Tekinsoy: "Yeni dönemde bireyin kendisi para birimidir"

Dijital para birimlerinin kullanımının artmasıyla birlikte mülkiyet algımız da tamamen değişti. İnsanın parayla olan ilişkisini ve dijitalleşme ile dönüşen para kullanımını Para Koçu Pelin Narin Tekinsoy, Intell4'a değerlendirdi...

Şeyda Kübra Ayaz

seydaayaz@intell4.com

İnsan hayatında para, tarihte çok farklı şekillerde bulunsa da esas itibariyle bir mübadele aracı olarak kullanıldı. Son dönemde ise hayatın her alanına nüfuz eden dijitalleşme, kullanılan paraya da yansıdı. 

Dünyadaki paranın yalnızca yüzde 8’i nakit olarak bulunurken, geri kalan kısmı dijital para olarak kullanılıyor. Peki, bu durum insanların para algısını değiştirdi mi?

Para Koçu Pelin Narin Tekinsoy, “Para kullanımının nakit ya da dijital olması para algımızı değiştirmez ama parasal hareket etme sürecimizi değiştirir” diyerek dijital paranın hayatımıza etkisini şöyle açıklıyor:

“İnsan dokunduğu, temas ettiği şeyle bağ kurar. Bu sebeple nakit para ona saniyeler içinde bir duygu durumu haritası çizerken, parayı elden vermek acı hissiyle hareket etmesini sağlar. Dijital para kullanımında direkt temas olmadığı için sanki vermiyormuşçasına haz içerir ve sayılar birey için sadece görsel olarak sayısal hesaplı tablolardan ibarettir. Yani dokunulmayan paranın duygusal yol haritası yoktur.

“BİREYİN DUYGULARI DÖNÜŞMEDİĞİ SÜRECE PARA ALGISI DEĞİŞMEZ”

Ekonomi profesörü ve nöroekonomi alanında Prof. Prelec’in çalışmalarına atıf yapan Tekinsoy, “Para kullanımında rasyonel değil irrasyonel davranış şekilleri gösterdiğimiz kanıtlanmıştır. Ödemelerimizi nakit olarak yaptığımızda beynimizdeki nöronlar bir yılbaşı ağacı gibi parlamaya başladığını, tam bu sırada beynin elinizdeki parayı vermemeniz için sinyaller gönderdiği bulunmuştur. İstediğimiz bir şeyi almak ile nöral acıyı yaşamak arasında kalıyoruz. Bu da duygusal süreçlerimizdeki beyin işleyişimizin yani vücudumuzun ana kumanda işlemcisinin 'acıdan kaç hazza koş' ilkesini desteklemektedir” dedi.

Tekinsoy, duyguların para kullanımıyla ilişkisini açıklayarak, “Bizim işletim sisteminin duygusal algoritmasının nasıl çalıştığının bir düzeni yoktur, rastgeledir. Bu da zihinsel değil duygusal kayıtlarla gerçekleşir. Heyecan, risk algısı, daha fazlasını istemek, korku gibi duygular hem nakit hem de dijital para kullanımında bizi harekete geçirir. Bireysel değerler ve kriterler kişisel olarak bellidir. Bu sebeple para algısından çok para kullanım şekli değişmiştir. Yani dokunsal nakit alışverişinden, temassız para kullanımına geçilmiştir. Aradaki tek fark budur. Bireyin duyguları dönüşmediği sürece, para algısı değişmez. Sadece para kullanım şeklimizin değişmesiyle daha fazla para harcama yönelimindeyiz, sebebi de duygunun temassızlaşarak ortadan kalkmasıdır” ifadelerini kullandı.

KREDİ KARTI "KONTROL SENDE" HİSSİ YARATIYOR

Son yıllarda artan aşırı tüketimin en önemli sebeplerinden biri olarak kredi kartı kullanımı gösteriliyor. Peki, kredi kartı veya dijital para kullanımının aşırı tüketim ile bir ilgisi var mı?

Prof. Prelec’in çalışmalarını örnek gösteren Tekinsoy, “Kredi kartı haz yaşatır çünkü kontrol sende hissini yaratır. Nakit para da karşıdaki kişi seni kontrol ediyor hissi doğurur ve acı ortaya çıkar. Kaybetme, özgürlüğü elinden alınma, her ne kadar isteyerek bir eylemde bulunsak da zora koşma gibi pek çok duygu ve destekleyici düşünceler bir anda üşüşür” diyerek dijital para ve nakit para harcamanın farkına değindi.

