Kuzey Afrika’nın göz bebeğinde çıkar savaşları 

Kuzey Afrika'nın stratejik öneme sahip ve başta petrol olmak üzere yeraltı kaynakları açısından zenginliğiyle iştah kabartan Libya’da 8 yıldır sular durulmuyor. Arap Baharı’nın ardından Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle iç karışıklığa evrilen Libya’daki olaylar, sadece hükümranlık savaşı mı, yoksa dünyadaki baş atların bilek güreşi mi?

Kuzey Afrika’nın göz bebeğinde çıkar savaşları 

Neşat Ergül – Intell4

Libya’daki Kaddafi sonrası gelişmeleri, ülke petrolünü kontrol etme savaşını ve Kuzey Afrika’nın Doğu Akdeniz’e de kıyısı bulunan önemli topraklarında kimler ne arıyor? “Demokrasi getireceğiz” denilerek yıkılan ve harap olan Libya’nın bu günkü halini ve ülke üzerinde oynanan oyunları sizler için derledik.

Avrupa'ya yakınlığı, önemli petrol rezervleri ve Kuzey Afrika bölgesinin istikrarı için stratejik önemi ile Libya'da devam eden karışıklık, endişe kaynağı. Ülkede bölgesel çıkarları bulunan küresel güçlere vekalet eden rakip konumundaki oluşumlar, Libya’yı istikrarsızlaştırmaya ve toprak bütünlüğünü engellemeye devam ediyor.

2011 yılında düzenlenen bombardımanda ülke 14 milyar dolar zarara uğradı. Kaddafi sonrası ülkedeki hastanelerin yüzde 44’ü faaliyet göstermiyor. 435 bin Libyalı iç göçmen durumuna düştü. Sadece 2016 yılında 100 bine yakın Libyalının Akdeniz’i aşarak İtalya’ya gittiği iddia ediliyor. Gayrisafi yurtiçi hasılası yarı yarıya düşerken petrol üretimi 4’te bir oranında azaldı.

Arap Baharı'nın ve Kaddafi'nin devrilmesinin ardından Libya’da halk ile rejim güçleri çatışıyor. Ülkede 2011 yılından bu yana siyasi bir birlik sağlanamadı. Libya’nın doğu kısmında Mısır sınırına yakın bölümde Tobruk yakınlarındaki General Halifa Hafter yönetimindeki Temsilciler Meclisi (TM) ile merkezi Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) siyasi temsil açısından ön plana çıkıyor.

İNFOGRAFİĞİ TIKLAYARAK İNDİREBİLİRSİNİZ...

Trablus merkezli UMH’yi başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve uluslararası kurumlar tanıyor ve meşru kabul ediliyor.

Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ise başta Körfez ülkeleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Rusya ve Fransa tarafından destekleniyor. Bu iki oluşumun yanında halk arasında küçük fakat örgütlü muhalif oluşumlar da ülke geleceğinde söz sahibi olabilmek için faaliyet yürütüyor.

KADDAFİ’NİN “CIA AJANI” DEDİĞİ HAFTER

Temsilciler Meclisi’nin başındaki General Halifa Hafter, Rusya’da askeri eğitiminin ardından Kaddafi’nin ordusuna katıldı. Fransa’nın desteklediği Çad güçlerinin 1990 yılında mağlup ettiği Hafter, Kaddafi’nin gözünden düştü ve CIA ajanı olmakla suçlandı. ABD’ye sürgüne gönderilen Hafter’in, CIA’nın kontrolünde 21 yıl Kaddafi’nin devrilmesine çalıştığı öne sürülüyor. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH), Hafter’in saldırılarını durdurması üzerine Türkiye’nin UMH’yi desteklediğini iddia eden Hafter, bölgede çalışan 6 Türk’ün geçtiğimiz haziran ayında bir süre alıkonulması olayının da emrini vermişti. Libya’da 2011’den 2017’ye kadar çok sayıda grup ve aşiret ayrı ayrı bölgelerde hüküm sürüyordu.

