Dünya küresel iklim krizinin eşiğinde

Giderek artan dünya nüfusu, doğal çevrenin olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyor. Dolayısıyla nüfus artışının doğal yaşam üzerindeki etkilerinin boyutları da artıyor. Bu nedenle 2050 yılında dünya nüfusuna yetecek miktarda yiyecek, su ve refahı sağlamak için doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçiş yapılması gerekiyor.

Dünya nüfusunun artışıyla ters orantılı olarak kaynakların tükenmesinin yanında çevreyle ilgili başlıca sorunlardan bir diğerini küresel ısınma oluşturuyor. Zira nüfus artışının yanında üretimin her geçen gün artması küresel ısınmayı arttırırken, dünya üzerinde belli türlerin yok olmasına, doğal kaynakların giderek tükenmesine ve insan sağlığının olumsuz yönde etkilenmesine neden oluyor. Bu bağlamda küresel ısınmayla mücadele edebilmenin ve doğada dengeyi sağlayabilmenin en önemli sac ayaklarından birini Kyoto Protokolü oluşturuyor.

KÜRESEL ISINMADA KYTO FAKTÖRÜ

Dünyada her geçen gün kaynakların tükenmesi devletleri sürdürülebilirlik konusunda yeni önlemler almaya yönlendiriyor. Bu kapsamda uluslararası iş birlikleri kurulup, anlaşmalar imzalanırken, devletler bireysel olarak da adımlar atıyor. Bu kapsamda atılan adımlar bir taraftan çevre kirliliğini azaltmayı, küresel ısınmayı ve ülkelerin cari açığını düşürmeyi hedefliyor. Atılan adımların başında sıfır atık projeleri ve döngüsel ekonomiye geçişi hızlandırma çalışmaları geliyor.

1997 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi içinde imzalanan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü ile küresel ısınmayı önleme çalışmaları bir üst seviyeye taşınmıştı. Protokol kapsamında ülkeler karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdi.

Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 160 ülkeyi ve sera gazı salınımın yüzde 55’inden fazlasını kapsamaktadır. Sözleşmeye göre;

 1.   Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5'e çekilecek,

2.   Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek,

3.   Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak,

4.   Atmosfere bırakılan metan ve karbon dioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek,

5.   Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak,

6.   Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek,

7.   Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak,

8.   Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak,

9.   Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

Protokolü’n ana amacı atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamaktır. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, 1990 ile 2010 yılları arasında 1.4 °C ile 5.8 °C arası sıcaklık artışı tahmin etmektedir. Tahminlere göre, başarılı bir şekilde uygulanması durumunda Kyoto Protokolü bu artışı 0.02 ile 0.28 C arasında düşürebilecektir. Kyoto Protokolü savunucuları bu protokolün amaca ulaşmak için ilk adım olduğunu ve amaca ulaşıncaya kadar hedeflerin değiştirileceğini belirtmektedirler.

Kyto Protokolü küresel ısınmayla mücadelenin bel kemiğini oluşturan ana unsurlardan biridir. Birleşmiş Milletler çatısı altında bir araya gelen ülkeler küresel ısınmayla mücadeleye Kyoto Protokolü ile yeni bir boyut kazandırdı. Fakat zaman içerisinde anlaşmadan çekilen ülkelerin olduğu gibi Kyto Protokolü’nün yanında ‘sıfır-atık’ ve ‘döngüsel ekonomiye dönüş’ programlarını uygulamaya alan ülkeler de oldu.

DÖNGÜSEL EKONOMİ VE SIFIR ATIK

Çevre kirliliğinin, cari açığın, küresel ısınmanın ve daha pek çok olumsuz unsurun ana etkenlerinden birini doğrusal ekonomi modeli oluşturmaktadır. Hali hazırda ve uzun yıllardır kullanılan doğrusal ekonomi modeli, ham maddenin alınıp bir ürün yapmak için kullanıldı, ürünün kullanımından sonra da oluşan herhangi bir atığın çöpe atıldığı süreçtir. Bu ekonomi modelinde kaynakların tüketimi artarken, çevre kirliliği de artmaktadır. Dolayısıyla devletler sınırsız kaynak düşüncesinin hâkim olduğu bu ekonomi modelinden kurtulmak için çalışmalar yürütmektedir. Söz konusu çalışmalarda amaç döngüsel ekonomi modeline geçiş ve sıfır atıklı toplumlar oluşturmaktır.

