bağımsız aday Ahmet Şefik birinci turda en çok oyu alan iki aday olarak öne çıktı. Kurallara göre yüzde 50 oy oranı geçilmezse ikinci tura gidilecekti. Seçimlere katılım oldukça düşüktü, oy kullan seçmen sayısı yüzde 46,42 düzeyinde kaldı. Haziran 2012'de yapılan ikinci tur seçimlerinde yine beklenen katılım sağlanamadı. Bu oylamada ise katılım düzeyi yüzde 51,85'teydi. Bu noktada seçim sürecinde yoğun bir kampanya yürüten Muhammed Mursi, yüzde 51,73 oy oranı ile Mısır'ın 5. Cumhurbaşkanı seçildi. Mursi, 30 Haziran 2012'de görevine başladı. Mursi, muhafazakar Mısırlılar için önemli bir karakter olarak gözlemleniyordu. Bununla birlikte bölgesel konularda büyük oranda ılımlı bir siyaset izleyeceğinin sinyalini veriyordu.

MUHAMMED MURSİ KİMDİR?

8 Ağustos 1951 yılında Mısır'ın kuzeyindeki Şarkiye iline bağlı Eladva köyünde çiftçi bir baba ve ev hanımı bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi. Beş kardeşin en büyüğü olan Mursi, ilk ve orta öğrenimini Şarkiye'de tamamladı. Mursi, 1975-78 yıllarında Kahire Üniversitesi'nde eğitim gördü ve Mühendislik Fakültesi'nden onur derecesi ile mezun oldu. 1982'de Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde derecesini yükselten Mursi, 1985'te Northridge Kaliforniya Eyalet Üniversitesi'nde yardımcı doçent oldu ve aynı yıl Mısır'da döndü. 1985'ten 2010 senesine kadar Zagazig Üniversitesi'nde akademisyenlik yapan Mursi, aynı zamanda dekanlık görevinde bulundu. Kahire Üniversitesi'nin yanında Libya'daki Trablus Üniversitesi'nde de çalışmalar yürüttü. Mursi ayrıca ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'da görev aldı. "Zemin Sertleşme Çözümleri" ve Metalurji alanlarında onlarca çalışmaya katkı sağladı. İdeolojik açıdan yakın olduğu Müslüman Kardeşler bünyesinde siyasete girdi. 2000 yılında Müslüman Kardeşler'in yasal olarak katılamadığı seçimlere bağımsız aday olarak girdi ve milletvekili seçildi. 2011 Mısır Devrimi'nde muhalif bir lider olarak öne çıktı. Müslüman Kardeşler teşkilatı tarafından kurulan Özgürlük ve Adalet Partisi'nin başkanlığını yaptı ve Haziran 2012'de Mısır halkı bir ilki yaşarken, o da halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı oldu.

MURSİ'NİN POLİTİKALARI

İçeride hasarlı ekonomik sistem ve devrim sonrası istikrarın sağlanması için adımlar atan Mursi, dış politikada da yapıcı bir tutum sergilemeye çalıştı. İlk yabancı ülke ziyaretini Suudi Arabistan'a gerçekleştirdi. Ziyareti sırasında petrol zengini olan Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirerek Mısır'ın atılım gerçekleştirmesine zemin sağlamak istiyordu. Mursi, cumhurbaşkanı seçilene kadar iyi ilişkilerde bulunduğu Katar ile de olan bağlarını diri tutmayı hedefledi. Bu sürede Katar, Mısır'a 2 milyar dolarlık yardım yapma sözü verdi. Yanı sıra Katarlı bir grup yatırımcı, Mısır'a 10 milyar dolarlık altyapı çalışması yapacağını ifade etti. Çin ile oldukça yakın bir ilişki kurmaya çalışan Mursi, Pekin'e yaptığı ziyarette iki ülke iş birliğine yönelik birçok anlaşma imzaladı. Bu amaçla Amerika Birleşik Devletleri (ABD) odaklı dış politikaya alternatif oluşturmayı planladı. Rusya'ya da bir ziyaret gerçekleştiren Mursi, bu süreçte ekonomik ve siyasal bağları güçlendirmek istediğini belirtirken, Rusya'dan nükleer enerji alanında Mısır'a destek olmasını istedi. Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik iş birliği anlaşmaları imzaladı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkiler kurdu. Filistin davasına yönelik desteğini sık sık dile getirdi. Dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez'e yönelik dostane bir mektup kaleme alan Mursi, diplomatik üslup ile yazılan mektupta Perez yönetimi Filistin ve Mısır ile olan ilişkilerde samimi olmaya davet etti. İran devrimi sonrası Tahran yönetimi ile gerilen bağları yumuşatmaya çalışan Mursi'nin bu hamlesi Sünni kesimler tarafından Mısırlılara muhalefet olarak görüldü ve eleştirildi.

SURİYE İÇ SAVAŞI VE MURSİ'NİN TAVRI

Cumhurbaşkanlığı görevine gelmeden önce Arap Baharı denilen dalganın son halkası Suriye'de Devlet Başkanı Beşşar Esad'a karşı düzenlenen bir mitinge katılan Mursi, burada Esad ve destekçilerini kafir olarak niteleyerek muhaliflere yönelik hareketleri kınadı. Göreve geldikten sonra Kahire'deki Suriye Büyükelçiliğini kapatan ve Suriyeli Büyükelçiyi sınır dışı eden Mursi, Suriye muhalefeti adına ülkenin uçuşa kapalı bir bölge olması için uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Mursi, Mısır halkından açıkça Suriye muhalefetine destek istemese de, söz konusu mitinge katılması birçok kesim tarafından Mısır'ın iç savaşa müdahil olacağı yönünde yorumlandı. Mısır halkının büyük bölümünün burada gerçekleştirilen katılım ve söylemlerden rahatsız olduğu gözlemlendi. Gelişmeleri takiben yapılan açıklamalarda Mursi'nin bu değerlendirmeler ile Mısır'ın sınırlarını korumak istediği ve Suriye muhalefetinin güçlenmesi için bir çağrı olduğu vurgulandı. Ancak bu açıklama pek önemsenmedi.

