Meksika’daki kartel imparatorluğu

2006 yılından bu yana hükümetle savaş halinde olan Meksika’daki uyuşturucu kartelleri, bu güne dek binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Güçlerini pekiştirmek için her türlü vahşeti kullanan kartellere neden kimse dur diyemiyor? Meksika’daki kartel savaşları ve Pablo Escobar imparatorluğuna dair merak edilen tüm detaylar..

Meksika’daki kartel imparatorluğu

Meksika'da 2006 ile 2012 yılları arasında devlet başkanlığı görevini yürüten Felipe Calderon’un, hükümete geldiği dönemden bu yana ülkede giderek artan şiddet sarmalında 300 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. 340 bini aşkın Meksikalının yerlerinden edildiği süreçte yaklaşık 40 bin kişi de kayboldu. 120 milyon nüfuslu Meksika'da sadece geçtiğimiz yıl önemli bölümü uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı 35 bin 964 cinayet işlendi. Ülkede 2017 yılında 32 bin 79 kişi öldürülürken, bu yıl cinayete kurban gidenlerin sayısı ise şimdiden 26 bini buldu.

Meksika’nın en güçlü uyuşturucu baronu El Chapo (bücür) lakaplı, Joaquin Guzman’ın oğlu Ovidio Guzman Lopez 17 Ekim'de yakalandı. Bu gelişmenin arından Lopez’in serbest bırakılması için harekete geçen uyuşturucu çeteleri şiddetin dozunu artırarak şehri adeta savaş alanına çevirdi. Hükümetin karteller karşısında dayanamayıp bu kişiyi serbest bırakması tüm gözleri Meksika'ya çevirdi.

Pasifik Okyanusu, Karayip Denizi ve Meksika Körfezinde 9 bin 300 kilometreden fazla kıyısı olan ve ABD ile de 3 bin 140 kilometrelik sınıra sahip Meksika'da birbirleri ve güvenlik güçleri ile çatışan, bazen yeni ittifaklara giden 9 büyük kartel ve bu kartellerle ilişkili 80 alt grup ve çete bulunuyor. Güvenlik güçlerine pusular kuran, hasımlarını ve engel olarak gördüğü kişileri kan donduran yöntemlerle infaz eden bu karteller, kokain, eroin, metamfetamin ve esrar gibi uyuşturucu maddelerin yanı sıra silah, akaryakıt, maden, avokado, alkol, narenciye ve insan kaçakçılığı yapıyor. Bu kartellerin Facebook ve Samsung gibi dünya devi şirketlerden kat be kat fazla para kazandığı biliniyor. Ayrıca yıllık gelirleri İsveç, Belçika gibi ülkeleri de geçiyor.

CJNG ve Sinaloa akrteli

Cartel Jalisco Nueva Generacion (CJNG) son yıllarda Meksika’nın büyük karteli olarak görülüyor. 1989’dan bu yana ülkede aktif olarak kaçakçılık yapan Sinaloa Karteli’nden ayrılarak 2011 yılında ortaya çıkan ve bugün 74 kentte çatışmanın yanı sıra 32 eyaletin 27'sinde varlık gösteren CJNG karteli, ülkenin tüm gücünü elinde tutuyor. Bu kartel,  2012’de yakalanan ve adamları şehri savaş alanına çevirince devletin serbest bırakmak zorunda kaldığı El Mencho lakaplı eski polis Nemesio Oseguera Cervantes tarafından yönetiliyor. Sosyal medyaya yükledikleri propaganda videolarında askeri kıyafetler, hücum yelekleri, kask ve sofistike silahlarla düzenli bir orduyu andıran ve hakimiyet bölgelerinde birçok araçtan oluşan silahlı konvoylarla gövde gösterisi de yapan CJNG, Jalisco, Baja California, Michoacan, Guerrero, Guanajuato, Oaxaca, Veracruz eyaletlerinde varlık göstermeye ve güç kazanmaya devam ediyor. CJNG’nin varlığının ardından gerilemeye başlayan Sinaloa karteli ise ülkedeki Sinaloa, Durango, Sonora Baja California ve Chihuahua eyaletlerinde halen çok etkin.

