Mezhepçilik Lübnan'ı ekonomik çöküşe sürüklüyor

Beyrut patlamasının hemen öncesinde girdiği ekonomik darboğazdan çıkamayan Lübnan, mezhepçiliğin getirdiği ayrışma ile adım adım ekonomik çöküşe sürükleniyor. Bankaların kapatılması ile birlikte halkın tepki artarken önümüzdeki günlerde Lübnan’ı neler bekliyor?

Yaşanan iç savaşın ardından geçen 30 yıllık sürede Suriye işgalinin izlerini taşıyan Lübnan halkı, toplu göç, siyasi sistemlerin getirdiği ayrışma ve mezhepçilik ile girdiği pandemi döneminde Beyrut Limanı’nda yaşanan patlama ile bir kez daha sarsıldı.

Ülkede, mezhep temelli siyasi sistemden faydalanarak uzun yıllar iktidarda kalmayı başaran siyasiler, bölücü söylemlerden bireysel rant devşirirken, Lübnan’daki istikrarsızlık neredeyse kalıcı hale geldi.

Lübnan, kamu fonlarının kötü yönetiminden de kaynaklanan ekonomik krizin de etkisiyle, uluslararası tahminlerin hemen hepsini doğrulayacak biçimde bugün çöküş noktasına geldi.

Oysa, Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Lübnan, küresel ekonomik bir güç olarak yeniden doğmuş ve 1950’lerden 1970’lere kadar uzanan süreçte bankacılık sistemine yapılan yatırımlar ile Orta Doğu’nun önde gelen ülkeleri arasındaki yerini kısa sürede almıştı.

Bankacılık sisteminde görülen çatlaklar ülkenin ekonomik çarklarının doğru yürütülmesi ile egale edilirken, Lübnan ekonomisi iki yüz yıl boyunca yakın temasını sürdürdüğü Fransız sömürge idarecileri tarafından da desteklenen Maruniler tarafından domine ediliyordu.

Ülkedeki dini gruplar arasındaki çatışmaların da bir yandan körüklenmeye devam ettiği bu süreç, 1975’te iç savaşın patlak vermesi ile zirveye ulaştı.

Lübnan’da iç savaş ve işgal yıllarının sürecinde yapılması başarılan seçimlerin kazananları ise Suudi Arabistan, İran ve Suriye’nin ülkedeki nüfuzunu artırmak için açıkça iş birliği yapmış, 1970 ve 80’lerde komşularının ölümünde bizzat sorumlu olan savaş ağalarının kazanışmış çıkarları ile birlikte statükolarını da korumalarına katkı sağlamışlardı.

Ülkedeki ekonomik kriz, 1990’lar ve 2000’li yıllarda yavaşladı. Dış kredilerin yarattığı istikrarlı bir ekonomi yanılsaması ise Lübnan’ın çökmekte olan sosyal hizmetlerini gölgelemeyi başardı.

Oysa halkın yaşadığı kritik alt yapı yetersizliği, sağlık sistemindeki kötüleşme, elektrik, su, petrol gibi temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün zorlaştı.

Cumhurbaşkanı Michel Aoun tarafından kurulan zayıf ve başarısız hükümetler döneminde yaşanan facialar ise 2019 yılında tam bir felakete dönüştü. Para birimi dolar karşısında hızla değer kaybetti ve son birkaç yılda yüzde 160 gibi baş döndürücü bir enflasyon oranıyla Lübnan halkının yüzde 70’inin yoksulluk içinde yaşamasına neden oldu.

Beyrut Limanı’nda yaşanan patlama öncesinde koronavirüs (Covid-19) pandemisinin ağır ekonomik koşulları ile mücadele etmeye çalışan Lübnan halkı, hukukun işlevsiz hale geldiği dava sürecinin ardından gelen bankaların kapatılması kararı ile baskınlara başladı.

Lübnan hükümeti, sivillerin bankalardan ve ATM'lerden dolar çekmesini kısıtlama kararı aldı. Daha da kötüsü, ABD Doları cinsinden birikimi olanlar, ülkede yaygın olan zimmete para geçirme ve yolsuzluk nedeniyle birikimlerinin hala hesaplarında olup olmadığını bile bilmiyor.

Uluslararası şirketlerden ve hayırseverlerden gelen yatırımlar, kamu görevlilerinin fonları uygun şekilde tahsis edeceğine dair güven eksikliği nedeniyle Lübnan’ı pas geçti.

ABD’nin terör listesinde yer alan Hizbullah’ın etkin olduğu Lübnan’a yönelik yaptırımlar ise krizin derinleşmesinde önemli rol oynadı.

Tüm bu nedenlerle, artan ekonomik umutsuzluğun Lübnan'da mezhepçiliği yeniden alevlendirmesi ve geçtiğimiz yıl silahlı Şii milislerin başkentteki Hristiyan mahallelerine saldırması kimeye sürpriz olmadı.

Julian McBride, Geopolitical Monitor’de yer alan makalesinde, Lübnanlı milletvekillerinin kamu fonlarını ve halkın birikimlerini zimmetlerine geçirmek için Batılı ülkeleri ve Arap ülkelerini kullanmaya devam ettiklerini iddia etti.

McBride, uluslararası hukuktaki bir boşluktan faydalanan söz konusu vekillerin, BAE, Kıbrıs ve İsviçre gibi ülkeler üzerinde fonların aklandığını vurgulayarak, Lübnan’daki mezhepçiliğin arkasına sığınan yetkililerin, hesap vermesinin de güçleştiğine dikkat çekerek, “İç savaşta yer alan aynı savaş ağaları, hırsızlar ve uyuşturucu kaçakçıları şimdi Lübnan'ı yönetiyor ve suçlanmaktan ve hesap vermekten kaçınmak için siyasi partilerinin ve dini mezheplerinin arkasına saklanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Ait oldukları dini cemaatler dolayısı ile bankacılık sisteminin standart bir düzene oturtulamadığı Lübnan’da, hukukun düzenlenmemesi halinde derinleşecek insani kriz ile birlikte devletin çöküşü de kaçınılmaz olacak.