Afrika’nın en zengin petrol yataklarına sahip Libya, 2011 tarihinden önce günde yaklaşık 1,6 milyon varil petrol üretmekteydi. Ayrıca Libya Afrika’da dördüncü en büyük doğalgaz rezervine sahip ülkesiydi. 54,6 trilyon metreküplük doğalgaz rezervi ve yıllık 590 milyar metreküpe yakın üretimi vardı. Greenstream boru hattının kurulmasından sonra Libya’daki doğalgazın önemi Avrupalı devletler için daha fazla önem kazandı. 2017’de Libya Ulusal Ordusu yönetimindeki General Hafter, Libya’nın yüzde 60 petrol ihracat kapasitesine sahip Bingazi’de bulunan Sidra ve Ras Lanuf petrol limanlarını ele geçirdi. Libya’nın günde 300 bin varil üretim sağlayan Sharara petrol sahasının ve günde 90 bin varil üretim sağlayan El-Feel petrol sahasının bölgedeki diğer gruplardan alınmasıyla yeniden petrol üretimine başlandı. Yeniden üretime geçirilen petrol sahaları ile Libya’nın petrol üretimi yeniden günde 490 bin varillere çıktı.

VEKALET SAVAŞLARI

2017 yılına gelindiğinde iç karışıklık Libya’yı üç ana eksenli bir değişikliğe sürükledi. Birincisi Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti, bir diğeri Temsilciler Meclisi’nin başında olan Hafter grubu ile öteki de El Kaide ve IŞİD çizgisindeki örgütlerin oluşturduğu yapı.

Aynı yıl Fas’ta düzenlenen kongrenin ardından bütün oluşumları içine alan bir hükümet kurulmak istense de çok uzun ömürlü olmadı ve Libya yeniden iç karışıklığa sürüklendi. ABD, 2011’de Bingazi’de diplomatlarının öldürülmesinden sonra bölgeyi uzaktan seyretme kararı alırken, Fransa, İtalya, Körfez ülkeleri ve Mısır, ülkedeki zenginliklere özellikle petrole göz dikti.

Ülkenin karmaşadan kurtulması adına girişimde bulunan ve dertlenen çok az sayıda ülke varken, çıkar derdine düşen ABD ve Rusya’nın başını çektiği ülkeler, Libya’da vekalet savaşlarıyla istikrarın oluşmasına çomak sokmaya devam etti.

Bu süreçte Libya’nın sorununun ele alındığı bir konferans düzenlendi. Bu konferansta, BM’nin 2019’un ilk ayında ulusal uzlaşı konferansı ve ilkbaharda seçim düzenlenmesini öneren yeni planına destek çıkıldı. Ancak Fransa ve ülkenin eski sömürgecisi İtalya’nın çıkar kavgaları konferansta ayak oyunlarına neden oldu.

İtalya’nın Fransa’yı devre dışı bırakma adına Palermo kentinde düzenlenen konferans, önemli bir restleşmeye de sahne oldu. Mısır’ın darbeci lideri Addulfettah el Sisi’nin katıldığı konferansa, paralel gayri resmi bir toplantı daha düzenlendi. Türkiye heyeti toplantıdan çekilirken, açıklamalarıyla Türkiye ve Katar ile aynı masaya oturmayacağını deklare eden darbeci General Hafter bu toplantının koltuklarından birine yerleşmişti.

HAFTER’E EL ALTINDAN DESTEK

Bu toplantının ardından General Hafter, siyasi oluşumuna meşruiyet kazandırmak için petrol rezervlerinin bulunduğu bölgeleri kendi kontrolü altına alarak dünyaya, “Masaya benimle oturacaksınız” mesajı vermek istedi. Anlaşılan Hafter’e, “Petrol sahalarını ele geçir, biz sana destek oluruz. Petrol sahalarını ele geçirmenin ardından biz seni uluslararası arenada tanıtmak için elimizden geleni yaparız” mesajı verilmişti.