“Sürekli kontrol etme isteğinde olan bizler kredi kartı veya dijital parayı kullandıkça, başkalarının eline bizi kontrol etmesine izin verecek şekilde ipleri uzatırız. Birey bu sistemin en alt basamağındaki veri, ancak onun bir üstü, onun da bir üstü şeklinde kademelendirmiş bir kontrol, hatta çalışma hiyerarşi sistemi var. Kontrol ettiğimizi sandığımız sistem tarafından kontrol ediliriz. En altta olan verinin bütünlüğü ve doğruluğu kadar sistem çalışır. Aynı bir grup dişlinin dönmesi gibi. Dişliler dönerken biri hasar görürse tüm sistem hasarlanır yani durur ya da düzgün çalışmaz. Bunu kavramak ve bundan sonraki süreci şekillendirebilmek bu sebeple önemlidir.”

“Parasal insanın, vezir mi yoksa rezil mi şeklinde ilerleyeceğini kendi para kullanımı belirleyecektir” diyen Tekinsoy, parayla insan ilişkisini açıklayarak, “Herkesin kendisinin patronu olduğu bir zamandayız. Bu sebeple patron olarak aşırı tüketim eğiliminde olduğumuzda beraberinde tatminsizlik de gelecektir. Acı hissetmediğimiz harcama modelimizle yani kredi kartlarımızla tatminsizliğimizi gidermek isterken bir anda aşırı tüketim eylemi içinde kendimizi bulmamız kaçınılmazdır. Ve inanın oraya gerçekten bir anda gelirsiniz. Kimseyi duymaz şekilde davranır, yönetilemez hatta kontrol edilemez bir dürtüyle bir anda gelecek aylarınızı ipotek ediverirsiniz. Sonuç itibariyle ne kadar az kredi kartı o kadar huzur diyebiliriz. İkinci unsur da ne kadar duygularınızı yönetebilirseniz, hayatınızı başkaları değil siz yönetirsiniz” ifadelerini kullandı. 

“KONTROL EDİLEBİLİR İNSAN, KİMLİKSİZLEŞTİRİLMEYE DOĞRU SÜRÜKLENEBİLİR”

Dijitalleşmenin bireyler üzerindeki kimlik algısını değerlendiren Tekinsoy, bunun bir olaya hangi açıdan bakıldığıyla ilgili olduğunu vurguluyor. 

Einstein’dan örnek vererek, “Ben atomu insanlığa hizmet etmek için parçaladım. Onlar bomba yapıp birbirlerini yok ettiler. Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim” sözünü hatırlatan Pelin Narin Tekinsoy, “Duruma baktığınızda ne güzel bir sistem diye düşünülebilir. Kontrol var, hızlıca ulaşılabilirlik var, anında kıyaslama, tespit etme gibi sistemin getirdiği pek çok avantaj var. Fakat her sistem beraberinde dezavantajları da yanında getirir. Bütün bu ifade ettiklerimi tersten okursak, kontrol etmek, tespit etmek, veri toplamak ve anında tüm veriye ulaşmak pek de mahrem olmayacağımızı hatta gelecek günler, geçmişteki demir perde rejimlerinden daha da fena bir hal alacağımızı ifade edebilir. Bu donuklaşmış, kontrol edilebilir insan, kimliksizleştirilmeye doğru sürüklenebilir. Tabi buna hem birey olarak ne kadar izin vereceğimiz hem ulus olarak nasıl davranacağımız hem de hükümet olarak nasıl bir yol izleyeceğimizle ilgilidir” dedi.

“YENİ DÖNEMDE BİREYİN KENDİSİ PARA BİRİMİDİR”

Küreselleşme ve dijitalleşmenin bir araya geldiği noktada insanların dünya vatandaşı olma veya kurumsal diğer yapılardan uzaklaşma eğiliminin arttığı görülüyor.

Tekinsoy, günümüzde insanların aidiyet duygularının nasıl etkilendiği ile ilgili olarak, “İnsan doğası gereği her daim bir yere ait olma, kabul görme eğilimindedir ve bunu ister. Burada önemli olan, ‘Bir yere ait olurken, özgür müyüm yoksa tutsak mıyım?’ sorusunun cevabıdır. Bu ilk önce varoluşumuzla sonrasında düşünce sistemimizle ortaya çıkan bir süreç. Sonrasında davranışlarımıza ve tutumlarımıza yansır. Yani yeni dönemde bireyin kendisi para birimidir. Aidiyet anlayış ve ilişkisi de bu süreci etkileyecektir. Tabii bir de içinde bulunduğumuz süreci anlamak, takip etmek ve değerlendirmek de önemli” ifadelerini kullandı.

