Küresel siyasette dengeler değişiyor

Çin medyasında yer alan harita iki ülkenin vatandaşları arasında tartışılmaya başlandı. Yayınlanan haritada Sibirya ve Kazakistan’ın bazı kısımları Çin sınırları içerisinde gösterildi. Pekin’in yayılmacı politikasını gözler önüne seren haritaya ilişkin ne Çin Halk Cumhuriyeti yetkililerinden ne de Çin Komünist Partisi’nden açıklama geldi. Her geçen gün göz korkutacak şekilde etkisini artıran Çin’e karşı Rusya ve Dünya ne yapabilir?

Çin medyasında yer alan bir haberde kullanılan harita, Pekin yönetiminin yayılmacı politikasını gözler önüne serdi. Fenghuang wang gazetesinde yer alan haberde Kazakistan’ın doğu, Sibirya’nın güney kısımları ve Moğolistan ile Kırgızistan’ın tamamı “geçici kaybedilen bölgeler” ifadesiyle Çin sınırları içerisinde gösterildi. Fenghuang wang’ın yayınladığı haber ile ilgili Pekin yönetiminden herhangi bir yorum gelmezken, Çin Komünist Partisi eleştirmenlerinden de haberi eleştiren bir açıklama yapılmadı.

Rusya dünya doğalgazı rezervlerinin yüzde 17’sine sahip ve bu rezervlerin de yüzde 90’ı Sibirya bölgesinde bulunuyor. 1966 yılına kadar doğal gazın varlığından habersiz olan Ruslar, bu tarihte doğal gazla tanışıyorlar ve hayatları değişiyor. Fakat bugün bölge Çin tehlikesi ile karşı karşıya. Zira Sibirya bölgesinin Çin’le olan sınır uzunluğu yaklaşık olarak 4.300 km. Ayrıca Rusya’nın Çin sınırında 6 milyon Rus yaşarken, Çin’in Rus sınırında ise 90 milyon Çinli yaşıyor.  Diğer taraftan Sibiryalılar, sınır ötesi evliliklerle, ticaret ve yatırımlarla Pekin’in Moskova’dan daha yakın olduğunu fark etti. Bu durum bir taraftan da korkuya neden oluyor.  Sibiryalıların Çin’den korkmasının başlıca nedeni, Pekin yönetiminin 2013 yılında açıkladığı “Bir kuşak, Bir yol” projesi kapsamında Sibirya’da yatırımlar gerçekleştirerek etkisini arttırması.

Sibiryalıların üzerindeki psikolojik Çin baskısı aynı şekilde Çin’e komşu olan ülkeler tarafından da hissediliyor. Yayılmacı bir politika izleyen Pekin yönetimi, 2010 yılında bu niyetini tüm dünyaya yansıtmıştı. Nitekim Çin Halk Cumhuriyeti ordusunda Tuğgeneral olan, Çin Savunma Üniversitesi Rektörü ve Çin’in eski Devlet Başkanı Li Xian Nian’ın da damadı olan Liu Yazhou, 2010 yılında kaleme aldığı bir makalede Pekin yönetiminin yayılmacı politikasında dair yorumda bulunmuştu.

Çin Savunma Üniversitesi Rektörü, Liu Yazhou

 

Liu Yazhou makalesinde, “Çin’in batısı harika bir yerdir. Batı (Doğu Türkistan’ı içine alan Orta Asya coğrafyası)’ya yönelmek bizim için sadece stratejik seçenek değil, aynı zamanda ümidimiz, hatta bizim bu neslin kaderidir. Mükemmel konumu (dünya merkezine yakın) bize güçlü bir motivasyon sağlıyor. Batı’yı, sınır bölgesi olmaktan ziyade ilerlemek için hedefteki bölge olarak görmeliyiz.” ifadelerine yer vermişti.

