‘Maksimum Baskı’ politikasının eksikleri

Amerika merkezli National Interest dergisinde yayınlanan bir makalede Trump'un İran'a yönelik uyguladığı 'Maksimum Baskı' politikasına ilişkin çarpıcı değerlendirmelere yer verildi. Makale 'Maksimum Baskı' politikasının İran ekonomisi, dini rejim, İran Devrim Muhafızları Ordusu üzerindeki etkilerine yer verildi.

Yaptırım boşlukları kapatılmalıdır. Neyse ki, uygulanan yaptırımlar İran halkına zarar vermeden rejime uygulanabilecek şekilde ayrılabilir.

Trump yönetiminin İran'a karşı "maksimum baskı" kampanyasına başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun İran rejiminin tutumunu değiştirmesi için 12 talepte bulunalı neredeyse iki yıl oldu.

Beyaz Saray’ın İran’a uyguladığı ‘Maksimum Baskı’ politikasının sonuçları yıkıcı oldu. İran ekonomisi resesyon ile karşı karşıya, enflasyon yükselişte ve İran’ın riyalinin değeri her geçen gün düşüyor. En büyük İran banknotunun (100 bin) değeri resmi oranlara göre sadece 2,5 dolar. Sokaklarda ise daha düşük seviyelerde. Hiperenflasyonun psikolojik korkusunu atlatmaya çalışan İran rejimi, piyasaya bir milyon riyale kadar olan “banka çeklerini” sürdü.

Dış politika ve savunma politik futbol topları haline geldikçe, Trump’un Kongrede İran politikasına karşı tepkiler artıyor. ‘Maksimum Baskı’ politikası asla işe yaramaz diyenler aslında tarihi görmezden geliyorlar. Peter W. Rodman’ın 1981 yılında The Washington Quarterly’de kaleme aldığı makalesinde işaret ettiği gibi ‘Maksimum Baskı’ politikası İran’ı 1979’da rehin alınan Amerikalıların serbest bırakılmasına zorlamış ve rehinler serbest bırakılmıştı. Daha sonra, 1988'de devrimci lider Ayetullah Humeyni, İran'ın ekonomik izolasyonunun muazzam baskısı altında, İran-Irak savaşında ilk kez altı yıl önce teklif edilen ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Tabii ki haklıydı.

‘Maksimum Baskı’ politikasının en önemli hataları, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (İDMO) yıkmak için herhangi bir stratejiden yoksun olması ve eksik kalmasıdır. Beyaz Saray İDMO’yu öncelikle ABD kuvvetlerini yurtdışına iten ve Orta Doğu'daki ABD müttefiklerini hedef alan bir terörist varlık olarak görse de asıl odak noktası 2007'den bu yana o dönemki İDMO şefi Muhammed Ali Caferi'nin ABD güçlerinden ziyade İran halkının rejime yönelik birincil tehdit oluşturduğunu ifade etmesiyle değişti. İDMO birleşik ve güçlü kaldığında karışıklık reformunun işe yarayabileceğine veya rejim değişikliğinin gerçekleşebileceğine inanmak zor bir düşünce. Eğer ki Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve İran koordinatörü Brian Hook stratejilerini hızlandırmak isterlerse, İDMO içerisindeki ayrışmaları daha da derinleştirmek için kullanabilecekleri pek çok yumuşak strateji var.

Diğer taraftan azami baskı kampanyasında, birçok yaptırım boşlukları da varlığını sürdürüyor. Neyse ki, uygulanan yaptırımlar din baskı altında ezilen İran halkına zarar vermeden rejime uygulanabilecek şekilde ayrılabilir. ABD’nin yaptırımları İDMO ve İran ekonomisinin belki de yüzde 40’ı üzerinde o kadar etki yarattı ki, şimdi Iraklı Şii milisler İDMO’yu sübvanse ediyor. Beyaz Saray ve Hazine Bakanlıkları, İran destekli bazı milis gruplara terör ve insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım uygularken, İDMO’yu dolayısıyla İran’ı sübvanse eden Irak’taki Şii milislere yönelik pek bir şey yapmadı.

Dini rejim, İran sınırları içinde Washington’un göz ardı ettiği sektörlere İDMO’nun askeri yeteneklerini artıracak yatırımlar yapıyor. Örneğin, İranlı mühendisler on yıldan uzun bir süredir nano-teknoloji üzerine çalışıyorlar ve giderek daha önemli adımlar atıyorlar. İslam Cumhuriyeti'nin nano-teknoloji genel merkezi sekreteri Saeed Sarkar, geçtiğimiz günlerde iç pazarda nano-teknoloji ile ilgili 610 ürün olduğunu ve ilaç, inşaat, tekstil, otomotiv, petrol, gaz, petrokimya ev aletleri sektörlerinin de dahil olduğu 15 ayrı İran endüstrisinin nano-teknoloji kullandığını bildirdi. Sarkar ayrıca, İran’ın 45 ülkeye nano-teknoloji ihraç ettiğini de iddia etti. Çin aktif olarak İran sanayisine yardımcı oluyor. Diğer taraftan İran'ın karbon fiberler üzerindeki çalışmaları, İslam Cumhuriyeti'nin daha hafif ve daha gelişmiş insansız hava araçları ve belki de daha gelişmiş santrifüjler inşa etmesini sağladı.

Daha yakın zamanlarda, Tahran hükümeti, çoğu katalizör, mıknatıslar ve petrol endüstrisinde benzersiz endüstriyel uygulamalara sahip nadir toprak elementlerini (Elementlerin Periyodik Tablosundaki 15 lantanitin yanı sıra skandyum ve yttrium) ayıklamak için çalışmalar başlattı. İran hükümeti başarılı olursa, sadece giderek azalan sabit para biriminden tasarruf etmekle kalmaz, aynı zamanda yaptırımların etkisine daha iyi karşı koyabilmek için kendi endüstriyel kapasitelerini de geliştirebilir.

ABD'nin İslam Cumhuriyeti'nin nükleer hırsları ve balistik füze çalışmalarıyla ilgili endişeleri manşetlerin konusu olabilir, ancak İran'ın sanayisi daha geniştir ve diğer yüksek teknoloji sektörlerinden gelen uygulamalar da İran'ın programlarını artırabilir. Bugün İran sanayisinin gelişimini görmemek hata olur, çünkü İran yönetiminin yarın konuşlandırmak veya ihraç etmekte tereddüt etmeyecekleri asimetrik yeteneklerin temelini oluşturuyor. İran'ın yeni nesil askeri-endüstriyel hırsının yapı taşlarını baltalamanın zamanı geldi.

 ***National Interest'ten İntell4 tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.
*** Makale İntell4 editöryal politikasını yansıtmayabilir