“Yeni trend: bireysel hareketlerle para kullanma modellerini belirlemek yani 'data mining' dedikleri veri madeni anlamını yönetmek. Yani bankaları devreden çıkarıp, teknoloji şirketlerinin bu işi yapacağı bir alanın açılması. Nasıl mı? Kenya’da kullanılan M-Pesa örneğini verebilirim. Kenya’da ülke genelinde 2007'de vatandaşların bir telefondan diğerine para transferi yapmayı mümkün kılan bir uygulama tedavüle girer. Transfer, doğrudan mesaj ile yapılır. Herhangi bir uygulama veya karışık şifre olmaksızın mesajla uygulanır. Gerekli altyapıyı ve banka gibi ön şartları da sistem es geçer. Artık işe girmek için banka hesabına gerek yok bu sistemde. Kredi veriyor oluşu bankayı devre dışı bırakıyor ve beraberinde tüketim kapılarını aralıyor. Avans ve kredi çekilebiliyor. Para transferi yapılıyor. Gıda, otomobil ve tatil paketi satışı yapılabiliyor ve hatta kumar oynanabiliyor. Dahası bu sistemde, sadece transfer ücretlerini ortadan kaldırmış olmuyor aynı zamanda bankaları ve nakit parayı da ortadan kaldırıyorsunuz. Dijital para, 2000’lerde ortaya çıktığında, küresel eşitsizliğe yol açacağına inanılıyordu. Gezegenin zenginleri dijital ve mobil parayı kullanırken geriye kalan yoksullar nakit para kullanacaklar tezi bu şekilde çürüdü. M-Pesa hem yoksul kesimi güçlendirdi hem de onları birbirine bağlamış gözüküyor.”

Sosyal medya gibi dijital platformlarda oluşturduğumuz kimlikler, fiziksel dünyadaki kimliklerimizi yansıtmanın ötesinde neredeyse onu geçer hale geldi. Peki, dijital ortamda oluşturduğumuz itibar, paranın yerine geçerek yeni para olabilir mi? Tekinsoy, bu soruyu şu şekilde cevaplıyor:

“Oluşturulan itibarı insanın kullandığı veriler üzerinden değerlendirerek gidecek olursak bana göre buna cevap evettir. Yeni itibar ve veri içeren para ‘insan’dır. Online olarak yaptığım tüm işlemler (banka, alış-veriş, sağlık, yolculuk, aklınıza gelecek tüm veriler) kredi kartıyla yaptıklarınız ki keza onlar da onlinedır. Şehir içinde yapılan yolculuk kartları, kurum ziyaret kayıtları gibi her veri bireyin kişisel datasını oluşturur. Bu beraberinde kişilik özelliklerinin de kısmen ip ucudur. Daha çok online verilerle (şu an için kurum bilgileri kurumda depolanır, şehir içi hareket kartları da yolculuk bilgisini kendi hafızasında depolar ki tüm veriler henüz birbiriyle ilişkilendirilmemiştir.)  Örneğin webden gazete okurken daha önce satın alınan kişisel ürün algoritmaları hesaplanarak bireyin tercihlerine göre sayfada reklam görürsünüz. Bir başka örnekse, cep telefonu konuşmasından sonra bahsettiği ürünle ilgili mesajın size ulaşmasıdır. Tüm bunları alıcıya sağlayan ve beni yönlendirebilirsin iznini veren kişinin kendisidir. Para kişidir. Bu merkezde para tam da kişinin kendisidir. Bir adım daha ileri gidecek olursak; uydu teknolojilerinin ve savaş stratejilerinin gelişmesi ‘tüm bu verilere nasıl erişilir?’i anlamak için günümüzdeki şekillenmesinde yardımcı olmuştur.”

PANDEMİDE KRİPTO BORSALARA OLAN İLGİ NEDEN ARTTI?

Son yıllarda kripto paraya olan ilginin arttığı görülse de özellikle pandemi döneminde bu ilginin daha çok olduğu gözlemleniyor.

Pandemi süresince yaşanan ekonomik zorlukların bu durumu etkilediğini belirten Tekinsoy, “Bizler her ne kadar pandemi süresince git gide ölümle burun buruna olup korkmaya alışsak da aynı zamanda hayatta kalma kaygımız var. Hayatta kalmak ilk olarak sağlıklı nefes almakla başlar. Sonra yine sağlıklı bir şekilde bedensel ihtiyaçlarımızın giderilmesi önemlidir. Buraya kadar tamam. Bunu devam ettirebilmemiz için de paraya ihtiyacımız var. Süreçte ne oldu? Hepimizi etkileyen parasal yoksunluk dönemi başlarken bir yandan da paranın alım değerini hızlıca yitirmeye başladı. İnsanlar birbirine muhtaç olmasın ya da parasal açıdan daha kötüye gitmesin diye elinde olanı tutma hatta çoğaltmak kaygısıyla bu tür borsalara yöneldi” dedi.

