Küreselleşmenin Türk dış politikasına etkisi

Küreselleşme sürecinde teknolojik ilerlemelerle birlikte; insan, hizmet ve mal hareketliliği artmıştır. Karşılıklı bağımlılığın artmasıyla belirsizleşen coğrafi sınırlarla da tehdit algıları değişime uğramıştır.

Küreselleşmenin Türk dış politikasına etkisi

Küreselleşme ile beraber, güvenlik artık sadece askeri değil ekonomik, toplumsal, teknolojik ve çevre gibi konularla da ilgili bir alan haline gelmiştir. Dönüşüm sürecini tetikleyen tehdit algılamalarında yaşanan gelişmeler, güvenlik alanının genişlemesine ve derinleşmesine yol açmıştır. Güvenliğin genişlemesi, güvenlik ile ilgili tehditleri kapsarken, derinleşmesi ise güvenliğin kim için gerekli olduğunu ifade etmektedir.

Güvenlik kavramında yaşanandeğişimin en önemli nedenlerinden biri tehdit algılamasının tek boyutlu yapıdan çıkarak çok boyutlu ve asimetrik bir yapıya evirilmiş olmasıdır.Yeni dönemde, tehdit tanımı şu şekilde özetlenebilir: “bir devletin sınırları içerisinde ikamet edenlerin hayat kalitesini aniden veya belirli bir zaman sürecinde esaslı bir şekilde düşüren ya da bireye, devlete veya devlet-dışı aktöre ait politik tercihleri kısıtlayan bir davranış veya olaylar manzumesidir”

Küreselleşme ile birlikte, yüzyıllardır sürekli olarak kabul gören devletin güvenliği durumu, bireylerin ya da grupların güvenliği durumu eklenerek büyümüştür. Küreselleşmenin çağdaş güvenlik kavramına etkileri altı başlık altında toplanabilir. Bunlardan ilki silahlanma ile ilgilidir. Artık her türden silahın üretilmesi ve bu silahların tedariki kolaylamış yalnızca
devletler değil devlet dışı gruplar da ileri teknoloji ya da nükleer silahlara sahip olma avantajı kazanmıştır.

İkincisi kimlik konusunda yaşanmıştır. Küreselleşme ile yerel kimlikler ön plana çıkmıştır. Bu da milliyetçilik temelli ulus-devlet anlayışının sarsılmasına neden olmuştur. Dolayısıyla küreselleşme ile güvenlik arasındaki ilişkinin sorgulandığı tartışmalarda kimlik sorunsalı da önem arz etmektedir. Yeni dönemde bireyler kimliklerini daha zengin alanda daha farklı ve zengin bir biçimde ifade edebilmiştir. Teknolojinin uzaklardakilerle de irtibata olanak sağlaması, küresel bir alan oluşturmuştur.

Güvenlik kavramının küreselleşme ile etkilendiği üçüncü konu terörizm alanındadır. 1990’lı yıllardan önce terörizm ikincil düzeyde bir güvenlik sorunu olarak görülmekteydi. 11 Eylül olayları ise terör konusunun yeniden değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Küreselleşme ile ilgili kavramlara “yeni terörizm” kavramı dahil oldu.

Küreselleşmenin sonuçlarından bir diğeri de göç konusudur. Özellikle yasa dışı göç, birçok ülkeye yönelik güvenliği tehdit edici bir engeldir. Göç, ülkelerin demografik yapısını değiştirebilir bu da başka devletler tarafından hedeflerini gerçekleştirmede araç olabilir.

Türk dış politikasına etkiler

Kurulduktan sonra bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne son derece dikkat eden Türkiye için güvenlik meselesi dış politikasını belirleyen en önemli unsur olmuştur. Soğuk Savaş'ın ardından yaşanan küreselleşme dalgası, Türk dış politikasında da değişmelere yol açmıştır. Hegemon güç ABD tarafından yönetilen yeni dünya düzeni doğrultusunda gerçekleştirilen müdahaleler, Türkiye'nin denge ve statükocu politikalarında sapmalara neden olmuştur.

11 Eylül saldırılarının ardından Türkiye, “stratejik derinlik” ve “sıfır sorunlu komşuluk”ilkeleri ile bölgesel iş birlikleri içinde olmak için daha fazla çaba göstermeye başlamıştır. Bölgesel iş birliklerinin içinde olmak en az maliyetli ve en sağlam korunma yöntemidir ve devletler genel olarak bu yönde eğilimlerden yanadır.

Terör konusunda da sürekli olarak sıkıntılar yaşayan Türkiye'de Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bağımsız bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan PKK terör örgütü Batı ile olan ilişkiler de dahil olmak üzere Türk dış politikasını oldukça etkilemektedir. Küreselleşmeyle terörün önemi küresel boyutta artmış, Türkiye tarafından konuyla ilgili aktif politikalar benimseyen dış güvenlik politikası benimsenmiştir.

Türkiye, özellikle konumundan kaynaklı uluslararası alanda kara para aklama, uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda suç işleyen örgütler için transit bir geçiş güzergahı konumundadır. Bu kapsamda da küresel iş birliğinden yana olan Türkiye, kara para aklama suçuna karşı küresel boyutta mücadele eden “Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF)” bir üyesi olmakla birlikte “BM Uluslararası Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC)” ile de iş birliği içinde çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca, “Türkiye Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi”, Türkiye ve UNODC iş birliği ile kurulan ve hem ülkemizdeki hem de diğer ülkelerdeki ilgili birimlere örgütlü suçlar ile ilgili eğitim veren bir kurumdur.