Uluslararası sistemdeki belirsizlikler ve düzensizlikler

Tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan ve küresel sisteme dair pek çok olgunun sorgulanmasına yol açan Covid-19 salgını, şimdiden dünyaya değişimin evresinde olduğunu göstermiş durumda. Zira uluslararası sistemde uzun süredir var olan belirsizlikler, düzensizlikler ve ilkesizlikler şimdi daha gür sesle dillendirilmeye başlanmış durumda. Peki uluslararası sistemde meydana gelen belirsizlikler, ilkesizlikler ve düzensizliklerin nedenleri nelerdir? Yapılması gerekenler neler?

Çin’de ortaya çıkan yeni tip korona virüs (Covid-19) salgını küresel siyasete dair pek çok olgunun ve normun sorgulanmasına yol açarken, uluslararası sistem içerisinde faaliyet gösteren ulus üstü kurumların da sorgulanmasına yol açtı. Fakat bugün karşı karşıya kalınan belirsizlikler, düzensizlikler ya da sistem sorgulanması salgınla birlikte gelmedi. Salgından önce de uluslararası sistemin değişmesine yönelik sesler yükseliyordu. Yapısal değişikliğin gerekliliği gündeme alınmıştı.

Covid-19 salgının insanlık tarihi açısından dünya için bir kırılma noktası olduğu pek çok analist, uzman, profesör tarafından dile getiriliyor. Etkileri açısından bakıldığındaysa, uzmanların iddia ettiği “bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı” ve “yeni normallerin” oluşacağı yargısı her geçen gün biraz daha doğrulanıyor. Özellikle uluslararası siyaset, devletler ve bireyler bu durumdan en fazla etkilenen taraf olacak.

ULUSLARARASI SİSTEMDEKİ BELİRSİZLİKLER VE DÜZENSİZLİKLER

Geçtiğimiz yılın son aylarında Çin’de ortaya çıkan fakat kısa sürede tüm dünya ülkelerini etkisi altına alan Covid-19 virüsü, mart ayında küresel salgın olarak nitelendi. Bu tarih dünya için milat niteliğinde. Zira uluslararası sistemin değişmesi gerektiği pek çok toplum tarafından güçlü bir şekilde dillendiriliyor.

11 Eylül’de iki kulelere gerçekleştirilen saldırıların ardından dünya çok farklı bir sabaha uyandı. 11 Eylül, küresel eğilimler açısından bakıldığında dünya siyasetinde belirsizliğin, düzensizliğin ve ilkesizliğin bir dönemin başlangıcı oldu. 2008 yılında ise popülizmin yükselişe geçmesi ve iktidarlara popülist liderlerin gelmesi bu durumun daha da belirgin hal almasına neden oldu. Küresel siyasete yönelik bu tür bir değişimin yaşanması, geçmişten beri gelen birtakım uluslararası normların, ilkelerin, teamüllerin ve uygulamaların sıklıkla açık bir şekilde ihlal edilmesine yol açtı. Küresel sistemde giderek yaygın bir hal alan bu ihlal silsilesi uluslararası sistemdeki belirsizlikler ve düzensizliklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

PAYDAŞLAR ABD VE BMGK

Uluslararası sistemde artan belirsizlik, düzensizlik ve ilkesizliğin ortaya çıkmasında en çok payı olan devlet ABD, krizlerin derinleşmesine hak ihlallerinin uzun soluklu olmasına neden oldu. Nitekim ABD’nin Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni İsrail’e vermesi ve Kudüs’ü uluslararası statüsünü ihlal ederek İsrail’in başkenti ilan etmesi, terör örgütü PKK/PYD’ye binlerce tır askeri mühimmat yardımında bulunması artan belirsizliğin, ilkesizliğin en net göstergesidir.

Uluslararası sistemde giderek artan ve kendisini hissettiren söz konusu belirsizlikler, düzensizlikler ve ilkesizliklerde her ne kadar en fazla pay ABD’nin olsa da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) de bunda sorumlulukları bulunuyor. BM’ye üye 193 ülke arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü olan Konsey’in hem Kovid-19 salgını süresince hem de öncesinde kendisine biçilen misyonu gerektiği gibi yerine getiremediği görülüyor. Bu durum uzun yıllardır varlığı ve yapısı sorgulanan BMGK’nın daha fazla sorgulanmasına yol açacaktır.

SORGULAMALAR GÜCÜ DOĞURACAK

Uluslararası sisteme dair yoğun sorgulamalara yol açan Covid-19 salgını öte yandan küresel yönetişimi ve işbirliğine dayanan vizyonun da gözden geçirilmesine fırsat sağlıyor. Öyle ki küresel salgın kriziyle birlikte uluslararası örgütlerin varlık ve işlevleri her zamankinden daha fazla sorgulanmaya başlandı. Fakat sorgulanmaların kurumların meşruiyetleri zemininde yapılması hayati öneme sahip. Nitekim salgın tüm dünyaya uluslararası kurumların gerekliliğini göstermiştir. Küresel etkileşimin bu denli yaygın olduğu bir dünyada küresel yönetişim ve işbirliğine ihtiyaç her geçen gün artıyor.

Covid-19 pandemisi, küresel bir salgınla etkili bir mücadelenin, küresel dayanışma ve işbirliği ile mümkün olacağını gösterdi. Ülkelerin tek başlarına Covid-19 ve benzeri krizlerin üstesinden gelemeyeceği bizzat içinden geçtiğimiz şu salgın günlerinde net bir şekilde anlaşılmış durumda. Son 50 yılda insan etkileşiminin, sermaye ve mal akışının yoğunlaştığı ve grift bir hal aldığı dünyada meselenin sınır aşan boyutu dikkate alınmalı. Dolayısıyla uluslararası kurumların olmadığı veya zayıf olduğu bir çözüm gerçekçi görülmüyor.

Bu kapsamda, uluslararası bir örgüt olan Dünya Sağlık Örgütü (WHO), salgın krizi sağlıkla ilgili olduğu için sık sık gündeme geldi. Covid-19 salgını sürecinde DSÖ’nün performansına bakıldığın çok başarılı bir profil çizmediği gün yüzüne çıkıyor. Ayrıca örgütün sürece ilişkin çok fazla çelişki ve soru işaretlerine sebep olduğu görülüyor.

Diğer taraftan DSÖ’nün dünya kamuoyunda ciddi oranda eleştirilmesinde ABD yönetiminin etkisinden söz etmek mümkün. Öncelikle söz konusu kuruluşların salgın dönemlerinde önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla söz konusu kurumlar eleştirilirken yıkıcı eleştirilerden ziyade yapıcı eleştirilere yönelmek gerekir. Genel olarak siyasi mülahazalar barındıracağı endişesiyle DSÖ’ye yapılan eleştiriler konusunda daha ihtiyatlı olunması yerinde bir yaklaşım olacaktır.

Sonuç meşruiyet sorunu olmayan bu kurumların, birtakım eksiklik ve ihmalleri yüzünden topyekûn işlevsiz ilan edilmesindense yapılacak bazı yapısal düzenlemelerle kurumsal anlamda daha işlevsel bir hale getirilmeleri daha isabetli olacaktır. Öte yandan uluslararası sistemdeki belirsizliklerin, ilkesizliklerin ve dengesizliklerin aşıla bilmesi için uluslararası hukukun ve teamüllerin devlet, millet ayırmaksızın işletilmesi gerekmektedir. Ayrıca uzun süredir yapısal olarak eleştirilen kurumların da kendi içlerinde tüm paydaşlarının katılım sağlayabileceği yapısal reformlar gerçekleştirmeleri elzemdir.