Önce Fransa, ardından Rusya’yı arkasına alan Hafter, daha sonraki Suudi Arabistan ziyaretinin ardından Trablus operasyonunu başlattı. Petrol sahalarını elinde tuttuğu için birçok ülke tarafından silah, para ve asker yardımı yapılmasına rağmen Hafter, 8 ay önce başlattığı saldırıya rağmen halen Trablus’a diş geçiremedi. Trablus’u alarak uluslararası kamuoyunda kabul görmek isteyen Hafter’in bu amacına ulaşıp ulaşamayacağı hala belirsizliğini koruyor.

Son günlerde Hafter'e bağlı birlikler, Trablus'u ele geçirmek için "Cuma Zaferi" adında bir harekat düzenledi. Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne (UMH) bağlı birliklerin sözcüsü Muhammed Kanunu, Hafter birliklerinin bu girişimini boşa çıkardıklarını açıkladı. Operasyonlar sırasında Hafter'e ait bir savaş uçağının düşürüldüğü bilgisini veren Kanunu, böylece düşürülen uçak sayısının 15'e yükseldiğini aktardı.

UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa da yaptığı açıklamada, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Hafter'e Rus şirketi ve Sudan'daki Cancavid milislerinden oluşan paralı askerlerle destek verdiğini duyurmuştu.

LİBYA’DAKİ SON DURUM

Bugün Libya'da birden fazla yönetim bulunuyor. Bunlardan birisi ülkenin doğusunda, Mısır sınırına yakın Tobruk'ta bulunan Temsilciler Meclisi ve diğeri de Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti.

Öte yandan IŞİD'in 2015'te varlığını hissettirdiği ülkede, örgüte bağlı savaşçılar Kaddafi'nin doğum yeri olan Sirte kentini ele geçirdi. Ancak Türkiye'nin de desteklediği Misratalı güçler, IŞİD'i aynı yıl içerisinde ortadan kaldırdı. Merkezi Trablus'ta bulunan Ulusal Mutabakat Hükümeti, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere Türkiye, Avrupa Birliği ve uluslararası kurumlarca meşru kabul ediliyor ve destekleniyor. Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ise Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya'dan destek buluyor.

KİM KİMİ DESTEKLİYOR?

Türkiye ve BM başta olmak üzere uluslararası toplumun tanıdığı UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz El Serraç’ın ötesinde ABD, Fransa, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır ile Rusya'nın Hafter'i desteklediği aşikar. Kaddafi’nin devrilmesinde Fransa ile NATO’nun müdahalesine onay veren ABD, IŞİD ile mücadele adı altında önceleri her iki grubu destekledi. Ancak Trump’ın başkan olmasının ardından ABD, Körfez ülkelerinin sermayesiyle desteklenen lobi faaliyetleri çerçevesinde Hafter’in başını çektiği grubun yanında yer aldı.

Hatta, Washington Post gazetesinde yer alan bir haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hafter ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesi, Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nda şaşkınlıkla karşılandı. Bu telefon görüşmesinin Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin ABD ziyaretinden birkaç gün sonra gerçekleşmesi ise dikkat çekici olarak bulundu.

ABD’’de Hafter için lobi faaliyetleri yürüten bir şirketin finansının da Körfez ülkelerince sağlandığı da çok bilinen bir sır olarak karşımıza çıkıyor. Hafter’in Trablus’u alma girişiminin ardından İngiltere’nin saldırıların durdurulması yönündeki önerisi, hem ABD hem Rusya tarafından BM Güvenlik Konseyi’nde veto yedi. Görüleceği üzere, her ne kadar dünyanın kaynaklarının paylaşımı konusunda birbirlerinin ayaklarına basmadan politikalar üreten iki “Baş At” ABD ve Rusya, tıpkı Suriye’de olduğu gibi kendi çıkarları doğrultusunda zımmi ittifaklık kurarak emellerine ulaşmaya çalışıyorlar.  

