Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız anlattı: Maruniler Lübnan siyasetini nasıl şekillendiriyor?

Lübnan’daki patlama ve beraberindeki siyasi ve ekonomik krizin ardından bölgedeki etkin topluluklardan olan Maruniler gündeme geldi. Maruni Kilisesi Patriği Beşara er-Rai’nin yaptığı açıklamalar ve Papa Francis’in bölgedeki ziyareti dikkat çekti. İstanbul Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, Marunilerin bölgedeki etkisini ve son dönemde yaşanan gelişmeleri Intell4’a değerlendirdi…

Dünya genelinde nüfusları 1,5 milyona ulaşan Maruniler, başta Lübnan olmak üzere Suriye, Mısır gibi Orta Doğu ülkelerinde ve ekonomik nedenlerle göç ettikleri Fransa, ABD ve Kanada’da yaşıyor. Maruni Kilisesi’ne bağlı olan Hıristiyan topluluğun Lübnan’daki varlığı diğerlerine göre daha farklı. Lübnan’da cumhurbaşkanının Maruni olması anayasal bir zorunluluk olarak bulunuyor.

Son yıllarda Lübnan’da yaşanan siyasi ve ekonomik krizde, Lübnan Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin açıklamaları ve bölgedeki Maruni varlığının etkisi gündeme gelmişti. Geçmişten bugüne Marunilerin ve Kilise’nin bölgedeki etkisini, “Dürziler ve Maruniler: Geleneğin Hukuku Osmanlı’nın Adaleti” kitabının yazarı İstanbul Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Tuba Yıldız, Intell4’a değerlendirdi.

"MARUNİLER KİLİSE ÇATISI ALTINDA BİR ARAYA GELEBİLECEKLERİNİ GÖSTERDİLER"

Maruni Patriği er-Rai'nin Lübnan'daki patlama sonrası yaptığı uluslararası çağrı ve Marunilerin bölgedeki etkisini artırmaya yönelik girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Maruni Patriği Bişara el Rai, kilisenin eski bir geleneği olarak Maruni toplumunun yalnızca dini değil, siyasi sözcülüğünü de yapmaktadır. 19. yüzyıldan varis olan bu gelenek her ne kadar 20. yüzyıl başlarında Arap milliyetçiliğinin yükselmesiyle sönük kalmış olsa da Kilise etkisini korumaya devam etti.

Bişara el Rai’nin patlama sonrası siyasiler ve diplomatlarla olan görüşmelerin yanı sıra yabancı devletlerin büyükelçileriyle yaptığı görüşmeler de siyasi otoritenin yeniden güçlenmesi adına yapılan girişimler. Bu anlamda Şubat 2021’de Lübnan’ı içinde bulunduğu krizden kurtarmaya yönelik yaptığı çağrı da yalnızca toplumsal bir mesaj içermiyor. Nitekim, çağrıdan sonra binlerce kişinin Bikirki’deki patrikhanenin önünde toplanıp destek yürüyüşü yapması, Kilisenin birleştirici gücünü de ortaya koydu. Çünkü Lübnan’daki Maruniler siyasi olarak bölünmüş durumda ama Kilise çatısı altında bir araya gelebileceklerinin de bir kanıtını gösterdiler.

Kilisenin etkisini gösterme yönündeki girişimlerini 4 Ağustos patlamasının yıl dönümünde de görmek mümkün. Çünkü patlama, tüm ülkeyi mezhep ayırmaksızın büyük bir yıkıma yol açtı. Ancak patlamanın birinci yıl dönümü için yapılan anma töreninde yalnızca Patrik el Rai’nin konuşma ve duası yer aldı. Bunun pek çok yönden arka planı var, ancak neticede Kilisenin etkisi de ortada."

Osmanlı Devleti döneminde Çarlık Rusya tarafından iç savaşı tetikleyecek unsur olarak kullanılan Marunilerin günümüzde de benzer etkileri olabilir mi?

"Osmanlı Devleti döneminde Maruni toplumuyla kültürel, siyasi ve 19. yüzyılla birlikte askeri olarak bağlantısı olan ülke Çarlık Rusya değil Fransa’ydı ki bu bağ günümüzde de devam ediyor. Rusya, Lübnan’daki Ortodoksları bir süre destekledi, ancak bölgedeki politikaları İngiltere ve Fransa kadar yaygın olmadığı için uzun süremedi. Kaldı ki Ortodokslar da Dürzi ve Maruniler kadar iç otoriteye sahip değildi.

