Küresel krizler ve etkileri

Tüm piyasaları alt üst eden ve halkın alım gücünü minimuma indiren ekonomik krizler hayatımızı ciddi şekilde etkiliyor. Peki küresel çapta kendini hissettiren bu krizlerle mücadele edebilmek mümkün mü? Yeni kriz kapıda mı?

Küresel krizler ve etkileri

Küresel kriz nedir?

Sanayi devrimi ile başlayan gelişmeler sonrasında dünya ekonomisi çok hızlı bir biçimde gelişme katetmiş kapitalist sistem ağırlık kazanmıştır. Özellikle 1980 sonrasında yaşanan gelişmeler, pazar ekonomisinin tüm dünyada geçerli ekonomik model olmasını sağlamıştır. Yirminci yüzyıl ekonomik krizlerin yaşanma sıklıklarının arttığı bir yüzyıl olarak karşımıza çıkmış ve 1980 sonrasında ise ekonomik krizlerin finansal boyutları daha fazla ön plana çıkmaya başlamıştır. Ekonomik krizlerin en çok sarstığı ülkeler gelişmekte olan ülkeler olmuş, krizlerin yıkıcı etkisi bu tip ülkelerde daha uzun süre görülmüştür.

Henüz gelişme aşamasında olan ülkelerde meydana gelen krizlerin sonrasında özellikle finansal piyasalarda önemli değişiklikler yaşandığı gözlemlenmiştir. Günümüzde kriz sözcüğünün ifade ettiği anlam, “bir süreçte ani dönüşüm noktası; ekonomi ve politika alanında istikrarsız ve tehlikeli bir durumu ifade eden güç dönem” olarak nitelendirilmektedir. Bir ülke ekonomisinin sistem, yapı ve süreç boyutlarında ortaya çıkan aksaklıklar krizlere neden olabilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik yapı tam olarak oturmamıştır. Bu tip ekonomilerde piyasanın işleyişi ile merkezden yönetim arasında uyuşmazlık vardır. Dolayısıyla hem koordinasyonsuzluktaki yetersizlikler hem de enformasyonun tam olarak dağılmaması piyasa ekonomisin etkin olarak çalışmasını engellemektedir.

Yaşanmış büyük krizler

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de 2007 yılının ilk yarısında konut sektöründeki sorunlarla ortaya çıkan, 2008’in ikinci yarısında kendini küresel çapta hissettirmeye başlayan ve 2009’un ilk çeyreğinde oldukça yüksek seviyelere çıkan kriz, tüm dünyada önemli üretim ve refah kayıplarına neden olmuştur. Dünya ilk ekonomik krizle 1929 yılında tanışmış daha sonra 1970 ve 1980’lerde bu krizler devam etmiştir. 1990 yılından günümüze kadar da önemli ekonomik krizler yaşanmıştır. Bunlara örnek olarak; 1994 ve 1995 Meksika krizi, 1997 Güneydoğu Asya krizi 1998 Rusya krizi, 1999 Arjantin krizi ve 2007 yılında başlayan Mortgage krizi verilebilir. Dünya genelinde etkisi olan krizler en çok, gelişmekte olan ekonomilere zarar vermiştir.

Türkiye’de Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizden sonra hem siyasi hem de ekonomik olarak istikrara kavuşmuştur. Özellikle kriz sonrası süreçte uygulanan sıkı para ve maliye politikası kamu borçlarının önemli oranda azalmasına sebep olmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak faiz oranlarında düşüş yaşanmıştır. Dolayısıyla 2002 yılından itibaren kredi hacmindeki artış yeniden hızlanmıştır.

Tüm dünyada krizin etkilerini azaltmak yönünde adımlar atılmıştır. Ülkemizde de vadesi geldiği halde ödenmemiş tüm vergi alacakları taksitlendirilmiştir. Türklerin yurtdışındaki paralarının Türkiye’ye getirilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Mevduata güvence verme yetkisi TMSF’den alınarak Bakanlar Kurulu’na devredilmiştir. KOSGEB ile KOBİ’lere faizsiz krediler temin edilmiş, SSK işveren primlerinde 5 puanlık indirim yapılmıştır. ÖTV indirimleriyle birlikte işsizler için istihdam sağlayıcı mesleki eğitimleri verilmiş ve kredi kartları için de düzenlemeler yapılmıştır.

Kriz kapıda mı?

2008 senesinde yaşanan krizi tahmin etmesinin ardından kriz kahini olarak tanınmış olan ünlü ekonomist Nouriel Roubini' bir sonraki kriz olarak 2020’yi hedef göstermişti. Amerikan Merkez Bankası (FED) faiz artışları sebebiyle getiri eğrisini tersine döndürmüştü. Bu durum da ABD'de çok önemli bir öncü kriz göstergesi olarak kabul ediliyor. Bono ve tahvil olarak da bilinen devlet borçlanma senetlerinin çeşitli vadeleri ve faiz oranları bulunuyor. Normalde, daha kısa vadeli bonoların daha düşük; daha uzun vadeli bonoların ise daha yüksek faiz vermesi bekleniyor. Normal şartlarda vade arttıkça faizlerin de artması ve bu faizlerden oluşturulan getirisi eğrisinin yukarı doğru tırmanması bekleniyor ancak kısa vadeli bonoların faizleri uzun vadelilerden daha yüksek hale gelirse, getiri eğrisi tersine dönmüş oluyor ve bankalar para kazanamaz hale geliyor. Böylece kredi mekanizması kilitleniyor ve belirli bir süre sonra ekonomik kriz yaşanıyor.

Roubini'nin ortaya sunmuş olduğu kriz sebepleri arasında, Trump'ın vergi teşviklerinin sona ermesi, FED'in faiz artışları, gün geçtikçe artış gösteren petrol fiyatları, sona ermeyen ticaret savaşları, gelişmekte olan ülkelerde büyümenin yavaşlaması ve İtalya gibi bazı ülkelerin Avrupa Birliği ve Euro'dan çıkma olasılıkları gibi nedenler yer alıyor.