Diğer Karteller

Meksika'da bu iki büyük yasa dışı grubun yanı sıra yeraltı dünyasında söz sahibi olan diğer 7 kartel ve bölgeleri şu şekilde sıralanıyor: "Chihuahua eyaletinde 'Cartel de Juarez', Tamaulipas ve Quintana Roo eyaletlerinde 'Cartel del Golfo', Guerrero, Morelos, Nayarit ve Sinaloa eyaletlerinde 'Los Beltran Leyva', Baja California eyaletinde 'Tijuana', 'Los Arellano Felix' ve CJNG'nin müttefiki 'Tijuana Nueva Generacion', Michoacana eyaletinde ise 'Familia Michoacana'."

Meksika ordusundan ayrılan eski özel kuvvetler mensuplarınca kurulduğu bilenen Los Zetas ve kurucularını aziz ilan edip tarikatlaşma eğilimleri gösteren Tapınak Şövalyeleri kartellerinin ise iç hesaplaşmalar, hasımları ve güvenlik güçlerinin operasyonları ile artık kaybolma noktasına geldiği değerlendiriliyor. Meksika'da Tapınak Şövalyeleri karteli yamyamlığa varan insanlık dışı ritüeller, Los Zetas ise korkunç infazları ile biliniyor.

Arka Planında ne var?

1930’larda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Latin Amerika kıtası arasında süren alkol kaçakçılığı, 1960’larla beraber uyuşturucu kaçakçılığına evrilmişti. Latin Amerika’da Kolombiyalı Pablo Escobar ile yaygın hale gelen uyuşturucu kaçakçılığı, Meksika’yı önce bir pazar, akabinde ise ana üretici ve dağıtıcı haline getirdi. 1960'lı yılların sonuna doğru gelindiğinde uyuşturucu Meksikalı kaçakçıların esas işi halini aldı. 1970'li yıllar ve 1980'lerin başında Kolombiyalı Pablo Escobar ana kokain ihracatçısıydı ve dünyanın dört bir yanında organize şebekelere sahipti. 

 Bölgenin en büyük kaçakçısı olarak tanınan Escobar ,Güney Florida ve Karayipler'deki çalışmalarını yoğunlaştırınca Meksikalı kaçakçılarla bir ortaklık oluşturdu. Meksika'daki uyuşturucu kaçakçılarının Kolombiya'daki ticarete hazır insanlara hizmet etmeye hazır bir altyapı kurmuş olması bu ortaklığı kolaylaştırdı. 1980'lerin ortalarında, Meksika'daki organizasyonlar Kolombiya kokaininin köklü ve güvenilir taşıyıcılarıydı. Başlangıçta, Meksika çetelerine ulaşım hizmetleri için nakit para ödeniyordu ancak 1980'lerin sonlarında Meksika nakliye organizasyonları ve Kolombiya uyuşturucu kaçakçıları, bir ürüne ödeme düzenlemesine karar verdiler. Meksika'daki nakliye şirketlerine genellikle her bir kokain gönderiminin yüzde 35 ila yüzde 50'si oranında pay verilirdi. Bu düzenleme, Meksika'daki organizasyonların kokainin dağıtımında ve dağıtımında yer aldığı ve kendi başına muazzam bir trafiğe kapıldığı anlamına geliyordu. Şu an Sinaloa Karteli ve Gulf Karteli, kokain kaçakçılığı işini Kolombiyalılardan devralmış durumdadır.

Pablo Escobar’ın imparatorluğu

Pablo Escobar Kolombiya’nın ve dünyanın en büyük uyuşturucu karteli olarak tanınıyordu. Escobar, kendi gibi Medellin şehrinde yaşamını sürdüren ünlü uyuşturucu baronu Fabio Restrepo’yu öldürerek onun operasyonunu ele geçirdi. Restrepo’nun üretim ve dağıtım şebekesini dünyanın o güne dek görmediği bir uyuşturucu karteline çevirdi. Sıra bu kokaini yüksek fiyatlara ABD pazarına satmaya gelmişti. Özel uçak satın alan Escobar, uçakların tekerleklerine kokain gizledi ve taşınan kokainlerin ilk durağı olan Panama’ya uçuşları bizzat kendisi yaptı. Panama’da yolcu uçaklarının tekerleklerine gizlenen kokain, Amerika’ya sokuldu ve başta Florida olmak üzere tüm eyaletlere yayıldı. 80’li yıllara gelindiğinde, Pablo Escobar günde 15 ton kokaini Amerika’ya kaçırıyordu. Pablo’nun kazandığı para ve kurduğu suç çetesi, onu iyice gözü kara yapmış ve işlerin ölçeğini inanılmaz boyutlara taşımıştı. Boeing 727 model yolcu uçakları satın alan Escobar, yolcu koltuklarını çıkarıp, uçakları tamamen kokain ile doldurmaya başladı.