Yazıda yer alan şu bölüm dikkate şayandır:

Atalarımıza şükürler olsun ki, böyle özel bir toprak kazanıp bizlere bıraktılar. Çin haritasına dikkatle baktığımda, gözlerim uzun süre hep Çin’in batısına (Türkistan’a) dikilip kalıyor. Bazı insanlar Çin haritasını bir horoza benzetiyorlar ama bana göre daha çok bir kartala benziyor. Kanatlarını yayarken, doğuda Pasifik Okyanusu, batıda Ortadoğu’ya kadar kucağına alıyor. Uçarken de bütün dünyayı gagasıyla kaldırıyor. Eğer Doğu onun başı ise, Batı (Doğu Türkistan) uçuş dengesini sağlayan gövdesidir. Denge noktası olmadan o uçamaz. Bu gövde merkezinin konumu son derce mükemmeldir: Geniş arazı ve geniş yaylalar, gökyüzüne yükselen Tanrı Dağları, Altay Dağları ve Altun Dağları. Yerde uzanan Tarım ve Cungar havzaları. İşte bu bizim bildiğimiz “Üç dağ arasında iki havza”. Burası denizlere uzak, Asya’nın kalbine doğru sokulan demir mızrak gibi. Mükemmel ortama sahip bu özel coğrafi birim zaten Orta Asya’nın bir parçasıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Büyük Petro’nun geçmişte kontrol etmek istediği “Orta Asya Koridoru”nun bir bölümü işte burasıdır. Genellikle, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Sincan (Doğu Türkistan) Orta Asya olarak adlandırılır. O (Orta Asya) Tanrının bugünkü Çinlilere lütfettiği en zengin bir parça pastadır.

Orta Asya ülkelerinin Çin tehdidi altında olduğu kadar, Rusya da Çin tehdidi ile karşı karşıya. 2013 yılında duyurulan “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi kapsamında Çin yatırımlarına kapılarını açan Rusya, Pekin yönetimi ile iki ticareti 200 milyar dolar seviyelerine çıkarmayı gündeme almıştı. Fakat Çin’in bu denli ekonomik yatırımlara hız vererek etkinliğini arttırmaya başlaması bir tehdit unsuru oluşturmaya başlamış durumda. Fenghuang wang sitesinde yayınlanan haberde yer alan harita da bunu gösterir nitelikte.

RUSYA ÇİN’E KARŞI NE YAPABİLİR?

2000 yılından sonra ekonomik olarak yükselişe geçen Çin, ekonomik yükselişini dış politikada da etkin bir şekilde kullanıyor. 2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in duyurduğu “Bir kuşak, Bir yol” projesi ile 70’ten fazla ülkeye yatırımlar gerçekleştiren Pekin yönetim, sağladığı düşük faizli kredilerle çevre ülkeleri kendi yörüngesine çekmeyi başarmış durumda. Çevresel Asya-pasifik merkezli politika yürüten Çin, paranın gücüyle her geçen gün etkinliğini arttırmaya devam ediyor. Bölge ülkeleri üzerinde etkinliği artan Çin’in siyasi ve ekonomik etkinliğinin Rusya üzerinde de tesir ettiğini söylemek yanlış olmaz. Peki yavaş yavaş Çin’in etkisi altına giren Rusya, bu durum karşısında ne gibi önlemler alabilir?

Dış siyasette çevresel politika güden Çin, bu politikayı üç madde üzerine temellendirmiş durumda. 1. Ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünü korumak, 2. Çevre bölgenin barış ve istikrarını sağlamak, 3. Çevre bölge diyalog ve işbirliğini geliştirmek. Fakat 2 maddenin aksine Çin, son dönemlerde Güney Çin Denizi’ndeki girişimleri, Tayvan ile ilişkiler, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile 2 yıldır süregelen bir Ticaret Savaşı’ın var olması ve Doğu Türkistan’daki insanlık dışı uygulamaları çevre ülkeleri üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Küresel siyasette ve ticarette etkisini giderek arttıran Çin’e karşı Rusya, nükleer gücünü kullanabilir. Pekin baskısını hisseden Sibirya’ya yönelik bir Çin saldırısının olması durumunda Rusya nükleer gücünü devreye sokabilir. Bilindiği üzere Rusya dünyada en fazla nükleer başlıklı füzeye sahip olan ülke konumunda. 6850 nükleer başlık füzeye sahip olan Rusya, bu konuda caydırıcı bir güç. Fakat Çin’in elinde de nükleer başlık füzeler olduğu biliniyor. Çin'in nükleer lansman protokolü hakkında fazla bilgi bulunmuyor. Çin, 16 Ekim 1964’te ilk füzyon, 17 Haziran 1967’de ise ikinci füzyon denemesini başarıyla gerçekleştirdi. 1964 ile 1996 yılları arasında 45 nükleer test yapan ülkenin şu anda 280 adet nükleer başlığa sahip olduğu tahmin ediliyor

Rusya, Çin’in yükselen etkisini Orta Asya (Türkistan) ülkeleri yani Türk-i Cumhuriyetlerle (Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan) gerçekleştireceği bir örgüt ile kırabilir. Nitekim Çin baskısını en fazla Güney Çin Deniz’ine komşu olan ülkeler ve Türk-i Cumhuriyetler hissediyor. Bu bağlamda Washington, Pekin yönetimini Güney Çin Deniz’ine hapsetmek için bölge ülkeleri ile ittifaklar gerçekleştirirken, Kremlin de Türk-i Cumhuriyetleri Çin’e karşı bir şemsiye altında toplama girişiminde bulunabilir. Nitekim bölge ülkeleri, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan ülkelerdir.

