Koruyucu Kalkan, ABD

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Fatou Bensouda, yaptığı açıklamada işgalci İsrail'in işlediği savaş suçlarından ötürü mahkemeler önünde yargılanması gerektiğini belirtti. İsrail'in işlediği savaş suçlarının soruşturulmasını talep eden UCM Başsavcısına ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'dan tepki geldi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Fatou Bensouda, 20 Aralık 2019 tarihinde yaptığı açıklamayla işgalci İsrail’in işlediği savaş suçlarıyla ilgili soruşturma başlatmak istediğini duyurdu. İsrail’in Filistin topraklarında işlediği savaş suçlarıyla ilgili açıklamalarda bulunan Başsavcı Fatou Bensouda, bu konuda soruşturma talebinin olduğunu belirtti.

UCM Başsavcısı Fatou Bensouda’nın açıklamasının ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, verilen karara tepki göstererek buna ilişkin yazılı açıklamada bulundu.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Fatou Bensouda

 

Pompeo, açıklamasında, "Başsavcı, bu eylemi gerçekleştirerek, mahkemenin soruşturmaya devam etme yetkisi hakkında ciddi yasal soruların bulunduğunu açıkça kabul etmiştir. Buna ve İsrail'i haksız yere hedef alan her türlü eylemin karşısındayız." ifadelerini kullandı.

Filistin'i bağımsız bir devlet olarak görmediklerini belirten PompeoFilistin'in UCM de dahil olmak üzere, uluslararası kurum ve kuruluşlara devlet olarak katılma hakkına sahip olmadığını savundu. Pompeo, ayrıca ABD ve İsrail'in UCM'ye üye olmadığına dikkati çekerek şunları kaydetti:

"ABD olarak, UCM'nin Roma Statüsünün bir parçası olmayan taraflara karşı çıkarımda bulunmasına uzun zamandır itiraz ediyoruz. UCM'ye katılmayı seçen ulusların kararına saygı duyuyor ve buna karşılık olarak ABD ve İsrail'in buna katılmama kararına saygı duyulmasını istiyoruz. İsrail ile Filistinliler arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış sağlanmasına derinden, sıkı ve tutarlı bir şekilde bağlıyız. Bu çatışmayı sonlandırmanın tek gerçekçi yolu doğrudan müzakerelerdir."

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

 

ADALETİN ÖNÜNDEKİ ENGEL: ABD

Ortadoğu’nun “şımarık çocuğu” olarak tabir edilen ve Filistin topraklarını işgal eden İsrail’in en büyük destekçilerinin başında sözde adalet, eşitlik, demokrasi ve insan haklarının hamisi ABD geliyor. ABD’deki Siyonist sevici müesses nizam, maddi ve askeri yardımlarının yanı sıra Birleşmiş Milletler’de (BM) İsrail’in koruyucu kalkanı gibi davranarak Ortadoğu barışını engelleyen en önemli konulardan Filistin meselesinin çözümüne engel oluyor.

ABD’de dört yılda bir sekiz yılda bir başkanlar değişse de müesses nizamın İsrail politikası değişmiyor. Başta İsrail'in yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri politikası olmak üzere Filistinlilerin topraklarından sürülmesi ve her geçen gün İsrail işgalinin artması gibi konularda Washington yönetimi Tel Aviv'e bazen açıktan bazen de gizliden destek veriyor.

ABD’nin İsrail’e olan sınırsız desteği Filistin meselesinin gün geçtikçe daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına ve dünya barışının sağlanamamasına neden oluyor. Dünya barışı sağlanamadığı gibi İsrail’in suç işlemedeki cesareti her geçen gün artıyor. Uluslararası arenada İsrail’in kural tanımamazlığı, uluslararası nizamı görmezden gelerek kurum ve kuruluşlarında önünde bir engel olarak duruyor. Nitekim Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail’in Filistin’de işlediği savaş suçlarının incelenmesine ilişkin soruşturma başlatma kararı alması, Tel Aviv tarafından dolayısıyla da Washington tarafından tepkiyle karşılandı.

Kadim Filistin topraklarında bir Yahudi-siyonist devletinin kurulmasına dair ilk tohumlar 1917 yılında “Balfour Deklarasyonu” ile İngilizler tarafından atılmıştı. Yahudi-siyonist devletinin kurulması ise ABD Başkanı Harry S. Truman’ın lobicilik faaliyetleri ile BM Genel Kurulu’nda Filistin topraklarının Filistinliler ve Yahudi-siyonistler arasında paylaştırma planı ile sağlanmıştı. 29 Kasım 1947’den beri İsrail’i açık ve gizli destekleyen ABD, bölge barışının, adaletin, demokrasinin ve İnsan Hakları’nın önündeki en büyük engeldir. 

Sonuç olarak İsrail, koruyucu kalkanı ABD’nin tüm engellemlerine rağmen Kudüs’de, Batı Şeria’da ve Gazze’de işlemiş olduğu tüm suçlardan ötürü Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalıdır.