Koronavirüs (Covid-19): Halkın tedbirsizliği vaka sayısını ne kadar arttırabilir?

Yaşadığımız yüzyılın en büyük salgını haline gelen koronavirüs nedeniyle, ülkelerin aldığı tedbirler her geçen gün artıyor. Ancak Türkiye'de halk, tüm uyarılara rağmen Covid-19 virüsünü hafife almaya devam ediyor. Toplumun yasakları dikkate almaması ve gündelik yaşamına olağan şekilde sürdürme çabası, ülkedeki vaka sayısını ciddi oranda arttırabilir.

İlk kez Çin’in Wuhan kentinde görülen ve yaşadığımız yüzyılın en büyük salgını haline gelen koronavirüs, tüm dünyayı etkisi altına aldı. Dünya genelinde binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan virüs Türkiye’de de 2 can aldı ve ülkedeki vaka sayısı 191’e ulaştı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Covid-19 olarak isimlendirdiği ve pandemi olarak nitelendirdiği koronavirüsün, ülkede görülmeye başladığı ilk andan itibaren alınan tedbirler kat be kat arttı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, her fırsatta ‘zorunlu olmadıkça evden çıkmayın’ uyarına rağmen halkın bir bölümü tedbirlere uymamakta ısrarcı.

HANGİ AŞAMADAYIZ?

Toplumun büyük bir kesiminin virüse karşı hiçbir önlem almaması ve ‘bana bir şey olmaz’ fikrine sahip olması, virüsün halk arasında yayılım hızını arttırıyor. Covid-19 pandemisine karşı tüm ‘‘#EvdeKal’’ uyarılarına rağmen, yüzlerce hatta binlerce kişi, bu durum sanki bir tatili andırıyormuşçasına yazlıklarına veya tatil beldelerine gitmeye başladı. Aslında büyük şehirlerden uzaklaşarak virüsten uzak kalmak isteyen bireyler, belki taşıyıcı olarak virüsü daha da yaydı.

Yazlıkçıların yanı sıra, söylenenleri dikkate almayan birçok insanın da, tüm uyarılara rağmen gündelik yaşamına devam ettiği görülüyor. Sahiller veya kalabalık caddeller hala insan kaynıyor. Grup halinde yapılabilecek tüm etkinliklerin sona ermesine rağmen, bir grup genç koronavirüs tehlikesini hiçe sayarak asker eğlencesi tertip edebiliyor.

Gençler sosyal hayatlarına hız kesmeden devam ederken, yaşlılar da altta kalmıyor. Evde kalın çağrılarına uymayan teyzeler, komşu ziyaretleri ve altın günleri yapmayı sürdürüyor. Kahvehanelerin kapanmasıyla ne yapacağını bilemeyen dedeler ise, meydanlarda vakit geçiriyor. Hatta son birkaç günde meydanlarda dolaşımlar o kadar arttı ki, Denizli Büyükşehir Belediyesi ekipleri çareyi meydanlardaki bankları sökmekte buldu. 

Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlıığ’nın, koronavirüs tehlikesi nedeniyle '’namazınızı evde kılın'’ uyarısı yaptığı ve bu sürecin yayınlanan bir genelge ile hayata geçtiği biliniyor. Ancak tüm uyarılara ve kurallara rağmen, zorla camiye girip cemaat ile imam arasında, saf tutarak namaz kılmak isteyen bireyler camilerle tartışma çıkartabiliyor. Türkiye olarak daha önce eşi benzeri görülmemiş bir süreçten geçiyoruz ancak bu süreci en az hasarla atlatmak yine bizim elimizde.

İtalya ile benzer bir durumu yaşamamak adına, önerileri dikkate almamız ve mecbur kalmadıkça evden çıkmamız gerekli. Birçok Avrupa ülkesinde Türkiye kadar erken önlem alınmaması nedeniyle, toplum hayatını olağan şekilde sürdürmeye devam etmişti. Bu sebeple bugün birçok Avrupa ülkesi oldukça zor günler geçiriyor. Türk halkı olarak, bu ülkeler arasında yer almamak için evde kalmayı sürdürmeli ve durumun ciddiyetini kavramalıyız. Aksi takdirde bizleri oldukça zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz.

VAKA SAYISI NE KADAR ARTABİLİR?

Türkiye'de ilk pozitif vakanın açıklandığı günden bu yana ciddi bir artış gözlemlendi. Ancak kuluçka süresi üzerinden baktığımızda bu sayılar mevcut durumu değil, en azından iki hafta öncesinde başlayan enfeksiyonları göstermekte. Konu hakkında yapılan modelleme çalışmalarını incelediğimizde, salgının başında Wuhan şehri ve ardından tüm Çin kapılarını dünyaya kapatmış olsa da modelleme çalışmaları, 23 Ocak öncesinde ortalama 60 bin kişinin Wuhan'dan havayolu ile Çin dışına çıktığını göstermişti.

Bu bağlamda uluslararası hava trafiğini göz önünde tutularak, Hong Kong, Singapur, Japonya ve Güney Kore'nin ve sonrasında Amerika, Fransa, Almanya ve İtalya'nın ilk etkilenecek ülkelerden olacağını yönünde sonuçlar elde edildi. Bu ilk projeksiyonlar güncel durumla tamamen örtüşmekte.

Çoğu modellemede risk kategorisinde yer almayan ülkelerden biri ise İran'dı.19 Şubat tarihinde İran, beklenmedik bir şekilde, koronavirüs hastalığı kaynaklı iki ölüm bildirdi. Türkiye tüm sınır kapılarını kapattı ve uçuşlarını engelledi ancak, aynı çalışma Türkiye içinde yapıldığında, İran’da vakalar görülmeden önceki kuluçka süresinde binlerce kişinin ülkeye girdiği tespit edildi.

Yani Türkiye’de riskli ülkeler kategorisine girdi. Dünyadaki veriler, salgının başında her vakanın ortalama 2.5-3 kişiyi enfekte ettiğini söylüyor. Her bir vakanın bir ay içerisinde yaklaşık 300-400 kişiyi enfekte edebileceğini tahmin edebiliriz. Buradan yola çıkarak önümüzdeki 18 ay içerisinde önlemler dahi alınsa bile dünya nüfusunun yarısından fazlasının enfekte olacağı tahmin ediliyor. Salgını önlemenin en etkili yolu salgın zincirini kırmaktır. Bunun için de mutlaka test etmek ve izolasyon gerçekleştirmek gerekiyor.

Türkiye şu anki etapta her iki kuralıda zor kullanmadan uyguluyor. Tüm şüpheli vakalara test yapılıyor ve halka evden çıkmayın uyarıları sürüyor. Devlet bu süreçte, toplumun zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için ılımlı bir politika izliyor ancak önlem almayan ve uyarıları dikkate almayan insanların virüse yakalanması ve bunu dağıtmasıyla süreç daha katı bir hal alabilir.