ABD önderliğindeki Batı ile ittifaklık girişimi. Soğuk Savaş sırasında ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı NATO’yu (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) kurdu. 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte NATO Doğu Avrupa ülkelerini de ittifaka dahil ederek genişledi. Sovyet tehdidine karşı kurulan NATO, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya karşı pozisyon alırken, 2005 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir V. Putin’den tarihi bir adım geldi. Putin Rusya’nın NATO’ya üye olası için talepte bulunmuştu. Fakat Putin’in bu talebi Condoleezza Rice tarafından reddedilmişti. 2005 yılında Rusya her ne kadar reddedilmiş olsa da bugün Çin karşısında ABD ve Rusya doğal müttefik konumuna gelebilir. Nitekim ABD, Çin’in sınırlandırılması 2000 yılında U. S. Joint Chiefs of Staff ve U. S. National Intelligence Council tarafından hazırlanan raporlarda ön görülmüştür.

Çin, Soğuk Savaş döneminden sonra ABD’nin kurduğu uluslararası sistemden en iyi yararlanan ülke olmasına rağmen, Batılıların Çin’i uluslararası sisteme dâhil etme yönünde ve Çin’in demokratikleşerek Batı değerlerini kabul etmesini sağlama çabaları sonuç vermemişti. ABD başta olmak üzere, Batının desteğiyle yükselen Çin’in, nihayetinde Batı ile bir çatışmaya girmesi kaçınılmazdır. Çin, bu çatışmanın 2020 yılından sonra olabileceğini öngörmektedir. Bu nedenle Çin, 2000-2020 yıllarını Çin’in Stratejik Fırsatları Dönemi olarak tanımlamaktadır. Aynı tespit, 2000 yılında, U. S. Joint Chiefs of Staff (Joint Chiefs of Staff, 2000:1) ve U. S. National Intelligence Council (National Intelligence Council, 2000: 63) tarafından hazırlanan raporlarda, yükselen Çin’in 2015 yılından sonra Asya-Pasifik bölgesinde ABD’nin çıkarlarını etkileyeceği belirtilmektedir. Her iki ülkenin uzmanları, 2015-2020 yıllarında, Çin-ABD arasında yaşanacak çatışmayı ima etmektedirler. Diğer taraftan ABD eski Beyaz Saray Baş Stratejisti Steve Bannon, 2016 yılında katıldığı bir radyo programında, ABD’nin Çin ile 10 yıl içerisinde Güney Çin Denizinde savaşacağını ifade etmişti.

 

ORTAK DÜŞMAN, ÇİN

Küreselleşme sürecinin Batı’dan Çin’e kayması bu jeopolitik eksen içerisinde ABD ile Avrupa’nın önceliklerini değiştirdi. 2008-2016 yıllarında ABD Başkanlığını yürüten Barack Obama döneminde dikkatin Çin’e çevrilmesi, Donald Trump döneminde de “Ticaret Savaşları” ile devam etti. Öyle ki ABD açısından Rusya, Çin'e kıyasla o kadar da büyük bir tehlike olarak görülmüyor. Dolayısıyla Rusya’nın değil de Çin’in düşman olarak görüldüğü uluslararası sistem içerisinde, Washington ve Kremlin’in yakınlaşması kaçınılmazdır. Bu yakınlaşma NATO’yla mı olur yoksa daha bağımsız bir örgüt mü oluşturulur?

2005 yılında NATO’ya katılma talebinde bulunan Rusya, hali hazırda NATO ile işbirliğine gitmeyi gündeme getiriyor. Nitekim 3 Aralık 2019’da bir televizyon programına katılan Rus Dışişleri Bakanı Sergey Şoygu, NATO ile birlikte çalışmaya yeşil ışık yakmıştı. Yine aynı gün Alman gazetesi Die Welt’te yer alan bir haberde NATO’nun baş düşmanının Rusya değil de Çin olduğu iddia edilmişti. Değişen uluslararası sistem içerisinde Çin’i düşman olarak belirleyen ABD, ilerleyen süreçte Rusya’yı kendi safına çekmeye çalışacaktır.

