Küresel iklim değişikliğinin etkileri ve Türkiye

Küresel iklim değişikliği çağımızın en büyük sıkıntılarından biridir. Etkileri tüm dünyada hissedilmekte olup, tüm dünyadaki canlıların hayatları için olumsuzluklar barındırmaktır. İklim değişikliğinin hızını azaltabilmek için küresel çapta sera gazı emisyonlarının belirgin düzeyde düşürülmesi gerekiyor. Bu ortak çalışma içinse küresel ve şeffaf iş birliğinin önemi büyük.

Küresel iklim değişikliğinin etkileri ve Türkiye

İnsanlığın yerleşik düzene geçişinden sonra dünya iklimleri her ne kadar değişmiyor gibi görünse de geçmişten günümüze dek elde edilen bulgular böyle olmadığını göstermektedir. Dünyanın iklimi doğal nedenlerle değişeceği gibi günümüz antropojenik etkileri de buna büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır. 

Peki iklim değişikliği nedir? 

Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışır. Yeryüzüne ulaşan güneş ışınlarının neredeyse yarıya yakını yeryüzünden yansır. Atmosferimiz, sera gazı olarak da nitelendirilen karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit vb. gazlar sayesinde yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir kısmını tekrar yeryüzüne gönderir. Bir battaniye işlevi gören sera gazları sayesinde yeryüzündeki ortalama sıcaklık, insanlar, hayvanlar ve bitkilerin hayatını sürdürmesine imkân verecek bir ısı düzeyini, 15°C’yi yakalar. Sera gazları olmasaydı, yeryüzünün ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu. Sera gazlarının bu doğal etkisi “sera gazı etkisi” olarak adlandırılır.

Birinci Sanayi Devirimi’nden sonra ivme kazanmaya başlayan atmosferdeki sera gazlarının oranı %40’lık bir artış göstererek 280 ppm’den 394 ppm’ye ulaşmıştır. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre karbondioksit oranındaki artış öncelikle fosil yakıt kullanımından kaynaklanıyor. Kayda değer ikinci etken, başta ormansızlaşma olmak üzere arazi kullanımındaki değişimdir.  

 Küresel ısınmaya yol açan etkenler ve etkileri

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, küresel iklim değişikliğinin temel nedeninin insan faaliyetleri sonucunda gözlenen sera gazı artışı olduğunu ortaya koydu.

Başta birincil enerji kaynakları olan fosil yakıtların bilhassa kömürün ağırlıklı olarak devletler tarafından kullanılması bu etkinin baş sorumlusu olarak gösteriliyor. IPCC’ye göre 2004 yılındaki insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının %56’sı fosil yakıt kullanımında ortaya çıkan karbondioksite aittir. Ormansızlaşma da %17’lik bir paya sahip. İklim değişikliğinin etkileri sadece sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Seller, kuraklık, kasırgalar, hortumlar ve aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde yaşanan artış, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükseleme, okyanusların asit oranlarındaki artışların sonucundaki etkiler sonucunda bitkiler , hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altındadır.

 Bilim insanları, iklim değişikliğinin zararlarını en aza indirmek için ortalama sıcaklıkların 2°C’den fazla ısınmaması gerektiğini belirtiyor. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki CO2 oranının 450 ppm seviyesini aşmaması gerekiyor. 

Halihazırdaki mevcut politikalar ve uygulamaların yetersiz olduğu ortada gözüküyor. Dünya Bankası karbondioksit emisyonlarının şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısını yaparken, bu artışın etkilerinin özellikle yoksul kesimlerce hissedileceğini belirtiyor.

 Peki ülkemiz bu durumdan nasıl etkilenecek?

 Türkiye, Akdeniz Havzası’nda yer alıyor ve bu nedenle iklim değişikliğinden, kuraklıkların artması yönünde etkileneceği ön görülüyor. Akdeniz Havzası’nda sıcaklıkların 20-50 yıl içinde ortalama 2 derece artması bekleniyor.

Bu durum, Türkiye açısından bakıldığında, yağışlarda düşüş, beklenmeyen hava olaylarında artış, sıcak hava dalgaları, düzenli sulama gerektiren tarım ürünlerinde verim kaybı, turizm gelirlerinde düşüş, biyolojik çeşitlilik kaybı, orman yangınlarında artış ve yağışlardaki düşüşe bağlı olarak sulak alanlar, yeraltı suları ve su depolama alanlarında kayıplar anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin 2030 yılına gelindiğinde su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna geleceği ve bu nedenle göç ve kayıpların yaşanacağı belirtiliyor.