Fransa’nın Marunilerle olan ilişkisi ise 16. yüzyılın başlarına kadar gider. Bu kadar eski ve köklü bir ilişki, 19. yüzyılda Osmanlı merkez idaresinin zayıflamasıyla askeri, hukuki ve siyasi olarak gelişmiştir. Fransa, Marunileri Kilise ve idari temsilcileri yoluyla kontrol etmiş, Osmanlı Devleti bölgeden çekildikten sonra 1920-1943 yılları arasında manda yönetimiyle otoritesini güçlendirmişti. Dolayısıyla 1943 yılında Lübnan bağımsızlığını kazandığı zaman bile büyük ölçüde Fransa’nın etkisini üzerinde hissetti.

Mevcut durumda Fransa’nın Lübnan için önemi Beyrut patlamasıyla bir kere daha açığa çıktı. Fransız liderin kısa aralıklarla üst üste Lübnan’ı ziyaret etmesi bu önemin karşılıklı olduğu algısını yarattı. Ancak Orta Doğu’daki konjonktürel durum, Fransa’nın Lübnan’ı ve Lübnanlı Marunileri öncelemesinin önüne geçiyor. Fransa şu an yalnızca ülkedeki Maruni temsilcilerle değil, örneğin; Hizbullah’la da görüşmeler yapıyor. Çünkü bölgede yalnızca Fransa’nın veya Avrupa ülkelerinin değil İran ve Suudi Arabistan önceliğindeki körfez ülkelerinin de büyük etkisi var. Fransa da bu dengeleri gözetmek adına Lübnan’da sadece Marunilerin güçlenmesi adına hareket etmeyi tercih etmiyor.  Aynı zamanda Lübnan’da çıkan iç krizleri doğrudan yönetmek amacı da taşımadığı için müdahaleci bir aktör rolü oynamaktan kaçınıyor. Bununla birlikte, Fransa’nın Lübnan’da aktif bir rol oynamaya karar vermesi halinde ilk olarak Maruni cemaatini dikkate alacağı da bir gerçek."

"PAPA ZİYARETİNİN ETKİSİ BEKLENENİN ALTINDA"

Papa Francis'in Maruni Kilisesi'ne yaptığı ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz? Önceden de benzer ziyaretler yapılmış mıydı veya bu ziyaretin ne gibi bir önemi olabilir?

"Papa Francis’in Temmuz 2021’deki Lübnan ziyaretinde yalnızca Maruni Kilisesi’nin temsilcileri değil, Antakya Süryani Ortodoks Kilisesi, Süryani Katolik Kilisesi ve Evanjelik temsilcileri gibi muhtelif mezhep temsilcileri de yer aldı. Dolayısıyla ziyaret, Maruniler için önem arz etse de Roma’nın doğrudan Lübnan’a özel bir önem gösterdiği anlamını vermiyor.

Diğer taraftan, Vatikan’ın Lübnan ziyaretleri de seyrek aralıklarla gerçekleşiyor. Nitekim, Papa Francis’ten önceki son Lübnan ziyareti 2012 yılında Papa Benedictus tarafından yapılmıştı. Ancak Maruni Kilisesinin papalıkla olan ilişkisi de en az Fransa’yla olan ilişkisi kadar eski. O nedenle ziyaret, ikili ilişkilerin gücünü göstermek açısından önemli. Ayrıca Papa Francis’in Patrik Rai gibi uluslararası yardım çağrısında bulunması da önemli. Ancak ülkedeki iç siyasi dinamiklerin yalnızca Maruniler cephesinde seyretmiyor olması Papa ziyaretinin etkisinin beklenenin altında kaldığını gösterdi. Çünkü ziyaretin yapıldığı tarihlerde Lübnan’daki yakıt krizinin İran tarafından çözüleceğine dair yapılan girişimler ve yine Başbakan Hariri’nin hükümet kurma görevini bıraktığına dair yaptığı açıklamalardan dolayı oluşan siyasi gündem, Papa ziyaretinin etkisinin kırılmasına neden oldu."