MURSİ KARŞITI EYLEMLER VE DARBE

Mursi'nin izlediği politikalar Mısırlılar arasında özellikle laik kesimde rahatsızlık uyandırdı. Gelişmeleri takiben Kasım 2012'de Mısır genelinde Cumhurbaşkanı Mursi ve hükümet karşıtı eylemler düzenlenmeye başlandı. Göstericiler ekonomik şartları ve Mısır'ın giderek muhafazakarlaştığını ve laik yapının tehdit altında olduğunu öne sürerek eylemlerini sürdürdü. Başkent Kahire'nin en önemli meydanlarından Tahrir Meydanı başta olmak üzere birçok meydan on binlerce kişi tarafından düzenlenen gösterilere sahne oldu. Genel olarak barışçıl devam gösterilerde bazı Mursi karşıtlarının ölmesi sonucu gösteriler yer yer çatışmalara dönüştü. Aynı zamanda Rabiatü'l Adeviyye meydanı ve farklı birçok noktada Mursi yanlısı gösteriler düzenlenmeye başlandı. İlerleyen süreçte Mısır Silahlı Kuvvetleri hem hükümete hem de eylemcilere uzlaşmaları için 48 saatlik bir süre tanıdı. Olayların devamında 3 Temmuz 2013 günü, Mısır Silahlı Kuvvetleri darbe yaparak Cumhurbaşkanı Mursi'yi devirdi ve yönetime el koydu. Mursi'nin görevden alındığını, daha sonra yapılan göstermelik seçimler ile cumhurbaşkanlığını ilan eden Genelkurmay Başkanı Abdülfettah es-Sisi duyurdu. Mursi, darbeyi reddederek taraftarlarına direnme çağrısı yaptı ancak kısa süre sonra gözaltına alınarak tutuklandı. Mısır güvenlik güçlerinin ilk müdahalesi ve sonrasında yaşanan olaylarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

MISIR'DA SİSİ YÖNETİMİ

Genelkurmay Başkanı Sisi, Mısır anayasasının askıya alındığını ve yeni cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en kısa zamanda gerçekleştirileceğini bildirdi. Bu süreçte Mursi ev hapsinde tutuldu ve Müslüman Kardeşler yöneticileri tutuklandı. Askeri müdahale destekçileri ve karşıtları arasında ülke genelinde çatışmalar yaşandı. Mursi ve Müslüman Kardeşler yöneticilerinin şiddete teşvik etmek ve toplumun huzurunu bozmak gerekçeleriyle tutuklandığı ifade edildi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur, geçici cumhurbaşkanı olarak belirlendi. Bununla birlikte aralarında TRT ve Al Jazeera çalışanlarının da bulunduğu çok sayıda gazeteci tutuklandı. Yargılamalar sırasında Mursi ve arkadaşları için idam talebinde bulunuldu. Mursi, bu süreçte Katar adına casusluk yapmak ile suçlandı. Mısır Silahlı Kuvvetleri, Ocak 2014'te Sisi'nin rütbesini mareşalliğe yükseltti. Mart 2014'teki seçimlerde askeri tüm görevlerinden istifa ederek cumhurbaşkanı adayı olan Sisi, yüzde 97'lik oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Mısır'da Nisan 2018'de gerçekleştirilen son seçimlerde Sisi, yüzde 97'lik oy oranıyla yeniden seçilerek uzun bir süre daha "demokratik" bir Mısır'ın inşasında yer alacağını ilan etti.

ULUSLARARASI TEPKİLER VE BATI

Darbe sonrası uluslararası alanda askeri darbeye yönelik çeşitli tepkiler gösterildi. Arap Baharı denilen olaylar zincirinin başladığı Tunus dışındaki Arap ülkelerinin bir kısmı Sisi öncülüğündeki darbe yönetimini desteklerken, bir kısmı tarafsız bir tablo çizdi. Bununlar birlikte birçok devlet müdahaleyi kınadı. Türkiye, darbeyi şiddetle kınayan ülkelerin başındaydı. Dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Silahla demokrasi olmaz" ifadelerini kullanırken, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dünyanın neresinde olursa olsun, seçimle gelmiş hangi iktidara karşı olursa olsun, darbeler kötüdür" sözleriyle yaşananlara tepki gösterdi. Erdoğan ayrıca Batılı güçlerin duyarsızlığını da eleştirerek, "Batı hala bu olaya darbe diyememiştir" ifadeleriyle tepki göstermişti. Afrika Birliği, bu süreçte Mısır'ın üyeliğini askıya aldı. Dönemin ABD Başkanı Barack Obama, ülkedeki olağanüstü hali kınamakla yetinirken ABD genel olarak seviyeli bir yaklaşım sergilemekle yetindi. AB ülkeleri de benzer bir yol izledi. Kısa süre içerisinde Sisi ile "demokratik" bir Mısır'ın oluşacağı yönünde ifadeler dile getiren ABD ve Avrupalı liderler ile siyasiler, Mısır'a temsilciler göndererek Sisi'yi meşrulaştırmaya çalıştı. Söz konusu dönemde demokrasi adı altında söylemlerle adı geçen güçler kendileriyle çelişir bir tavır sergiledi. Türkiye bu süreçte de iki yüzlü söylemlere tepki göstererek darbe yönetimine yönelik kararlı tavrını sürdürdü.