Küba: Güney Amerika'daki protesto zincirinin son halkası

Güney Amerika ülkelerinde yaşanan ayaklanmalara Küba da eklendi. 60 yıldır süren ABD ambargosu altındaki ekonomi, pandemi ile daha da kötüleşince Küba halkı sokaklara döküldü. Devrimciler, protestocuları emperyalist organizasyonların talimatlarını uygulamakla suçlarken, devrim karşıtı Kübalılar ise protestoları destekledi. Peki, Güney Amerika'daki protesto zincirinin oluşmasındaki etkenler neler?

Pazar günü Küba’da başlayan hükümet karşıtı gösteriler, tarihte görülmemiş büyüklükte ve önemde olarak nitelendirilse de bu söylemlerin daha çok ABD ve Batı merkezli olduğu görülüyor. Özellikle ABD’de yaşayan rejim karşıtı Kübalılar, gösterileri devrimden bu yana gerçekleşen en önemli eylemler olarak lanse ediyor.

Öte yandan, Güney Amerika’nın geneline hükümet karşıtı gösteriler artıyor. Kolombiya’da Ivan Duque hükümetindeki vergi reformları, Brezilya’da Bolsonaro hükümetinin Covid-19 ve ekonomi krizini yönetememesi, Venezuela’da Maduro’ya karşı Guaido’nun kendini “geçici başkan” ilan etmesi ve son olarak Haiti’de Devlet Başkanı Jovenel Moise’nin suikaste kurban gitmesi Güney Afrika’daki tansiyonun arttığını gösteriyor. Bunların yanı sıra, Şili, Bolivya ve Ekvador’da da aylarca süren eylemler yapıldı.

ABD Başkanı Joe Biden başta olmak üzere Şili ve Kolombiya hükümetleri, Küba’daki eylemlere destek mesajı verdi. Kendi ülkelerinde halk tarafından protesto edilen hükümetlerin yanında Küba’ya yıllardır ambargo uygulayarak ekonomik kriz yaşamasına neden olan ABD’nin böyle bir mesaj göndermesi ise dikkat çekti.

DİAZ CANEL FİDEL CASTRO’NUN YÖNTEMİNİ UYGULADI

Küba’da Havana'nın hemen dışında St Antonio de los Banos kasabasında başlayan protestlar daha sonra ülke geneline yayıldı. Protestocular “Özgürlük” (Libertad) ve “Patria y Vida” (Vatan ve yaşam) sloganları atarak sokaklara döküldü. Sosyal medya aracılığıyla yayılan protesto görüntülerinin ardından binlerce kişi yürüyüşe geçti.

Hızla yayılan protestolara karşı hükümet hazırlıksız yakalandı. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel, vatandaşlara devrimi savunmak için sokaklara çıkma çağrısında bulundu.

Devrim destekçileri tarafından protestocular, “emperyalist devletlerin talimatlarıyla hareket eden suçlular” olarak adlandırıldı. Ancak sokağa dökülen çoğu protestocunun genç yaşta olduğuna dikkat çekilerek Küba’da nesiller arası bir bölünme başladığı yorumları da yapıldı.

Diaz Canel’in protestoların başladığı St Antonio de los Banos'a giderek 1994 yılında Fidel Castro’nun izlediği yolu izledi.

1993-1994 yıllarında Küba, Sovyetler Birliği’nin dağılması ile büyük bir ekonomik krize girmişti. Ülkede yaşanan elektrik kesintilerinin artması nedeniyle halkta büyük bir öfke oluşmuş ve Havana’nın Malecon bölgesinde protestolar başlamıştı. Ancak Fidel Castro, protestocuların olduğu bölgeye giderek onları yatıştırmış, devrimi destekleyenlere sokağa çağırmış ve ABD’nin uyguladığı ambargoyu krizden sorumlu tutmuştu.

Benzer bir şekilde Diaz Canel de ABD merkezli provokasyonlara dikkat çekerek devrime sahip çıkılması yönünde çağrıda bulundu.

60 YILLIK ABD AMBARGOSU

En büyük gelir kaynaklarından biri turizm olan Küba’nın pandemi nedeniyle turizm gelirlerinin sıfıra inmesi, zaten kötü olan ülke ekonomisinin yüzde 11 daralmasına neden oldu. Kısıtlamaların hafifletilmesi ve aşılamaların yaygınlaşmasıyla açılan turizm, Delta varyantının çıkmasıyla yeniden kapatıldı.

Pazar günü açıklanan verilere göre, Küba’da günlük vaka yaklaşık 7 bine ulaşırken, can kaybı ise 47 olarak kaydedildi. Covid-19 salgınının başlamasından bu yana ise bin 500’den fazla kişi hayatını kaybetti. 11,2 milyonluk Küba nüfusunun 1,7 milyonu aşılandı.

Küba’nın ekonomik krizindeki en büyük etkenlerden biri ise ABD’nin 60 yıldır uyguladığı ambargo. Modern tarihin en uzun ambargosu olarak tarihe geçen ekonomik, ticari ve finansal ambargo, 19 Ekim 1960’tan bu yana uygulanıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, "Küba halkının otoriter rejim tarafından maruz bırakıldıkları onlarca yıllık baskı ve ekonomik ıstıraptan özgürlük ve kurtuluş çağrısının yanındayız” dedi.

Doğal kaynakların sınırlı olduğu Küba’da temel gıda maddelerinin neredeyse yüzde 70’i ithal ediliyor. Öte yandan, kriz nedeniyle birçok Kübalı dışarıdan gelen döviz ile geçimini sürmeye çalışıyordu. Ancak Trump döneminde ağırlaştırılan ambargo koşulları, ABD’de yaşayan Kübalıların ailelerine para göndermesini de kısıtladı.

1994 yılında olduğu gibi elektrik kesintileri de ülkede baş gösteren sorunlardan biri haline geldi. Ülkenin çoğu bölgesinde dört ila altı saatlik kesintiler yapılıyor. Ayrıca Covid-19 hastalarının da bulunduğu hastanelerde güç kaynaklarının korunması da giderek zor hale geliyor.

SOSYAL MEDYA UYGULAMALARI KISITLANDI

Pazar günü başlayan protestolarda atılan “Vatan ve yaşam” sloganları, Fidel Castro’nun ünlü “Vatan ya da ölüm” sloganına karşı başlatıldı. Geçen sene Kübalı sanatçıların başlatmış olduğu muhalif harekette kullanılan bu söylem, Batı medyasında da büyük yankı uyandırmıştı. ABD’de yaşayan fenomen Kübalılar da sosyal medya hesaplarından bu sloganı paylaşarak yayılmasına katkı sağladı.

Protestoların yayılması ile Küba’da sosyal medya da kısıtlandı. Bunun en büyük nedeni olarak ABD ve Batı medyasının dezenformasyonu gösterildi.

Küba Devlet Başkanı Diaz Canel, gazetecilerin sorularını yanıtladığı bir programda mevcut olayları değerlendirdi. 1994 yılında yaşanan Maleconazo olayından bu yana elektriğin düzenli bir hizmet olarak sağlanmasına çalıştıklarını ifade eden Diaz Canel, halkın genel duruma olan tepkisini haklı bulduğunu dile getirdi. Ancak ABD merkezli organizasyonların rejim değişikliği için halkın meşru taleplerini kullandığını da sözlerine ekledi.