Küresel ticaret krizi

Bilindiği üzere dünya ekonomisi, Amerika Birleşik Devletlerinin ticarete yönelik uygulamış olduğu politikalardan ötürü, bir kriz ile karşı karşıya. 2016 yılındaki Amerika Başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın yönetime gelmesiyle birlikte başlayan küresel kriz bugünlerde ekonomik büyüklüklerine göre ilk 20’de olan bir çok ülkeyi zora sokmuş durumda ve kriz sürecinin katlanarak devam edeceği gözlenmekte. 

Küresel ticaret krizi

Küresel ticaret krizine neden olan Amerikan ticaret politikasının bir çok nedeni sıralanabilir. Bunlardan en önemlisi ise 2016 seçimlerinde Donald Trump’ın ABD ticaret açığını, yüksek değerlerde seyreden işsizlik oranlarını ve Çin’in önlenemez ekonomik yükselişini bir propaganda aracı olarak kullanması gösterilebilir. Nitekim Trump’ın popülist davranıp, ülke ekonomisine yönelik korumacı (protectionist) söylemler kullanması seçim yarışında ipi önde göğüslemesine olanak sağlamıştır. Seçim süresince propaganda aracı olarak istihdam söylemini kullanan Trump birçok mitinginde Detroit örneğini vererek oy topladı. 1970 ve 1980’lerde ABD’nin Detroit şehri dünyanın en önemli otomotiv üretim merkeziydi. Zamanla üretimin daha ucuz maliyetli bölgelere kaydırılmasıyla bu şehirde ekonomik ve sosyal olarak büyük bir çöküş yaşandı.  Üretim tesislerinin Çin gibi ülkelere kaymasından rahatsızlık duyanların sık sık dile getirdiği örneklerden biri olan Detroit’i Trump da sık sık Çin karşıtı olan söylemlerinde dile getirdi.

Amerikan dış ticaret açığı ve işsizlik oranlarına ek olarak, Çin’in ekonomik yükselişi ile birlikte siyasi etki alanının Asya’dan Avrupa’ya doğru genişlemesi, Rusya’nın 2000 sonrası dönemde Gürcistan’ı, Ermenistan’ı, Orta Asya ülkelerini etkisi altına alması, Doğu Avrupa ülkelerinde kominist ideolojilerine yakınlık gösteren siyasi partileri desteklemesi, siyasi lobicilik faaliyetlerinde bulunması, Kırım’ı ilhak etmesi, 2009’da başlayan Suriye krizinde baş aktör olması ve suriyenin kritik bölgelerinde askeri üsler inşaa etmesi ve Türkiye’nin Rusya-İran-Çin ile yakın ilişkiler içerisine girmesi göz önüne alınırsa ABD politikalarının neden ve amaçları net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Korumacılık (Protectionism), genellikle yerel işletmeleri ve işleri dış rekabetten korumak amacıyla uluslararası ticareti kısıtlayan hükümet eylemlerini ve politikalarını ifade eder. Eleştirmenler uzun vadede korumacılığın, serbest ticareti kısıtlayarak, ekonomik büyümeyi yavaşlatarak, fiyatları yukarı çekerek insanlara zara verdiğini ve küresel ekonominin büyümesine engel olduğunu savunuyorlar. Dünya Ticaret Örgütü (WTO), korumacı politikaların en nihayetinde tüketicilere modası geçmiş, çekici olmayan ürünler sunan şişkin ve verimsiz üreticilere yol açtığını, sonuçta fabrikalar kapandığını, koruma ve sübvansiyonlara rağmen işler kaybolduğunu, belirtti. Korumacılar ise eleştirmenlerin ve Dünya Ticaret Örgütü’nün aksine korumacılığın rekabet avantajı ve yeni iş olanakları sağladığını savunmaktalar. Korumacı politikalar 4 ana şekilde uygulanabilir: ithal mallara vergi uygulaması, ithalat kotası, ürün standartları ve devlet sübvansiyonları. 