2011 yılındaki Bingazi saldırısı sonrası Libya politikasını durağanlaştıran ABD, Rusya’nın bölgedeki etkinliğini artırma çabalarının ardından yeniden söz sahibi olabilmek için harekete geçti. ABD, Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu kırma açısından ülkedeki tüm bileşenler ile görüşerek ortak bir yol bulma çabalarına girdi. ABD Başkanı Trump’ın bu konuda Dışişleri Bakanlığı’na yeni bir yol haritası belirlemesi için yetki verdiği de söyleniyor.

RUSYA, BÖLGEDE BOY GÖSTERİYOR

Rusya ise 8 yıl önce Muammer Kaddafi’nin 42 yıllık devrinin sona erdirilmesine yönelik NATO müdahalesine karşı çıkan ülkelerin başında geliyordu. Buna rağmen Rusya, BM’nin de tanıdığı meşru hükümete karşı bugün gelinen noktada Hafter tarafında saf tutuyor.

Suriye’de sıcak denizlere inme hayallerini gerçekleştirmek için bulunan Rusya, Doğu Akdeniz kıyıları boyunca kendi kontrol edeceği liman bağlantılarını hayata geçirmek, siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik ve kültürel etkisini arttırmak istiyor.

Bölgesel planları doğrultusunda ABD ile bilek güreşine giren Rusya, Mısır ile olan askeri ilişkilerini genişletip, Libya ve Hürmüz Boğazı’ndaki varlığını etkinleştirmeye çalışıyor.

Libya’da büyük çıkarlar elde edebilecek olan Rusya, öncelikle Suriye’nin ardından Akdeniz’de de askeri bir mevzi sahibi olacaktır. Özellikle Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları bakımından da Rusya, Libya’daki konumu itibarıyla söz sahibi olabilir.

Fransa ise hem askeri hem de diplomatik olarak Hafter’e desteğini sürdürürken, Hafter yaptığı açıklamada, Fransa’nın Libya’nın nimetlerinden faydalanma hakkının bulunduğunu inkar etmiyor.

Fransa'nın, BM'nin en yüksek karar alma organı BM Güvenlik Konseyi üyesi olmasına rağmen, BM tarafından tanınan UMH yerine Hafter’i desteklemesi, milyarlarca dolarlık silah ticaretinin de bir parçası.

Mısır'da Sisi’nin yaptığı darbeyi örnek kabul eden General Halife Hafter, BAE tarafından da mercek altına alındı. 2014 yılındaki kalkışmanın ardından Hafter ile yakın ilişkiler geliştiren BAE, Hafter’in Libya’nın tamamının, tüm kaynakların kontrol altına alınmasına koşulsuz destek sağlıyor. Sadece BAE değil, onunla ittifak halindeki diğer Körfez ülkeleri, Mısır, Çin bile Hafter’e destek olmak için yarışın içinde yer alıyor.

İtalya’da önceden sömürgesi olan Libya üzerindeki etkisini Fransa’ya kaptırmasına rağmen, pastadan pay alabilme adına etkin olabilmek için çaba sarf ediyor.

Libya’nın doğusundan uzun bir sınır komşusu olan Mısır ise General Hafter’i destekliyor. Hafter’i finanse edebilecek gücü bulunmayan Mısır, bunu müttefiki BAE üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Mısır, Hafter’in hakimiyeti altına alacağı olası bir Libya’da üretilen yeraltı kaynaklarından pay almak istiyor.

BM’YE BASKI: HAFTER’İ TANIYIN

Libya’daki sorun sadece kara sınırları içerisindeki zenginliklerden kaynaklanmıyor. Şu sıralarda Doğu Akdeniz tartışması da gündemde. Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 27 Kasım'da "Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası" ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" imzalanmıştı.