NATO’dan Rusya’ya izin çıkmaması durumunda Washington ve Kremlin, Orta Asya merkezli bir ittifak girişiminde bulunabilir. Fakat bölgede Çin etkin güç konumunda ve bunu da 1996 yılında ABD-Batı tehdidine karşı kurulan Şangay İş Birliği (ŞİÖ-Shanghai Cooperation Organization) örgütü ile sağladı. Güney Çin Denizi’nde Pekin’i sınırlandırmaya çalışan ABD, yine aynı şekilde Orta Asya ülkeleri üzerinden de Pekin yönetimini sınırları içerisine hapsetmeye çalışıyor. Bu doğrultuda girişimleri bulunan ABD, ilk defa 2015 yılında Orta Asya ülkelerine ziyaretlerde bulunmuştu. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ilk defa 28 Ekim-3 Kasım 2015 tarihlerinde Orta Asya ülkelerine ziyarette bulunmuş, bu ülkelerin dışişleri bakanları ile bir araya gelmişti. Kerry bu ilk ve en önemli temaslarında çok ciddi ekonomik bağlantılar kurmuştu. Özellikle ulaşım, doğalgaz, petrol boru hattı üzerinde pek çok proje yapılması konusunda anlaşmaya varmışlardı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

 

Orta Asya ülkeleri üzerindeki Çin etkisini kırmak isteyen ABD, Güney Çin Deniz’inde Pekin’i çevrelemeye çalıştığı gibi Orta Asya’dan da Çin’i sınırları içerisinde tutmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Kerry’nin ardından şu anki ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Orta Asya ülkelerinden Kazakistan ve Özbekistan’a ziyaret gerçekleştirecek. Orta Asya ülkeleri üzerinde Çin etkisini kırmaya çalışan ABD, bu bölgede Rusya ile ittifaklık ilişkisi kurabilir.

SONUÇ

Fenghuang wang haber sitesinin yayınladığı haberde Sibirya ve Kazakistan’ın bazı kısımlarının Çin sınırları içerisinde gösterilmesi, Pekin yönetiminin yayılmacı politikasını bir kez daha gözler önüne serdi. 2000’li yılların başından beri küresel-çevresel olarak etkinliğini arttırmaya çalışan Pekin yönetimi, bu doğrultuda girişimlerde bulunuyor. Nitekim Güney Çin Denizi’nde askeri üsler inşaa etmek için yapay adalar yapılırken bir taraftan da Doğu Türkistan’ın ilhakı hızlandırıldı. Yine aynı şekilde küresel siyasette etkinliğini arttırmaya çalışan Pekin yönetimi, 2013 yılında “Bir kuşak, Bir yol” projesini açıkladı. Duyurulan proje kapsamında gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere düş faizli krediler sağlanarak “iradeleri” satın alınmaya başlandı.

Rusya’nın önünde Çin’in yayılmacı politikasının karşısında blok oluşturacak pek çok seçenek mevcut. Fakat önemli olan en iyi seçeneğin seçilmesi ve çok kutuplu uluslararası sistem içerisinde Çin’e karşı bir birliğin oluşturulmasıdır. Bunun da 3 yolu mevcuttur. Birincisi ABD ile Orta Asya ülkelerini merkeze alacak bir ittifak kurmak. İkincisi ABD dışında Orta Asya merkezli bir ittifak kurmak. Son seçenek ise NATO’ya üye olarak Çin’i kuzeyden çevirmek. Ki NATO’ya üye olma seçeneği Rusya’nın 2005 yılından beri gündeminde olan bir durum.

Diğer taraftan Asya-pasifikte Rusya ve Çin arasında yaşanacak en ufak bir gerilim Kremlin ve Washington’u doğal müttefik haline getirecektir. Zira ABD, Çin’i sınırlandırmayı 2000, Çin ile savaşmayı ise 2016 yılından beri gündemine almış durumda. Dolayısıyla Asya Pasifik’te ve Orta Asya’da müttefik arayışında olan ABD, Rusya ve Çin arasında yaşanacak en ufak bir kıvılcımı fırsata çevirecektir. Ya da kıvılcımın oluşmasını beklemeyip bekleneni kendisi oluşturacaktır.