Pandemi Türkiye'yi nasıl etkiledi?

Prof. Dr. Veysel Bozkurt tarafından yapılan araştırma, pandeminin toplumun ruh sağlığı ve aile ilişkileri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de yaşayanların yaşam memnuniyeti son bir yılda yüzde 60’tan yüzde 44’e gerilediği görülüyor.

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt, “Pandeminin Toplumun Ruh Hali ve Aile İlişkileri Üzerindeki Etkisi” adlı araştırmasının sonuçlarını yayınladı. Çalışma kapsamında son bir yılda Türkiye’deki toplumun ruh halindeki ve aile ilişkilerinde değişimi, mevcut durumu ve bunun altında yatan sebepler değerlendirildi.

Araştırma, Nisan 2020 ile Nisan 2021 tarihleri arasındaki bir yıllık süreyi kapsıyor. İlk aşama olarak geçtiğimiz yıl nisan ayında 5054 kişiye yapılan anketin ardından tam bir sene sonra bu yıl nisan ayında 4075 kişiye anket yapıldı. Toplamda 9129 kişiye yapılan anket sonuçlarına göre, Türkiye’deki vatandaşların yaşam memnuniyeti son bir yılda yüzde 60’tan yüzde 44’e düştü.

PANDEMİ İNSANLARDAKİ TAHAMMÜLÜ AZALTTI

Pandemi koşulları, depresif belirtilerin de son bir yıl içinde artışına neden oldu. Araştırma sonuçlarına göre, "Hayatım üzerinde kontrol duygumu kaybettim" diyenlerin oranı Nisan 2020 yüzde 31'den, Nisan 2021'de yüzde 44 çıktı. "Günlük işlerimi yapmakta zorlanır hale geldim" diyenler ise yüzde 41 oranında kaydedildi.

"Daha çabuk sinirlenir ve öfkelenir hale geldim" diyenlerin oranı yüzde 38'den yüzde 46'ya yükselirken, kısıtlamalar ile insanların tahammül seviyesinin azaldığı görüldü. "Uyku kalitem bozuldu" diyenler ise yüzde 51 gibi yüksek bir seviyede.

Covid-19 virüsü bütün dünyada insanların arasındaki fiziksel mesafeyi açtı. İnsanlar arkadaşlarından, akrabalarından, komşularından uzaklaşmak zorunda kaldı. Anket verilerine bakıldığında, bu durumun insanlarda yalnızlaşmayı artırdığı görülüyor. Nitekim "Yalnızlık duygum artı" diyenlerin oranları Nisan 2020 yüzde iken 27'den Nisan 2021 yüzde 51'e yükseldi.

Geçtiğimiz yıla göre en fazla değişiklik gösteren değerlerden biri de insanların kendilerini sürekli yorgun hissetmesi hakkında. Kapanma sebebiyle evden çok fazla dışarı çıkmayan insanlarda sürekli bir yorgunluk hali olduğu tespit edildi. "Sürekli yorgunluk ve bitkinlik hissediyorum" diyenler Nisan 2020'de yüzde 39 iken, bu oran bir yıl sonra yüzde 65'e yükseldi.

DEPRESİF BELİRTİLER EN ÇOK GENÇLERDE

Uzayan pandemi koşulları yaşam memnuniyetinin gerilemesi yanında, ölüm, virüs kapma ve sevdiklerini kaybetme gibi varoluşsal kaygıları da artırdı. Özellikle kadınların iş yükünün artması sebebiyle stres oranının da yükseldiği tespit edildi.

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri gençler hakkında. En yüksek varoluşsal kaygılar 20’li yaşlardaki gençler arasında görülürken, en yüksek depresif belirti ise 25 yaş ve altı gençlerde gözleniyor.

Gençlerdeki depresyonun önemli sebeplerinden biri de ekonomik kaygılardan kaynaklanıyor. Ekonomik kaygıların da en fazla görüldüğü kesim gençler arasında 21-25 yaş grubunda.

Anket sonuçlarında yapılan analizlere göre, insanların devlete güvenleri arttıkça depresyon belirtilerinin, varoluşsal ve ekonomik kaygılarının gerilediği ortaya koyuldu.

GELİR AZALDIKÇA AİLE-İÇİ SORUNLAR ARTIYOR

Pandemi kısıtlamaları, normalden çok daha uzun süreler hane halkının bir arada olmasına sebebiyet verdi. Bu durum bazılarında yakınlaşmaya yararken, bazılarında ise daha fazla çatışma yarattı. Ancak son bir yıldaki verilere göre, aile içinde iletişim problemi ve huzursuzluğun arttığı görüldü. Aile bağlarının güçlenmesi halinde ise hem depresyon belirtilerinin hem de ekonomik kaygıların iyileştiği tespit edildi.

Dini bağlılığa göre aile ilişkileri de pandemi döneminde anlamlı şekilde farklılaşıyor. Araştırmaya göre, en düşük depresif belirtiler mütedeyyin insanlar arasında. Benzer şekilde inançlı ve dini yükümlülüklerini yerine getirenler arasında varoluşsal ve ekonomik kaygılar daha düşük görülüyor.

Aile-içi sorunlarda gelir önemli bir gösterge. Gelir azaldıkça depresyon eğilimi artıyor. Hanenin geliri arttıkça, aile bağlarının güçlendiğini söyleyenlerin oranı belirgin şekilde artıyor. İşsiz ya da işini kaybetme kaygısına sahip olanlar arasında ise depresif belirtiler daha yüksek görülüyor. Gelecekte işini kaybetme kaygısı ne kadar yüksekse, varoluşsal kaygıların da o ölçüde arttığı ifade ediliyor.

DEVLET KAPSAYICI BİR DİL KULLANMALI

Çalışmaya katılanların çoğunluğu, önümüzdeki altı ay içinde ekonomik durumunun düzelmeyeceğini düşünüyor. Ancak iyimser beklenti arttıkça, depresif belirtiler, kaygı ve aile içi sorunlar azalıyor ve aile içi dayanışma güçleniyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre, güçlü sosyal bağlar (güven ve sosyal ağlara katılım) krizlerin yarattığı zorluklara karşı insanlar üzerinde koruyucu bir işlev görüyor. Benzer şekilde güçlü aile ilişkileri de bireylerin zorluklara karşı dayanıklılığını artıran bir başka faktör olarak anket sonuçlarında ortaya koyuluyor.

Bunun yanı sıra, yoksullar, gençler ve kadınlar arasında depresyon belirtilerinin ve aile içindeki sorunların çok daha fazla olduğu görülüyor. Gençler için hareket alanının daralması, arkadaşlarından uzak kalmaları kadar, istihdam kaygısı da son derece etkili. Öte yandan, işin eve taşınması ve dolayısıyla da iş yükünün artması, kadınları erkeklere göre daha olumsuz etkiliyor.

Pandemi sürecinde devletin rolü ise vatandaşlara sosyal desteklerini sürdürmesi ve kitleleri kapsayıcı bir iletişim dili kullanması. Vatandaşlar üzerinde oluşan hasarın azaltılması için devletin bu duruşu büyük önem taşıyor.