Döngüsel ekonomi modelinde endüstriyel iktisatta üretim, kullanım ve imha süreci yerine dönüşümü ve yeniden dönüşümü esas alınmaktadır. Döngüsel ekonomide üreticiler yeniden kullanılabilir ürünler tasarlarlar zira amaç malzemeyi yeniden kullanabilmektir. Atık cam yeni cam üretmek, atık kâğıt yeni kağıt, atık plastik yeni ürünler üretmek için kullanılmaktadır. Elektrikli cihazlar bozulduklarında amaç atılacak şekilde değil onarımı daha kolay yapılacak şekilde tasarlanır. Döngüsel ekonomi modeli kapsamında sıfır-atıklı bir toplum hedeflenirken hem cari açığın azalması hem de kaynakların sürdürülebilir şekilde tüketilmesi hedeflenmektedir.  

Sıfır Atık; israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesi veya minimize edilmesi, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesi olarak tanımlanan bir hedeftir.

Çevre kirliliğinin artması, küresel ısınmanın ciddi boyutlara ulaşması toplumsal farkındalığı da arttırmaya başladı. Günümüzde döngüsel ekonomiye hem üretici hem de tüketici kanadından yönelen şirket sayısı giderek artmaktadır. Bugün toplumda eski kıyafet toplayan perakendeciler, eski model telefon, bilgisayar ve tablet toplayan ana üreticiler, yenilebilir materyallerle servis yapan kafe-restorantlarla karşılaşmak çok mümkün. Bu durum toplum yavaş yavaş döngüsel ekonomiye geçiş yaptığının en önemli göstergelerindendir.

TÜRKİYE DÖNGÜSEL EKONOMİ HAFTASI

Sıfır atık projelerine, ekonomide geri dönüşüme önem veren ve Kyto Protokolü dahil küresel ısınmayla ilgili pek çok projenin, anlaşmanın ana destekçilerinden olan Türkiye, ülke içerisinde de çalışmalar yürütüyor. Hem devlet kanadında hem toplumda döngüsel ekonomi modeline geçişin emareleri net bir şekilde görülüyor. Nitekim bu bağlamda gerçekleştirilen Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası bunun en güzel örneklerindendir.

İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye)’nin İş Dünyası Platformu (B4G) ve DCube Döngüsel Ekonomi Platformu (DCube) iş birliğiyle 1-5 Mart tarihleri arasında çevrimiçi olarak düzenlenen Türkiye Döngüsel Ekonomi Haftası’nın dışında devlet kanadında çalışmalar yürütülmektedir. Nitekim kamunun bilinçlendirilmesi için sifiratık.org sitesi kurulurken, kamu binaları da doğa dostu binalara dönüştürülüyor.

ATILAN ADIMLAR YETERSİZ Mİ KALDI?

Kyto Protokolü ülkelerin sera gazı salınımı azaltılmasını zorunlu kılıyor. Fakat bugün gelinen noktada gaz salınımında ilk sıralarda yer alan ülkelerden biri olan ABD’nin küresel ısınmaya kayıtsız kalması ve anlaşmalardan çekilmesi dünya için kötü senaryoların yazılmasına neden oldu. Zira küresel ısınmayla mücadelenin ana gerekliliklerinden birini uluslararası çalışma ve bilinç oluşturuyor.

Öte yandan ülkeler bireysel olarak her ne kadar çalışmalar yürütse de küresel ısınmayı önleyecek oranda efor sarf edilmiş değil. Dolayısıyla bu durumda atılan adımların yetersizliğinin sorgulanması gündeme geliyor.