Tobruk Merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'e bir mektup yazarak, "BM'nin UMH'nin meşruiyetini tanımayı bırakması ve bunun yerine Tobruk'taki TM'yi tanıması yönünde karar alması" çağrısında bulunduğu belirtildi.

TÜRKİYE İLE LİBYA ARASINDAKİ ANLAŞMA

Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının tespit edilmesiyle beraber bölgenin önemi daha da arttı. Enerji mücadelesine sahne olan Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin, BM’nin de tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti imzaladığı anlaşma, bölgede hak iddia eden diğer ülkelerin çıkarına dokundu.

Doğu Akdeniz’de etki alanı kurmak isteyen Baş At sayısı arttıkça, Libya’daki durumun ne olacağı, kimlerin finanse ettiği yönetimin ülkedeki kontrolü ele alacağı gelecek yıllardaki çıkar açısından önemli hale geldi.

Bu nedenle, Türkiye’nin UMH ile imzaladığı anlaşma büyük önem taşıyor. Türkiye ve Libya arasında imzalanan mutabakat muhtırası, Doğu Akdeniz'de dengeleri değiştirdi. Muhtıranın hayata geçmesiyle, hem Doğu Akdeniz'de olası deniz alanı kaybının önüne geçildi, hem de belirlenen bölgede petrol ve doğalgaz arama/çıkarma çalışmaları konusunda Türkiye ve Libya söz sahibi oldu.

Doğu Akdeniz'deki zengin doğal gaz yatakları, bölge ülkelerinin yanı sıra bölge dışındaki ülkelerin iştahının kabarmasına yol açıyor. İsrail açıklarında 2009'da keşfedilen Tamar, 2010'da keşfedilen Leviathan ve 2012'de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki (MEB) Afrodit sahasında keşfedilen doğalgaz sahaları ile birlikte bir anda bölge ülkeleri, uluslararası enerji şirketleri ve küresel güçler arasında güç mücadelesinin başladığı önemli bir çekim merkezi oldu.

Aralarında Mısır, İsrail, Yunanistan, Filistin, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İtalya ve Ürdün yer aldığı yedi ülke, bölgede hakkı bulunan diğer ülkeleri hiçe sayarak Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu kurdu.

SONUÇ…

Görüleceği üzere, coğrafi keşiflerin getirdiği sömürü ve işgal düzeninin sona ermesi, geçen yüzyıl yaşanan iki dünya savaşının sonuçları dünyayı yeni bir döneme sürüklüyor. Kapitalist yönetimlerini devam ettirmek isteyen dünyanın önde gelen küresel güçlerinin yeni kaynak arayışları, dünyayı bölgesel vekalet savaşları arenası haline getirdi.

Bugün, Arap Baharı adı altında daha özgür bir ülke olacağı vaat edilen Libya’da bu sancılı toprak parçalarından bir tanesi. Bölgesel stratejik önemi, petrol ve yeraltı zenginliklerinin yanı sıra Doğu Akdeniz’de olası denizden çıkarılabilecek enerji kaynaklarının maliki olan Libya, aç gözlü dünyanın üşüşmek istediği bölge olarak iştah kabartıyor.

Bölgeden hisse alma peşine düşen emperyalizm canavarları, karşılarında her yönden güçlü bir devlete tahammül edemeyeceklerine göre, kontrol altında tutabilecekleri küçük ülkelere razı olacaklardır. Libya’yı 42 yıl yöneten Muammer Kaddafi, ABD’nin taciz ve tehditlerine rağmen birliğini ve beraberliğini korumuştu. Bugün gelinen noktada ise her ne kadar Libya’yı bir bütün halinde tutma-görme gayreti sarf ettikleri izlenimi verseler de bölgeye her elini uzatan, “Kaynakları yöneten ülke, bizim tarafımızda olsun” mantığıyla aslında parçalanmanın beklentisini taşıyor. 

Tıpkı daha önce Irak’ta yaptıkları, bugün Suriye’de yapmaya çalıştıkları gibi…