Küresel ısınma yoksulları vuracak

Tarihinin en kurak dönemlerinden birini geçiren Türkiye, konum olarak sıcak ülkeler bölgesi; Akdeniz havzasında bulunuyor. Küresel ısınmanın bu hızla devam etmesi halinde Türkiye, 2030 yılı ile birlikte su sıkıntısı çeken ülkeler kategorisinde yer alacak. En büyük sıkıntıyı ise yoksul kesim çekecek.

İnsanoğlu yerleşik düzene geçişinden sonra dünya iklimi her ne kadar değişmiyor gibi gözükse de zamanla değişen üretim araçlarıyla birlikte insan eli aracılığıyla değişim hızı gözle görülür ve hissedilir bir hal aldı. Dünyanın iklimi doğal nedenlerle de değişebileceğini belirten uzmanlar, günümüzdeki değişimlerin nedeninin antropolojik olduğunu belirtti. 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDİR?

Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışmaktadır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden yansımakta ve atmosferimiz, sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne göndermektedir.

Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkan verecek bir ısı düzeyini, 15°C’yi yakalar. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu. Sera gazlarının bu doğal etkisi “sera gazı etkisi” olarak bilinir.

Birinci Sanayi Devirimi’nden sonra ivme kazanmaya başlayan atmosferdeki sera gazlarının oranı %40’lık bir artış göstererek 280 ppm’den 394 ppm’ye ulaşmıştır. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre karbondioksit oranındaki artış öncelikle fosil yakıt kullanımından kaynaklanıyor. Kayda değer ikinci etken, başta ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki değişimdir.  

İNSAN ETKİLERİ

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, küresel iklim değişikliğinin temel nedeninin insan faaliyetleri sonucunda gözlenen sera gazı artışı olduğunu ortaya koydu.

Başta birincil enerji kaynakları olan fosil yakıtların; bilhassa kömürün, ağırlıklı olarak devletler tarafından kullanılması bu etkinin baş sorumlusu olarak gösteriliyor. IPCC’ye göre 2004 yılındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %56’sı fosil yakıt kullanımında ortaya çıkan karbondioksite ait.

Ormansızlaşma da %17’lik bir paya sahip. İklim değişikliğinin etkileri sadece sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Seller, kuraklık, kasırgalar, hortumlar ve aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde yaşanan artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükseleme, okyanusların asit oranlarındaki artışların etkilerinin sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altında bulunuyor.

YOKSULA ETKİSİ DAHA FAZLA OLACAK

Bilim insanları, iklim değişikliğinin zararlarını en aza indirmek için ortalama sıcaklıkların 2°C’den fazla ısınmaması gerektiğini belirtiyor. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki CO2 oranının 450 ppm seviyesini aşmaması gerekiyor. 

Halihazırdaki mevcut politikalar ve uygulamaların yetersiz olduğunu ortaya koydu. Dünya Bankası karbondioksit emisyonlarının şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısını yaparken, bu artışın etkilerinin özellikle yoksul kesimlerce hissedileceğini belirtiyor.

TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

Türkiye, Akdeniz Havzası’nda yer alıyor ve havza sıcak iklim özelliği ile biliniyor. Akdeniz Havzası’nda sıcaklıkların 20-50 yıl içinde ortalama 2 derece artacağı belirtildi.

Bu durum, Türkiye açısından bakıldığında, yağışlarda düşüş, beklenmeyen hava olaylarında artış, sıcak hava dalgaları, düzenli sulama gerektiren tarım ürünlerinde verim kaybı, turizm gelirlerinde düşüş, biyolojik çeşitlilik kaybı, orman yangınlarında artış ve yağışlardaki düşüşe bağlı olarak sulak alanlar, yeraltı suları ve su depolama alanlarında kayıplar anlamına gelmektedir. Temelde ekonomiye büyük zararlar verecek olan iklim olayları en çok yoksul kesimi etkileyecek. Küresel ısınma bu hızla devam ettiği takdirde Türkiye’nin 2030 yılına gelindiğinde su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna geleceği ve bu nedenle göç ve kayıpların yaşanması beklenmektedir.