Tüm kartelleri kendine bağlayan Escobar en güçlü dönemini yaşıyordu. 1991 yılında ise Cesar Gaviria hükümeti sırasında Pablo Escobar hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Escobar çok uzun süre kaçak yaşadı ancak hükümetin kararlı olduğunu anlayınca, teslim olmaya karar verdi çünkü teslim olmazsa, yakalandığında ABD’ye teslim edilmesi söz konusuydu. Escobar uzun uğraşlar sonucunda teslim olurken, hükümetle ABD’ye gönderilmeyeceğine dair bir anlaşma yaptı ve bir şart daha öne sürdü. Hükümet Escobar’ın kendi hapishanesini inşa etmesine izin vereceklerdi.  Pablo, milyonlarca dolar harcayarak içinde spa ve kumarhane bulunan bir hapishane inşa etti. Hapishanenin gardiyanlarını da devlet memurları içinden kendi seçti.

Bu hapisane suçluların bulunduğu klasik hapishanelerden oldukça farklıydı. Ülke içinde Escobar Oteli veya Club Medellin olarak anılan bu hapishane, 5 yıldızlı bir otele benziyordu. Ailesinin ve özel misafirlerinin rahatlıkla girip çıkabildiği bu hapishanede Escobar’ın keyfi kısa sürdü. Hükümet kendisini standart bir hapishaneye transfer etmek isteyince, firar etmek durumunda kaldı. 3 Aralık 1993 günü, Pablo Escobar askerler ile girdiği bir çatışmada öldürüldü. Bacağından, göğsünden ve kulağından vurulmuştu. Birçok insan onun yaralandığını ve sağ ele geçirilmemek için kulağına kurşun sıkarak intihar ettiğini düşünmektedir.

Kızını ısıtmak için paraları yaktı

Pablo Escobar’ın, ABD‘ye uyuşturucu kaçırdığı yıllarda; günde 60 milyon dolar kazandığı tahmin ediliyor. Bu hesaba göre yılda ortalama 22 milyar dolar kazandığı biliniyor. Pablo, bu kazançla içinde yaşadığı Kolombiya devletinden daha güçlü hale gelmiştir. Öyle ki, kendisinin ABD’ye iade edilmemesi için; Kolombiya’nın 20 milyar dolar tutarındaki dış borçlarını ödemeyi bile teklif etmiştir. Öyle ki paralarını koyacak yer bulamamış, milyonlarca doları depolarda fareler yemiş, hatta bir kısmını da kendisi yakmıştır. Pablo Escobar, plastik bidonların içine koyduğu paraları Kolombiya ve Meksika’da satın aldığı birçok araziye gömmüştür. Günümüzde bile hala bu paraları bulan insanların olduğu rivayet ediliyor.

Pablo Escobar’ın polisten kaçtığı yıllarda, kızının üşümesi sebebiyle 2 milyon doları yakıp onu ısıtmaya çalıştığı da en çok bilinen olaylar arasındadır. Bir çuval dolusu parayı ısınmak ve yemek pişirmek için yakmıştır. Forbes dergisi tarafından, Pablo Escobar’ın toplam servetinin 30 milyar Dolar civarında olduğu tahmin edilmişti. Bu sayede Forbes’ın her yıl yayınlanan dünyanın en zengin 10 insanı listesine girmişti.

 Pablo Escobar, inşa ettiği suç organizasyonunu koruyabilmek için, binlerce insanı gözünü kırpmadan öldürdüğü biliniyor. Escobar’ın yaşamı boyunca 200 kadar hakim ve savcıyı, 1000 kadar polis memurunu öldürdüğü iddia ediliyor. Ölümünden sorumlu tutulduğu toplam 3000 kişinin geri kalanı ise gazeteciler ve sıradan insanlardan oluşuyor.