Koronavirüs: Osmanlı’da ve günümüz Türkiye'sinde karantina uygulamaları

Covid-19 pandemisinin Çin'den yayılarak tüm dünyayı etkisi altına almasıyla ülkelerin aldığı önlemler hız kazandı. Bazı ülkeler sokağa çıkma yasağı getirirken bazılarıysa karantina uygulamasını yürürlüğe koydu. Peki günümüz Türkiye'sinde ve Osmanlı'da karantina uygulamaları nasıldı?

İlk kez dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’de görülen ve olarca ülkeyi etkisi altına alan koronavirüs can almaya devam ediyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Covid-19 olarak isimlendirilen ve pandemi ilan edilen virüsün milyonlarca kişiye bulaşmasıyla ülkelerin aldığı önlemler hız kazandı. Bazı ülkeler sokağa çıkma yasağı getirirken bazılarıysa karantina uygulamasını yürürlüğe koydu.

GÜNÜMÜZDE KARANTİNA UYGULAMALARI

Bilindiği üzere Çin’de virüsün görüldüğü Wuhan kenti başta olmak üzere birçok şehirde karantina uygulanmıştı. Öylesine sıkı önlemler alınmıştı ki, hastaneye gitmek için dahi bölgeden çıkabilmek mümkün değildi.  Virüsün Avrupa üssünün İtalya olmasıyla, virüs tüm Avrupa içinde yayılım gösterdi. Çok sayıda Avrupa ülkesi art arda OHAL ilan etmeye ve şehirlerini karantina almaya başladı.

Türkiye’de özellikle 65 yaş ve üzerindeki yaşlıların sokağa çıkmaları sınırlandırılırken yetkililer gençlere de “evde kalın” çağrısını sıklıkla yineliyor. Türkiye henüz vatandaşın yaşamını kısıtlayacak bir tedbir almadı, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi OHAL ilan etmedi ya da riskli şehirlerini karantina altına almadı. Ancak buna rağmen birçok birey, sosyal yaşamının kısıtlandığı görüşünde.

Aslında yetkililerin halka, sağlığı için uyarıda bulunması ve koronavirüs kapsamında birçok sosyal mekanın kapatılmış olması vatandaşlar tarafından baskı unsuru olarak görüldü. Hatta ibadet mekanlarının geçici süreliğine kapatılması gibi önlemler, halkın ciddi tepkisine yol açtı. Kendini baskı altında hisseden birçok birey, bu süreçte cami önlerine koştu ve zorla içeri girmeye çalıştı. Ancak bunun nedeni Türkiye’nin tarih boyu, diğer ülkelerde olduğu gibi bir karantina durumuyla karşılaşmamış olması.

OSMANLI’DA NASILDI?

Bu topraklardaki karantina uygulaması ilk kez Osmanlı’nın ‘Kolera’ salgınıyla karşılaşmasının ardından oldu.Sultan II. Mahmud şeriata aykırı görülen uygulamalar nedeniyle karantina düzenini ilan edemiyordu. Ardından Şeyhülislam Asım Efendi karantinanın şeriata aykırı olmadığını kabul ederek ülke genelinde bir karantina teşkilatı kurulmasına karar verdi. Ancak devlet adamları bu kararın toplumda memnuniyetsizliklere ve ticaret hayatında zorluklara neden olacağının farkındaydı. Bundan dolayı resmi gazete olan Takvim-i Vekayi’de karantinanın yararları ve şeriata uygun olduğu anlatılarak karantina usulünün kurulduğu açıklandı. II’inci Mahmut karantinanın yararları konusunda bir kitap da yazdırmıştı.

Ancak tüm bu çabalara rağmen Müslümanlar, karantinanın dinen uygun olup olmadığı konusunda şüpheliydi. Karantina sadece tecrit veya ülkeye giriş izninden ibaret değildi. Eşya ve mekanların dezenfekte edilmesi, ölülerin muayenesi ve gömülmelerine ilişkin kurallar da karantina kapsamındaydı. Halk, karantina hekimlerinin ölüleri özellikle de Müslüman kadınların ölülerini muayene etmelerini hiç hoş karşılamıyordu. Öte yandan, karantinanın bilimsel esaslarını bilen hekim pek yoktu. Bu dönemde başta askeriyedeki reform çalışmalarında olduğu gibi karantina usulü Avrupalılardan öğrenildi.

Oldukça zor olsa da, halk karantinayı kabul etmişti. Günümüzde olduğu gibi ilk karantinanın uygulandığı Osmanlı’da da çeşitli engellemeler meydana gelmişti. Günümüzde henüz bir karantina uygulaması olmamasına rağmen camilere zorla girilmeye çalışılırken, o dönemde de karantinanın Şeriat’a uygunluğu tartışılıyordu.Geçmişten günümüze baktığımızda, konu karantina uygulaması ve baskı politikası olduğunda halkın tepkisinin hiç değişmediğini, köklerimizin hala aynı kaldığını söyleyebiliriz.