Libya’da barış sürecini bekleyen tehlikeler

Birleşmiş Milletler aracılığıyla düzenlenen Libya Siyasi Diyalog Forumu, ülkede yürütme otoritesi temsilcilerini seçme mekanizmasını oluşturmak adına görüş birliğine vardı.

Geçtiğimiz günlerde Libya’da Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla düzenlenen Libya Siyasi Diyalog Forumu, ülkede yürütme otoritesi temsilcilerini seçme mekanizmasını oluşturmak adına görüş birliğine vardı. Özellikle Kasım ayının başlarında, Libya’da farklı tarafların bir araya getirilmesine yönelik çabalar, uluslararası basında ve kamuoyunda da gözle görülür hale gelmeye başladı. Libya’da genel seçimlerin Libya Siyasi Diyalog Forumu çatısı altında, ülkenin bağımsızlık gününün yıldönümüne tekabül edecek olan 24 Aralık 2021’de düzenlenmesi kararlaştırıldı.

Başkanlık konseyinin Libya’da genel kurmay başkanı, devlet kurumları atamaları gibi pek çok kritik yetkiye sahip olacağı düşünüldüğünde, seçilen kişiler konusunda titiz olunması gerektiği ortada.

Darbeci Halife Hafter’in süreci baltalama arzusuna ve Cenevre’de 19-23 Ekim’de düzenlenen 5+5 Ortak Askeri Komite toplantıları sonucunda Libyalı taraflar arasında mutabık kalınan kalıcı ateşkes anlaşmasını ısrarla bozmaya çalışmasına rağmen, başta Libya halkı olmak üzere, çatışmaların ilk gününden beri sürecin içinde yer alan yerel ve uluslararası aktörlerin bir kısmı bu sürecin arkasında duracaklarını ifade ettiler.

Türkiye’nin, Libya’nın BM nezdinde tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne verdiği meşru desteğiyle Hafter üzerine kurdukları denklem altüst olan bu ülkelerin Libya’daki sicilleri ve Hafter’le olan işbirlikleri, onları yeni süreçte çok alternatifli bir denkleme girmeye mecbur kılmış görünüyor.

Son olarak 30 Ocak’ta BM tarafından Libya’da ülkeyi seçime götürecek olan üç kişilik başkanlık konseyi ve başbakanlık pozisyonları için başvurusu kabul edilen kişilerin isimleri yayımlandı. Başkanlık konseyine seçilecek 24 kişiden üç isim ve başbakanlık pozisyonu için ise 21 kişi arasından seçilecek olan geçiş hükümeti başbakanıyla ülkenin seçime gitmesi planlanıyor. Bu bağlamda İsviçre’deki görüşmelere katılan kişiler, BM himayesinde, önümüzdeki hafta bu kişileri belirlemek için oylamaya katılacak.

Her ne kadar bu süreç başından beri Libya’da barışın tesisi adına önemli bir hamle olarak görülse de, ülkede pek çok kesim şu an bu pozisyonlara seçilecek kişilerin yeni çatışmaları tetikleyebileceğinin farkında. Bunun en bariz güncel örneklerinden biri ise darbeci general Hafter’in uzun soluklu destekçisi olan Akile Salih’in başkanlık konseyine yaptığı müracaatın BM tarafından onaylanması ve kendisinin de bu listede yer alması.

Libya’daki pozisyonu ve aktiviteleri uzun zamandır şaibeli bulunan, içlerinde BM ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin de bulunduğu uluslararası aktörler, Libya’daki yeni siyasi sürece nasıl ekleneceklerinin hesaplarını çoktan yapmaya başladılar. Fransa ve Mısır Libya’daki politik sürece yönelik fırsatçı yaklaşımlarıyla darbeci Hafter’in en azılı destekçilerinden Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’dan bir noktada ayrılıyorlar. Fakat bunun onlar adına aslında bir mecburiyete tekabül ettiğini söyleyebiliriz. 

Fransa, Rusya, BAE ve Mısır gibi ülkelerin Libya’daki yıkıcı rollerini böyle kısa bir analizle anlatmak mümkün olmasa da, sadece son yıllarda göze çarpan, bilhassa son zamanlardaki barış görüşmelerine rağmen devam eden pek çok olay, bu ülkelerin Libya konusunda söz söyleyecek en son aktörler dahi olmadığını gözler önüne sermeye yeterli olacaktır.

FRANSA, MISIR, BAE VE RUSYA’NIN LİBYA’DAKİ İLLEGAL FAALİYETLERİ 

İlk olarak 2016’da Bingazi’de düşen bir helikopterde bulunan, Hafter’e destek sağlayan, kılık değiştirmiş üç Fransa ajanına dair soru işaretleri uluslararası toplumun dikkatini çekmişti. Macron yönetiminde Fransız dış politikasının mimarı olarak bilinen Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın UMH’ye yönelik Mısır’ın düzenlediği hava saldırılarına aleni destek açıklamasından 2019’da ABD’nin sadece yakın müttefiklerine temin ettiği, tanesi 170 bin dolar değerinde olan anti-tank füzelerinin Hafter’e verildiğini ve bunu Fransa’nın gerçekleştirdiğini ortaya çıkaran Pentagon soruşturmasına kadar, Paris yönetimi pek çok açıdan Libya’da karanlık bir sicile sahip. 