Trump yönetimin ithal ürünlere vergi uygulamasının özellikle başlıca nedenlerinden birisi ülkeye ucuz ürünlerin girdisi önleyip ülke içerisindeki yerel üreticileri ekonomik açıdan güçlendirip daha fazla istihdam olanağı sağlamak ve ticaret açığını azaltmaktır “özellikle Çin ile olan ticaret açığını —yaklaşık olarak 500 milyar dolar—”. Bu çerçevede ABD ithal ürünlerden olan demir, çelik, alüminyum, solar panel, çamaşır makinaları vb. birçok ürüne devasa oranlarda vergiler uygulamakta özellikle Çin menşeili ürünlere. Bunun sonucunda düşünülenin aksine dış ticaret açığı ABD Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre 2017 yılında %12,5 (70 milyar dolar) büyüdü fakat 2016 yılından sonra ABD’deki işsizlik oranlarında bir düşüş gözlemlenmekte. ABD’nin bu vergi politikası ticari ilişkiler içerisinde olduğu ülkeler tarafından da aynı şekilde uygulanmakta. 

Ticaret savaşlarını kazanmanın kolay olmamasının 4 nedeni şöyle sıralanabilir;

İthal ürünlere uygulanan vergiler istihdamı fazla arttırmayabilir.

Uygulanan vergiler ABD’de ürün fiyatlarını yükseltebilecek olması,

Vergiler ABD’nin müttefiklerine zarar verebilir ve misilleme gelebilir,

Çin ağır vergi yükünün etkisini başka ülkelere ihracat yaparak “Bir kuşak, Bir yol projesi” azaltabilir. Bu nedenler göz önüne alındığında ABD’nin dış ticaret politikası kazanım düşüncesinin aksine bir hüsranla sonuçlana bilir.

Krizin olası sonuçları

ABD’nin uygulamış olduğu vergi politikalarına, ticari ilişki içerisinde olduğu ülkelerden de aynı şekilde reaksiyonlar geldi. Dünya piyasalarında doların diğer para birimleri karşısında değer kazanmasından ötürü Amerikalı tüketicilerin alım güçleri, ürünlerin fiyat yükselişlerinden etkilenmiş gibi gözükmüyor. Fakat aynı durum diğer ülkelerin tüketicileri için söz konusu değil, karşılıklı olarak uygulanan vergi politikalarından ötürü ve doların değer kazanmasıyla eş zamanlı olarak ABD ürünlerinde ciddi fiyat artışları gözlemlenmekte. Buda dış piyasada ABD ürünlerine olan ilginin düşeceğinin ve tüketicilerin alternatif ürünlere yönleneceğinin göstergesidir. ABD’de üretim düşmesi işsizlik krizine yol açabilir, olması ihtimalinde ise Trump hükümeti hedeflemiş olduğunun aksine bir durumla karşı karşıya kalabilir. 

Trump hükümetinin uygulamış olduğu vergi politikası küresel ekonominin büyüme oranlarında gerilemeye ve resesyona (ekonomide durgunluk) neden olmaktadır. Çin ekonomisi 2018 yılında 6.6’lık büyüme oranıyla 1990’dan bu yana en düşük büyüme oranını kaydetti. Çin ekonomisindeki bu yavaşlama hala devam etmekte. Amerikan ticaret politikasından kaynaklı bu durumu diğer Doğu Asya ülkeleride yaşmakta özellikle dünya ekonomisinde bir öncü gösterge olarak bilinen Güney Kore ihracatı artış hızı da Haziran’da 3,5’lik oranla yılın en düşük düzeyinde. Diğer komşu ülkelerde ekonomilerinde yaşanan yavaşlamayla karşı karşıya. Ekonomilerdeki resesyon Euro bölgesinde de kendini göstermiş durumda, Fransa hariç tüm ekonomilerde üretim düşüyor. Bölgenin en güçlü ekonomisi olan Almanya’da 2019 için ön gördüğü %1,6’lık büyüme oranını %0,6’ya çekti. 

İkinci dünya savaşından beri küresel ekonomin büyümesi yüksek seviyeli serbest ticarete bağlı olarak gerçekleşmekte. 2008 krizinden önce 2006-2007 yıllarında dünya ekonomisinde gözlemlenen resesyon şuanda da gözlemlenmekte. Dış ticarete yönelik uygulanan vergi-kota politikalarının etkileri önümüzdeki süreçte daha fazla hissedilir olacaktır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük yıkımlara yol açabileceği söylenebilir. Ekonomisi hassas, dışa bağımlı olan ülkeler gelişmiş ülkelere nazaran büyük ekonomik buhranlarla karşı karşıya kalabilir.