Küresel Britanya: İngiltere'nin Hint-Pasifik'teki etkinliği

“Küresel Britanya” ifadesi, 2016 yılından bu yana İngiltere’nin dış politika vizyonunda yer alıyor. Bu vizyon doğrultusunda AB’den kopan ve daha bağımsız hale gelen İngiltere, yeni dünya düzeninde önemli bir oyuncu olabilmek adına Hint-Pasifik’teki faaliyetlerini artırıyor.

Bir zamanlar İngiltere’nin küresel hakimiyetini ifade eden Pax Britannica, yerini Britanya’nın birçok sesten biri olduğu ve hatta başkalarının sesleri tarafından bastırılabildiği bir Trans-Atlantik anlaşmasına bıraktı.

Maastricht Antlaşması, İngiltere’nin egemenliğini bir ölçüye kadar Londra’dan Brüksel’e taşıyarak, Avrupa Birliği'ne (AB) üye devletlerden biri statüsüne getirdi. Brexit, bu egemenliği geri kazanmayı ve Avrupa içinde ve dışında Britanya’nın 1946 ile 2016 arasında kaybettiği gücü yeniden elde etmeyi amaçlıyordu. Ayrılığın resmileştirilmesi ve Başbakan Boris Johnson’ın “Küresel Britanya” bayrağını yeniden dalgalandırması ise dört yıl sürdü.

İlk olarak, 2016 yılında Boris Johnson’ın imzasıyla yayınlanan Küresel Britanya vizyonu, “güçlü bir küresel varlığa sahip, dünyanın her bölgesinde etkin, müttefikleriyle birlikte küresel güvenlik ve refahı sağlamanın yanı sıra kendi güvenlik ve refahını da koruyan, dünya ile her alanda angaje olan” bir ülke ortaya koydu.

Peki, Küresel Britanya vizyonu ne kadar uygulanabildi?

“Afgan hükümetinin düşüşü, İngiliz dış politikası için büyük bir başarısızlık. Küresel Britanya ile övünüyoruz ama Küresel Britanya Kabil sokaklarında nerede?”

İngiltere’nin eski Başbakanı ve Muhafazakâr Parti Milletvekili Theresa May, ülkesinin Afganistan politikasını bu sözlerle eleştirdi. Yalnızca May değil birçok İngiliz, hükümetin Afganistan’daki gelişmelere verdiği tepkilerin yetersizliğinden rahatsız.

Eleştirileri reddeden Başbakan Boris Johnson ise, “Avrupa Birliği’nden ayrılan, ABD ile ilişkilerini değerlendiren, “Küresel Britanya” çerçevesinde dünyadaki konumunu İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez yeniden tasarlayan İngiltere’nin uzun vadede Afganistan ve Orta Doğu politikalarını nasıl şekillendireceği hem bölge hem de dünya için büyük önem taşıyor” şeklinde hükümetin attığı hamleleri savundu.

Johnson aksini söylese de İngiltere’nin özellikle Orta Doğu’daki gelişmelere verdiği cılız tepkiler Suriye, Libya, Yemen, Tunus ve son olarak Afganistan’da görüldü. İngiltere’nin Orta Doğu’daki politikaları Küresel Britanya vizyonu ile çelişkili ilerledi.

İngiltere’nin yeni dış politika vizyonu, kamuoyu tarafından da doğru anlaşılmadı. İngiliz Dış Politika Grubu’nun (BFPG) 16 Şubat 2021 tarihli “Dış Politika ve Küresel Britanya Üzerine Birleşik Krallık Kamuoyu Yıllık Anketi”, İngilizlerin Küresel Britanya söylemine bakışını ortaya koydu. Araştırma sonucuna göre, “Küresel Britanya” kavramının kendilerine ne ifade ettiği sorulan katılımcıların yüzde 34’ü “serbest ticaret ve küreselleşmeyi destekleyen bir ülke”, yüzde 27’si “uluslararası iş birliği için etkin diplomasi”, yüzde 21’i ise esas olanın ülke sınırlarının güvende olması ve iç meselelere daha odaklanılması şeklinde cevap verdi. Dolayısıyla İngiliz halkının yürütülen dış politikaya bakışı ve hükümetten beklentisi de Küresel Britanya vizyonundan farklı.

Diğer yandan, İngiltere’nin son yıllarda attığı adımlar aslında Küresel Britanya söyleminin neredeyse tamamen Asya etrafında şekillendiğini gösterdi.