Pek çok medya kuruluşunun da daha evvel gözler önüne serdiği üzere, Fransa Hafter’e istihbarat sağlayan, onun milislerine eğitim verip silah desteğinde bulunan bir ülke konumunda.

Her ne kadar Halife Hafter bu süreçte seküler söylem ve tutumlarıyla ve DEAŞ karşıtı mücadele görüntüsü altında Fransa, Mısır ve BAE gibi ülkeler tarafından desteklendiyse de, darbeci general Hafter’e bağlı silahlı militan gruplarının yapısı, kendisinin ve ona bağlı bu güçlerin savaş suçlarının ne boyutlara ulaşabileceğini açıkça gözler önüne seriyor.

Sözde seküler olan Hafter’in silahlı güçleri bilindiği üzere, Tarhuna’da bulunan toplu mezarlardan sorumlu olduğu düşünülen bölgede etkin Kaniye ailesini, Putin’in yakın arkadaşı olarak bilinen Yevgeny Prigozhin tarafından el altından yönetilen Wagner silahlı unsurlarını, Sudan’da pek çok savaş suçuna karışmış ve “Hemedti” olarak bilinen Muhammed Hamdan Dagalo’nun liderliğindeki Cancavid militanlarını ve hatta Hafter’e karşı gelmeyi “şirk” sayan bazı silahlı selefi grupları da içeren karanlık bir yapıdan oluşuyor.

Bu husus göz önüne alındığında, henüz 2020’nin Aralık ayı sonuna doğru ortaya çıkan bir diğer gelişme ise Fransa’nın Libya politikasındaki ikiyüzlülüğünü ve darbeci Hafter’in savaş suçlarına ne denli ortak olduğunu bir kez daha gözler önüne serecek nitelikteydi. Buna göre, bir süredir Suriye rejimi, Rus Wagner silahlı askerleri ve Suriye’deki silahlı gruplar üzerinden, içlerinde eski DEAŞ mensuplarının da olduğu ortaya çıkan, Rusya’nın Libya’ya yaptığı askeri sevkiyatlar, iddialara göre Suriye merkezli özel bir havayolu firmasıyla, Şam’dan Bingazi’ye düzenlenen uçuşlarla gerçekleşti.

Hafter’i tahkim amaçlı düzenlenen bu sevkiyatlarda Fransa ve BAE’nin ise önemli bir rolü var. Zira Bingazi’de bulunan Benina uluslararası havalimanı, UMH’nin BM Özel Temsilcisi Cuma el-Gamati’nin de geçtiğimiz günlerde belirttiği üzere, Hafter’e bu ülkelerin sağladığı destekte kilit öneme sahip. 

Rusya’nın bu iki havalimanını ve Şam merkezli özel havayolu firmasını kullanarak yaptığı bu operasyon ise iddialara göre Benina havalimanı ve çevresinde yıllardır nüfuzu bulunan Fransa ve BAE tarafından görmezden geliniyor.

Buna ek olarak, BAE’nin bu sevkiyatları ve paralı askerleri fonladığını, UMH temsilcileri de defaatle belirtmiş durumda. Hatırlanacağı üzere, UMH lideri Fayiz es-Serrac daha önce Fransa’yı Hafter’i, yani bir diktatör ve darbeciyi desteklemesinden dolayı eleştirmişti.

BAE’ye, yani darbeci Hafter’in sürecin en başından beri en büyük destekçilerinden olan bir diğer ülkeye gelinecek olursa, BAE’nin de Libya iç savaşında sicili en az Paris’inki kadar kabarık. BAE’nin finansal fonlamaları, Trablus’a yapılan hava saldırılarında kullanılan Wing Loong II insansız hava araçlarını darbeci Hafter’e sunması, Rus yapımı Pantsir hava savunma sistemlerini Garyan kasabası yanındaki kritik öneme sahip Cufra üssüne yerleştirmesi, 2017’den beri Hafter’e destek amaçlı inşa ettiği askeri üsler, geçtiğimiz sene Nisan ayı içinde 5 milyon dolar değerindeki 11 bin ton uçak yakıtını gizlice Hafter’e temin etmesi, bu kabarık sicilin sadece bir kısmı.

BAE’nin içinde olduğu ortaya çıkan en dramatik olaylardan biri ise hatırlanacağı üzere 4 Ocak 2020’de gerçekleşmişti. Trablus’taki UMH’ye bağlı askeri bir akademide eğitim gören 15-16 yaşlarındaki 50 silahsız çocuğa karşı darbeci Hafter tarafından düzenlenen drone saldırısında onlarca masum, silahsız Libyalı genç öldürüldü. Ortaya çıkan raporlara göre, saldırıda BAE’nin Hafter’e temin ettiği dronelar kullanılmıştı.

Her ne kadar bu sırada Mısır ve Fransa gibi ülkeler siyasi sürece vurgu yaparak strateji değiştirseler de, BAE Paris ve Kahire’nin aksine, son dönemde politik sürece ve Libya’nın siyasi geleceğine dair kesin fikirlerini belirtmekten kaçınıyor. Daha evvel Arif en-Nayid gibi Libya’nın sosyolojik yapısına uygun olduğunu düşündüğü, kendisine yakın isimleri siyasi sürece de hazırlayabileceğine dair pek çok yorum yapılan BAE, şu an bu stratejisinden uzak bir şekilde, Hafter’i Rusya ile beraber finansal ve askeri olarak tahkim etmeye hız kesmeden devam ediyor.