Tekinsoy, insanların kendilerine güvenli sığınaklar yaratma ve sağlıklı ortamını sürdürme ihtiyacının da bu durumu tetiklediğinin altını çizdi.

Hayatta kalma çabasının risk alma kapasitesini nasıl artırdığını açıklayan Tekinsoy, “Hepimiz yarının belirsizliği ile güne uyanıyoruz. Herkes güvenli bilgiye ulaşma isteği ve arzusu içinde. Ancak yaşanan gerçekler her zaman istek ve ihtiyaçlarımızı karşılar şekilde vuku bulmuyor. Hayatta kalma çabamız, bilmediğimiz alanların ne kadar risklilik içerdiğini net olarak görmeden ve hatta bunu göz ardı bile isteye ederek, bizi daha fazla para kazanmaya isteğine itiyor. Çünkü bu dönemde eğer düşersem elimden kim tutacak endişesi çığ gibi üstümüze gelmekte. Bu çaresizlik hissi birçok kişiyi alternatif arayışlara ve beraberinde hata yapmaya yöneltti. İnsanların hep daha fazlasını istemeleri ve bunu en kolay yolla, kısa sürede nasıl yaparım sorusunun cevabı aramaları mesnetsiz olan zemini daha da kayganlaştırdı. Bu nedenle de kripto borsalarına yönelimin, pandemiyle birlikte hayatın en temel ihtiyaçlarının karşılanması olan hayatta kalmak için çoğaldığı düşüncesindeyim. Kripto borsalara olan ilk adımdaki yönelim hayatta kalmak için olsa da sonraki adımların hırs, korku, tembellik ve kibir gibi duyguların tetiklenmesiyle başka bir hal almış da olabilir” ifadelerini kullandı.

“PARA KAZANMA HIRSI VE RİSKİ GÜVENİN ÖNÜNE GEÇEMEZ”

THODEX ve benzeri kripto borsalarına para yatıran birçok kişi dolandırıldığını öğrendi. Öte yandan, bu dolandırılma vakalarının temeline bakıldığında insanların aslında tam olarak hakim olmadığı bir alanda riskli yatırımlar yaptığı görüldü. Dolandırılma vakalarının yanı sıra, bütün mal varlığını kripto para borsalarında kaybeden insanlar da sıkça haberlerde yer aldı.

Pelin Narin Tekinsoy, insanların kripto para borsalarına girmelerinde para kazanma hırslarının, güvenin önüne geçtiği görünse de bunun bir algı olduğunu söylüyor. Tekinsoy, “Belki ortamın güvensizliğinin sürekli yeni bir gündemle tetiklenmesi, belki altta yatan çok derinde hayatta kalma korkusu veya sevdiklerimizden ayrılma korkusu olabilir. Çünkü bu dönem her kesimden insanın elinin kolunun bağlandığı, sadece gözlemci olabileceği (gerçekten yapabiliyorsa), sevdiklerinin gözlerinin önünde elinden kayıp gittiği veya gideceği hissiyle başa etmesini gerektiren bir hal içindeyiz. Ve paranın hiçbir önemi olmadığını da gördük” diyerek insanların daha temelde neden kripto borsalara yöneldiğini açıkladı.

Paranın yaşam içim gerekli bir araç olduğunu vurgulayan Tekinsoy, “Bugün hayatta kalmamız için karşılamak zorunda olduğumuz yeme, içme ihtiyacımız parasal olarak hiç yok diyemem. Bu sebeple para birincil ihtiyaçlarımı gidermede gizli kahramandır. Ve her zaman güven alanımızı tutmaya ihtiyaç duyarız. Bu da Maslow piramidinin ikinci seviyesinin en temel bilgisidir. Para kazanma hırsı ve riski güvenin önüne geçemez. Kişinin sevgi yoksunluğu, korku seviyesi onun aslında güven arayışı ihtiyacıdır. Bu arayış onu sanki hırslı ve risk almaya muktedirmiş gibi yorumlamaya sebep olabilir” dedi.

Tekinsoy, paranın insan yaşamındaki yerini özetleyerek, “Gelinen noktada herkesin ilk önce kendisiyle mutmain olması, bilmiyorsa da öğrenmesi gerektiği bir zamandayız. Bu olanlar bana, insan bilincinin yükselmesi için, insanın silkinerek kendine gelip uyanması için gerçekleşen bir sürü serüven gibi geliyor. Dünya bir film sahnesinde filmin kendisini canlandırıyor. Para da bu filmde insan gibi başrol oyunculardan biri, adı para olan! Şekil, renk, kurgu ve senaryosu değişen” şeklinde konuştu.