KÜRESEL BRİTANYA VİZYONU HİNT-PASİFİK’TE ŞEKİLLENİYOR

Çin’in uluslararası sahnede kendine önemli bir yer edinmesiyle yeni dünya düzenini oluşturmada önemli bir oyuncu olmak için farklı gereklilikler ortaya çıktı. Dünya güçlerinin gözünü Asya’ya çevirmesi Hint-Pasifik’teki suları ısındırırken, küresel dünyanın yeniden şekillendirildiği bölgede önemli hamleler atılmaya başlandı.

Hint-Pasifik bölgesindeki siyasi çalkantılar pandemiden önce başladı. Bölgede artan Çin-ABD geriliminde diğer ülkeler de taraflarını seçmek zorunda kaldı. ABD, Hindistan, Avustralya ve Japonya’nın kurduğu Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QSD) ya da diğer adıyla “Quad” ittifakı, yükselen Çin’e karşı “Asya’nın NATO’su” gibi hareket etmeye başladı. Dört ülkeyle de ortaklığı olan İngiltere, tarihsel olarak da yabancı olmadığı Hint-Pasifik bölgesine gözünü çevirdi.

Şubat ayında yayınlanan “Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya” adlı belgede, İngiltere’nin yumuşak güç özelliğine vurgu yapılarak Asya’da daha büyük bir oyuncu olma hedefi belirtildi. Ardından Başbakan Johnson, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nde (ASEAN) partner ülke statüsü için başvurduklarını açıkladı.

Brexit sonrası ilk büyük yurtdışı gezisini Hindistan’a yapan Johnson, Kraliyet Donanması’na ait HMS Queen Elizabeth uçak gemisini de bölgeye gönderdi. Son olarak ise yine Kraliyet Donanması’na ait iki devriye gemisi, beş yıl görev yapmak üzere Hint-Pasifik bölgesine gönderildi.

İNGİLTERE SÖMÜRGECİLİK DÖNEMİNE Mİ DÖNÜYOR?

AB zincirini kırmış ve Brüksel tarafından kısıtlanmayan İngiltere’nin dış politikası artık Asya doğrultusunda şekilleniyor. Doğu Asya ve Pasifik bölgesine eğilim, İngiltere’nin ekonomik menfaatleriyle de büyük ölçüde ilişkili. İngiltere-Avustralya arasında imzalanan ticaret anlaşması da bunun ilk adımlarından biri.

Öte yandan, bölgedeki karmaşık jeopolitik zorluklar İngiltere’nin buraya olan eğilimini sınırlayabilir. Bölgeye dair henüz net bir strateji ortaya koyamayan İngiltere’nin bu durumu esneklik sağlamak için mi yoksa imkanlarının yetersizliğinden mi kaynaklandığı belli değil. Ancak İngilizce konuşan diğer müttefikleri Avustralya ve Yeni Zelanda, Asya’da önemli bir aktör olarak var olmasına yetmeyebilir.

İngiltere’nin Çin’e karşı konumunu netleştirmesi ve bölgesel ticaret, askeri ve diplomatik konulara odaklanması gerekiyor. Aksi takdirde kaçınılmaz olarak NATO ortaklarının stratejileri doğrultusunda ilerlemeye mecbur kalacak.

İngiltere’nin Büyük Britanya vizyonu doğrultusundaki askeri faaliyetlerinden ve stratejik iş birliklerinden rahatsız olan Çin ise Asya’daki İngiliz etkinliğini “yeni sömürgecilik” olarak nitelendirdi. Çin medyasında İngiltere’nin Hint-Pasifik’teki varlığının kalıcı olması “abartılı” olarak yorumlandı. Çinli analistlerin Global Times’a verdiği demeçlerde, “Kalıcı askeri mevcudiyet tamamen abartılı. Savaş yetenekleri düşük olan iki devriye gemisi. Füzeleri bile yok” ifadeleri kullanıldı. “Londra nostaljiye hapsolmuş durumda” diyen Çinli analistler, İngiltere’nin artık bu tür politikalar izleyecek gücü olmadığını belirtti.

Afganistan hükümetinin düşmesi ve İngiltere’deki market raflarının boşalması farklı şekillerde de olsa Küresel Britanya söyleminin altının ne kadar dolu olduğunu sorgulatıyor. Ayrıca İngiltere’nin bölgedeki sömürge mirasının etkisi de ilerleyen dönemlerde kendini gösterebilir.